Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (40)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

XL

Köln

 

‘Onun gibi giyinmek isterdim diye geçirdi içinden. Küçüklüğünden beri başörtüsü takmak zorunda olduğu içinde bir ukde olarak kalmıştı.

Kendini kadın olarak hissetmek her zaman yasaktı.

Anca bayanlar arası yapılan kına gecelerinde rahat ve açık elbiseler giyerdi.

O zaman bile kadınsı giyindiğinde rahat olamıyordu.

O kadar ki; kendini bakımlı, güzel ve kadınsı hissettiğinde de rahatsız olduğu olmuştu çoğu zaman…’

 

Tren, rayların üzerinde kayar gibi giderken, herkes kendi dünyasında yaşıyor gibiydi.

Sanki tek bir dünya yoktu, insan sayısı kadar dünya vardı.

Ellerindeki telefon ve tabletlerle meşgul olan insanların sayısı bir hayli fazlaydı.

Buna rağmen, kitap okuyan, dışarıyı izleyen, uyuyan, çocuğuyla sohbet eden, sevgilisiyle öpüşen, arkadaşlarıyla kart oynayan, hüzünlenen, gülen, kahkaha atan; kısacası normal insan gibi yaşayakalanlar da vardı…

Buket, iki katlı trenleri ilk defa görmüştü ve çok hoşuna gitmişti. Alt katlar basık olduğu için, özgürce üst katta oturmak daha çekici geliyordu. Etrafı seyretmek, istasyonlardaki insanları gözlemlemek ve hayal kurmak…

Tren Duisburg’a doğru ilerlerken, kendi hayatını dizi yapmanın hayalini kurdu. Nasıl olsa bu hayali beş-altı yıla kadar gerçekleşmiş olacaktı.

Kendini, özel hayatlarını sergilemeyi bu kadar çok seven insanlar için, kendi dizi filmini kurgulayıp oynamak çok daha çekici hale gelecekti ve kendi dizilerini çeken insanların sayısı bir hayli artacaktı.

Kimi internet sitelerinde kanal şeklinde olsa da, çok daha profesyonel çalışmalar kesinlikle oluşacaktı.

Çünkü insanlar hayatlarını sergilemekten zevk alıyorlardı. Belki ileride çok daha özel alanlar da sergilenecekti.

İnsanlar dizi-kolik oldukları için, abartılı kurguları ve dizi kültürünü seviyorlardı.

Bir kısmında aşırı romantizm, bir kısmında abartılmış şekilde büyük planları bozan, yorulmadan savaşan karakterler, bir kısmında aile içi iktidar oyunları, bir kısmında hiç çalışmayan ama varlık içinde yaşayan insanlar yığını, bir kısmında şiddetten zevk alan bir çeşit mizantropist insanlar ve hayat tarzı sergilenmekteydi.

Gerçek hayatı göğüsleyen güçlü insanlar yoktu. Abartılı çatışmalar yapıp, sürekli silahla görülen karakterlerin normal hayatta nasıl yaşadıkları hiçbir zaman görünmüyordu. Genç erkekler bunları izleyip, o hayatı yaşamaya çalışıyorlardı ama gerçek hayatın dinamikleri farklıydı.

Aşırı romantik dizileri gören erkekler ve kadınların, abartılı romantizmi yaşama gayretleri psikolojilerini bozuyordu.

Bir saatlik dizideki on dakikalık romantizm, sanki bütün hayatın içinde varmış gibi sunuluyordu.

Aile içi iktidar savaşları, kadınlar arası şiddet dizileri, toplumu daha da şiddete yatkın yığın haline dönüştürmüştü.

Bütün bunların boy gösterdiği televizyon dünyasında, gerçek hayatı gösteren dizi yada diziler yoktu.

Varmış gibi gösterilen dizilerde de ajitasyon işlenip, insanlara manevi duygular aşılanıyordu.

Neden insanlar dizileri bu kadar izler diye düşündü.

Acaba kendi hayatlarını unutmak için mi?

Kendi hayatlarında olmayanları bulmak için mi?

Acaba güzel kadınları ve yakışıklı erkekleri legal olarak izleyebildikleri için mi?

Bu kadar anormalliğin sergilendiği diziler varken, gerçek hayatı gösteren dizim de izlenir herhalde dedi kendi kendine, gülerek.

Başka bir ülkedeki görüntüler; turizm yönünü,

Dilini bilmediği ülkedeki çaba; kişisel mücadeleyi ve dramı,

Zorluklarla mücadele edebilmek için, beğenmese de muhatap olduğu insanlarla olan diyalogları; iktidar hırsını,

Geceleri yaşadığı şehveti ve arzuları, erotizmi sergilerdi.

‘İnsanların gözüne sokacak kadar param yok ama olsun’ dedi gülerek.

‘Bence iyi fikir, tutar bu dizi, tutar’.

‘Haftasonları artı onsekiz programları da olur. Yaa çok manyak biriyim yaaa’ dedi kendi kendine.

 

Neslihan heyecanlıydı.

Henüz Buket işe gelmemişti.

‘Geldiğinde nasıl davranmalıyım, mesajlaştık, çok güzeldi. Ama şimdi yakın mı davranıcam, yoksa mesafeli mi?’ Telaşlanmıştı.

Hem telaş içindeydi, hem de dört gözle Buket’i bekliyordu.

İçinde tarif edemediği bir his vardı.

Tutucu bir ailede, baskı içinde yetişmişti.

Şimdiye kadar ne yaptıysa gizli yapmıştı. Furkan’la başlayan gizli ilişkisi de, üniversiteye başladığında görüştüğü Sami de gizliydi.

Ama şu anda Buket’i beklerken de heyecanlanıyordu ve bu hislerini gizlemek zorunda değildi.

Kapıda Buket’i gördüğünde çok sevinmişti. Kalp atışlarının hızlandığını hissetti.

Bir ilişki yaşadığı kişide olduğu gibi değildi ama heyecanı paylaşmak, özele dair hazları yazışmak Buket’i özel biri haline getirmişti. Bundan dolayı heyecanlanmıştı. Onun gelişiyle sevindi.

İçini kaplayan o his, sanki bulutlu havada, bulutların arasından çıkan güneş gibiydi.

Buket her zamanki gibi şık giyinmişti.

Tropikal meyveleri andıran parfüm kokusu, kendisinden önce Neslihan’a ulaşmıştı bile.

Buket’in gelişi sadece onun değil diğer çalışanların da dikkatini çekmişti.

Neslihan’ın masasına geldiğinde, hiçbir şey olmamış gibi ‘günaydın’ demişti.

-‘Günaydın. Hoşgeldin’.

-‘Hoş buldum. Nasılsın’.

-‘İyiyim. Sen?’

-‘Ben de iyiyim. İlk iş günü ya, biraz heyecanlıyım’.

-‘Ben de…’.

Buket, Neslihan’ın neyi ima ettiğini anlamış ama hiç belli etmemişti.

Yaşadıklarından öğrendiği ve hoşuna giden tarz da oydu zaten.

Bir şeyler yaşanmışsa, yaşananlar o anın büyüsünde kalmalı, unutulmalıydı.

Bir sonraki zamanda yaşanırsa da, sanki ilk defa yaşanıyor gibi heyecan duyulmalıydı.

Bundan dolayı da çoktan unutmuştu.

-‘Eee Neslihan, bugünkü işimiz ne? Ne yapacağız?’

-‘Programa bilgileri aktarırız. Öğleden sonra da bir iki müşteriye gidelim mi?’

-‘Olur. Ben bir kahve alayım kendime. Sen de ister misin?’

-‘Hmm evet, şekersiz ama süt olsun’.

Müşterilerin bilgilerini bilgisayara yüklerken yan yana oturmuşlardı. Sanki zaman durmuş gibi hoş bir heyecanı yaşıyordu. Bu da, Neslihan’a zevk veren bir şeydi.

‘Kot pantolonunun üzerinde, siyah renk dar, pof pof olan kazağı ile çok şık olmuş’ diye düşündü Neslihan.

Onun gibi giyinmek isterdim diye geçirdi içinden. Küçüklüğünden beri başörtüsü takmak zorunda olduğu içinde bir ukde olarak kalmıştı.

Bayanlar arası yapılan kına gecelerinde rahat ve açık elbiseler giyerdi. Kendini kadın olarak hissetmek her zaman yasak olduğundan, bu tarz giyindiğinde bile rahat olamıyordu.

Kendini kadınsı hissettiğinde, çevresi birşey demeden bile kendisi rahatsız olurdu.

Belki bu yüzden Buket’in rahatlığı, kendine güveni, doğallığı hoşuna gidiyordu.

Öğle yemeği için dışarı çıktıklarında Neslihan bir anda Buket’in koluna girdi. Bu hareket Buket’in de hoşuna gitmişti. Doğal ve samimi bir davranıştı.

Duisburg’daki Türk mahallesinde bu halde yürümek yadırganmayan bir davranıştı ve Neslihan da bunun tadını çıkarıyordu.

Aile ve toplumun baskılarıyla kısıtlanan genç kadın, yadırganmayan bu durumu haz alarak yaşamanın tadını çıkardığı için çok sevinçliydi. Yürürken yaşadığı bu hisler, kelimelere dökülecek türden değildi, bu yüzden de sessizlik içinde zevk alıyordu.

-‘Neslihan, bugün nereye götüreceksin beni birşeyler yemeye?’

Soruyu duymayacak kadar sessizliğin içindeydi.

Yürüdüğünün bile farkında değildi aslında. Sanki havada uçar gibi yol alıyordu. Hissettiği, sadece Buket’in kolu, vücudunun sertliği ve parfüm kokusuydu.

-‘Neslihan.

Duymadın galiba. Nereye gidiyoruz?’

-‘Pardon, dalmışım. Sen ne istersin? Salata mı yiyelim bugün de?’

-‘Yok. Bence bugün çorba içelim. Neresi olduğunu sen söyle. Burayı tanıyan sensin’.

-‘Hmm ok. O zaman İstanbul çorbacısına gidelim’.

Çorbacıya geldiklerinde Buket az da olsa hayal kırıklığına uğramıştı.

Çorbacı, Buket’in beklediği gibi bir yer değildi.

Aklına İzmir’deki çorbacılar geldiği için, daha nezih ve şık bir yer bekliyordu.

Esnaf lokantalarını andıran bir görünümü vardı. Müşterilerin ve çalışanların en az yarısı başörtülü kadınlardan oluşuyordu.

Neslihan’ı tanıyanlar, yada onun tanıdıkları kesin vardır diye aklına geldi.

Oraya ait biri olmadığını hissetti. Bu his garip bir şeydi.

Çorbacıdaki insanlardan birisi değildi.

Dışarıda rahat olduğunu düşündüğü insanlar da farklı milletten olan, farklı dili konuşan insanlardı. Kendisini onlara yakın hissetse de, belki onlar kendisini kabullenmeyeceklerdi.

Neslihan’ın sorusuyla düşünceleri soyut boyuttan lokantaya geri dönüş yaptı.

-‘Ne çorbası içmek istersin?’

-‘Ezo gelin yada mercimek. Sen?’

-‘Ben de mercimek. Garsonun gelmesini beklemeden ben gidip söyleyeyim de, zaman kazanmış oluruz, di mi?’

-‘Tamam, iyi olur’.

Masaya geçmeden evvel ikisi de ceketlerini çıkarmışlardı.

Neslihan’ın büroda çalışırken ceketle olması ve burada çıkarması dikkatinden kaçmadı. Belki burada kendini daha rahat hissediyordur diye geçirdi aklından. Sipariş vermeye giderken arkasından dikkatlice baktı. ‘Fena bir kız da değil hani’ diye düşündü. ‘Biraz kilolu olsa da, hoş kız’.

Neslihan:-‘Siparişlerimizi verdim, biraz sonra getirirler’.

Buket:-‘İyi düşündün bunu. Telaşa girmeden keyifle içeriz çorbalarımızı. İçeriz deyince aklıma geldi de, şimdi çorbaları kaseyle getirseler ve ben de kaseden içsem, garip olur de mi?

Çok garip, hem çorba içmek diyoruz ama kaseden içince de insana görmemiş muamelesi yapıyorlar’.

Neslihan:-‘Sen insanların ne düşündüğünü önemsemezsin aslında bence. Yoksa yanlış mıyım?

Bence sen burada öyle içmezsin ama İzmir’de olsan, çevrende süslü arkadaşların olsa, onları rahatsız etmek için yaparsın o dediğini’.

Neslihan’ın bu cümlesiyle Buket katıla katıla gülmeye başlamıştı.

Evet, doğruydu. Yapmıştı bunu. Ama söyleyemedi.

İçindeki yaramaz çocuğu göstermek istemedi. En azından şimdilik.

Buket:-‘Hahaha. Evet haklısın, öyle yapardım galiba. Ay ne güldüm yaa. Nereden bildin öyle yapacağımı?’

Neslihan:-‘Bilmem, tahmin ettim galiba’.

Çorbalar gelip, hüplete hüplete içerlerken Neslihan göz ucuyla sürekli Buket’i süzüyordu. Konuşmuyordu ama sormak istediği, söylemek istediği çok şeyler var gibiydi. Isındıkca sıcaklığı artan ve fokurdayan, patlamaya hazırlanan bir volkan gibiydi. Sadece zamanın gelmesi gerekiyordu.

Buket:-‘Gerçekten çorba çok lezzetliymiş. Nerede çorba içileceğini biliyorsun. Ben ilk girdiğimizde pek güzel olmaz diye düşünmüştüm ama yanılmışım’.

Neslihan:-‘Evet, burada çorbayı güzel yaparlar. Afiyet olsun.

Sen de yemek yapar mısın, yani yaparsın tabii, yoksa aç kalırsın. Yani sever misin yemek yapmayı?’

Buket:-‘Çok zevk alarak yapmam, yani şöyle diyeyim: yemek yapmak hobim değildir. Ama yemek yemeyi, hele lezzetli yemekleri yemeyi severim’.

Neslihan:-‘Lezzetli yemekleri seversin ama lezzetli olduğunu nasıl anlarsın?’

Buket:-‘Tadına bakarım tabii ki önce. Bir dakika bir dakika, bu sorunun altında birşeyler var di mi?’

Neslihan:-‘Hmm, bilmem, galiba. Ya da ne bileyim, öyle aklıma geldi işte.

Bir kitapta okumuştum. İnsanların yemek yemeleri, lezzet anlayışları iş ve cinsellik anlayışı hakkında da bilgi verirmiş. Acaba bu doğru mu gerçekten diye sende denemek istedim’.

Bu cümle Buket’i güldürmüştü.

Neslihan’ı daha saf ve naif sanıyordu ama durum hiç de öyle değildi. Bu durum bakış açısını biraz değiştirmişti.

Buket:-‘İşle alakalı olarak, hoşuma gidiyorsa gerçekten, çok çalışırım ve bundan zevk alırım, yok eğer hoşuma gitmiyorsa mecbur olduklarımı yapar, gerisini bırakırım.

Cinsellikle ilgili olarak sorarsan da, lezzetliyse severim. Tekrar sorduğunda cevap verdiğim gibi, lezzetini anlamak için de tadına bakarım’.

Neslihan, beklediği cevabı almanın tadını çıkarıyordu. Yüzündeki hafif gülümseme çok şeyler ifade ediyordu, Buket de bunu anlamıştı.

İki kadın birbirlerini yakından tanıma dansı yapıyorlardı. İkisi için de çok zevk vericiydi. İkisi de üzerine konuşmuyorlardı ama, karşılıklı mesajlaşmanın verdiği zevk ve doğru kişiyle yazışmış oldukları hissi, hoşlarına gidiyordu.

-‘Neslihan, sen tahmin ettiğim kadar da dinle ve hayatla alakalı tutucu değilmişsin’.

Neslihan:-‘Hayal kırıklığına uğratmışım gibi söyledin bunu. Olumlu mu yoksa olumsuz mu anlamalıyım bilemedim’.

Buket:-‘Yok yok, olumlu olarak söyledim. Şaşırdım. Severim şaşırmayı’.

Neslihan:-‘Güzel o zaman. Ben de severim şaşırtmayı’.

Bu cümleleri söylerken, ikisi de hafif gülümsemiş ve birbirlerine derin derin bakmışlardı. Bu bakışma, birçok şey ifade ediyordu ve ikisi de bunun farkındaydı.

Çorbacıdan çıkıp tekrar büroya dönerken, gelirken yaşadıkları sessizlik tekrar geri dönmüştü. Bu sessizlik, üçüncü bir kişi açısından bakıldığında belki bir boşluktu. Ama ikisi de sessizliğin hazzını vücutlarında hissediyorlardı.

Bu haz, insanın karnında hissettiği kelebek, kasıklarında gezinen ipek böceği, vücuduna ince ince sızarak akan balı hissetmek gibiydi.

Neslihan daha fazlasını merak ediyordu, çünkü çok zevk alıyordu. Bu yüzden de Buket’e bir an evvel Furkan’la ilgili ne düşündüğünü tekrar sormak istedi.

-‘Furkan’la tekrar görüştün mü?’

-‘Yo, görüşmedim. Görüşmem mi gerekiyor, yoksa görüşmemi mi istiyorsun?’

-‘Hayır. Merak ettim sadece. Hmm neden isteyeyim ki?’

-‘Bilmem. Belki zihninde geçen birşeyler vardır?’

-‘Sen ne demek istedin şimdi, anlamadım?’

-Neyse boşver. Hayır görüşmedim. Esas sormak istediğini cevaplayayım. İstemiyorum görüşmeyi de’.

-‘Hmm güzeel. Neyi kasettin anlamadım da, merak da ettim. Sen kesin başka birşeyler düşündün de mi?’

-‘Herşey olabilir Neslihan.

Belki hala hoşuna gidiyordur, istemiyorsundur görüşmemi; belki ona acı çektirmek için beni ondan uzak tutarak, tatmin oluyorsundur; belki hoşuna gidiyordur ve üçümüz görüşelim demek istiyorsundur. Kim bilir?’

-‘Nasıl yani yaaa?

Tabii ki istemiyorum görüşmeni. O menfaatçi, maymun iştahlı ve sığ birisi.

Sen çok farklısın. Seni kandırmaya çalışır diye öyle dedim, yani sordum.

Şimdi birşey daha soracağım ama korkuyorum sormaya.

Üçümüz görüşelim derken?’

-‘Bildiğin üçümüz. Sen, ben ve Furkan. Yani direk anlam ifade eden bir cümle’.

Neslihan, Buket’in bu halini sevmeye başlamıştı.

Ciddi, kaliteli, güzel ve zihninde farklı farklı şeylerin olduğu bir kadındı.

Kalite ve seviyeli cinsellik, erotizm ve heyecan.

Buydu Neslihan’ı daha da çeken.

Büroya döndüklerinde ikisi de uygun zamanı bekliyorlardı…

Sabırsızlıkla..

Arzuyla…

Keyifle…

Hazla…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

CEVAP VER