TÜİK Revizyonu ve Büyüme

0
1990 yılında İzmir'de doğdu. Lisans ve yüksek lisansını ekonomi alanında Sabancı Üniversitesi'nde tamamladı. Şu anda UPenn'de doktora çalışmasına devam etmektedir.

TÜİK iki gün önce 2018 yılının birinci çeyreğinde Gayrisafi Yurtiçi Hasılamızın (GSYİH) geçen yıla oranla %7.4 büyüdüğünü açıkladı. Tabii ki bu güzel bir haber. Bütün olumsuz havaya karşın Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor.

%7.4 yüksek bir oran. Neredeyse eskiden ürettiğimizin onda biri kadar fazlasını üretiyoruz demek bu. Haklı olarak hükümet de bununla gurur duyuyor. Peki bu gerçekten AK Parti için büyük bir başarı mı?

Yeni GSYİH Hesaplama Yöntemi
TÜİK 2017 yılından beri yeni bir metod ile GSYİH’yi hesaplıyor. Bu revizyon çok tartışıldı, TÜİK şüpheleri giderecek açıklamaları tam olarak yapamadığından tartışma hala dinmiş değil. TÜİK’in rakamları şişirdiğini iddia edenlerin sayısı hiç azımsanmayacak kadar fazla. TÜİK yeni yöntem ile GSYİH’yi 1998 yılından itibaren tekrar hesapladığı için eski yöntem ile yeni yöntem arasındaki farkı 1998-2016 yılları arasında görebiliyoruz. Gerçekten de aşağıdaki grafiğe bakarsanız eski hesaplama yöntemi ile yeni hesaplama yöntemi arasındaki büyüme oranları arasında önemli bir fark var.

Ben TÜİK’in veriler ile oynayarak büyüme istatistiklerini şişirdiğini hiç sanmıyorum. Revizyonun önemli bir bölümünün TÜİK’in kullandığı veri kaynağındaki değişiklikten geldiğini düşünüyorum. Eskiden anket yöntemi ile topladığı verilerin yerine artık idari kayıtlardan (SGK, vergi ödemeleri vs.) derlediği veriler ile hesaplıyor. Dolayısı ile iki veri seti arasında fark olması doğal. Belki anket sisteminin daha doğru olduğunu savunabilirsiniz, ama Ozan Bakış’ın belirttiği üzere anket sisteminin sorunlarının idari kayıtlardan daha az olduğunu iddia etmek zor. Dolayısı ile bence TÜİK’in hesaplamalarında sorun yok. Fark ettiyseniz eski yöntem ile yeni yöntem 2010 yılından sonra ayrışmaya başlıyor. Bunun altında idari kayıtların ancak 2010 yılından itibaren düzgün olarak kullanılabilmesi yatıyor. Dolayısı ile aynı veri seti ile hesaplanınca yeni ve eski yöntemin bir farkı yok, fark veri setinden kaynaklanıyor.

Ama bu sistem değişikliğinin başka bir problemi var: eski seri ile yeni seriyi artık kıyaslamamız, birebir karşılaştırmamız imkansız. Eğer yeni sistemle varılan sonuç doğruysa, eski hesaplamalarımız yanlış demektir. Grafikten de görüleceği üzere yeni veri seti bize hep daha yüksek büyüme oranı vermiş, yeni verilerin kullanıldığı 2010 yılından itibaren eğri yukarı doğru kaymış. O zaman 2010’dan önceki eğrinin de yukarı doğru kayması gerekmez mi? Bundan dolayı sormamız gereken soru, bazı yorumcuların yaptığı gibi, eski sistemle hesaplama yapsaydık bugünkü GSYİH ne olurdu değil; yeni sistemle eski dönemlerdeki GSYİH’i hesaplayabilseydik ne olurdu olmalı.

1990’ler vs. 2000’ler
Can alıcı nokta ise grafikte göze çarpan ikinci detay: 2000 yılından önceki büyüme rakamlarının pozitif olduğu değerlere bakarsanız, büyümenin neredeyse hiçbir zaman %5’in altına düşmediğini göreceksiniz. AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılıyla öncesi arasında büyüme oranları arasında çok büyük bir fark yok. Yani kayıp yıllar olarak değerlendirilen 1990’larda bile ekonomi büyüdüğünde %7’nin üzerinde büyüyormuş. Eğer buna bir de hata payını eklerseniz, grafikteki mavi çizgiyi yukarı doğru kaydırmanız gerekir, böylece büyümedeki norm yüzde 8’ler civarında olacaktır.

Başbakan Binali Yıldırım geçen gün katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin 1924-2002 tarihleri arasında ortalama %4.7 büyüdüğünü, AK Parti hükümeti dönemindeki 2003-2017 yılları arasında ise %5.7 büyüdüğünü söyledi ve aradaki bir puan farkın öneminden bahsetti. Doğru, bir puanlık büyüme bile çok önemli. Ama görüyoruz ki o aradaki fark aslında TÜİK veri setini değiştirdiği için oluşmuş olabilir. Bu hatayı geriye dönük düzeltirseniz 1924-2002 ile 2003-2017 arasında büyüme oranı arasında hiçbir fark kalmayabilir.

Dolayısı ile büyüme istatistiklerinde olağandışı bir şey yok. Bana göre AK Parti’nin ekonomideki başarısı yüksek büyüme istatistikleri değil, tersine negatif büyümenin ender yaşanmış olması. Yani bir başka deyişle istikrar. Grafiğe bakarsanız eğrinin 1990’lı yıllarda sıkılıkla sıfırın altına düştüğünü göreceksiniz, AK Parti iktidarında ise sadece iki kere, küresel kriz ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında bu gözlemleniyor.

AK Parti büyüme oranları ile övünmekte haklı, ama bu AK Parti’ye has bir başarı değil. AK Parti’nin övünmesi gereken kısım, çöküşleri önlemiş olması.

CEVAP VER