“Beyaz Türk” Tartışması

1

Sarıoğlan Muharrem İnce’nin gündeme taşıdığı “Beyaz Türk” tartışmasına değinmemek, bu bahiste kelam etmemek eskiklik olacaktı.

‘Beyaz’ kavramı tabii ki Amerika’dan neşet ediyor. Beyazların Siyahilere olan üstünlüğünün yakın tarihe kadar geçerli olduğu Amerika Birleşik Devleleri aslında bu beyaz kavramını bir tık daha ileri götürmüş ve WASP’lar ve diğerleri olmak üzere toplumu ikiye ayırmıştır.

“White: Beyaz
AngloSaxon: Avrupa kökenli
Protestan : Protestan inançlı”
ifadelerinin baş harfleri ile mütemayil olan bu WASP’lar aslında Amerikan toplumunun mutlu ve de baskın azınlığını teşkil etmektedir.

Beyaza karşı Siyah, Hispanik, Sarı Benizli,
Anglosaxona karşılık, Latin, Afro-Amerikan,
Asyalı Protestana karşılık, Katolik, Budist, Müslüman ve de tabii ki dinsiz.

İşte bu WASP’lar her zaman toplumu idare eden, üretime, tüketime yön veren, basını medyaları ve kültürel kodları hakimiyet altına alan baskın vatandaşlar olarak tanımlanır.

Türkiye’de “Beyaz Türkler” aslında sadece tüketim kalıpları ve iktisadi etkileri ile öne çıkmıştı bu zamana kadar…

AKP’yi “Beyaz Türk” olarak tanımlamak bir taraftan iktisadi manada 16 + 8 yılda (AKP iktidarının İstanbul Belediyesinin alındığı 1994’ten başlatmak lazımdır) elde edilen havuz tipi karşılıklı inşaat ekonomisine dayalı kamu ekonomisini fütursuzca kullanımla, mantıklı görülse de yukarıda belirttiğimiz Amerikan WASPları ile mukayese açısından konuyu bir kez daha ele almakta fayda bulunuyor.

Türkiye’de ayrıcalıklı olmak AKP açısından 24 yıllık iktidarın özellikle “Kalfalık ve Ustalık” dönemine yansıyan ve 7 Haziran’dan itibaren MHP koalisyonu ile pekişen bir hususiyetler manzumesine dönüştü.

AKP ve MHP’nin Cumhur İttifakı, etnisite ve din temelli bir bileşimde temerküz ederek söz konusu WASP’ın W ve P’sini ısrarla pekiştirmekten geri durmamaktadır.

Afedersiniz Ermeni’den başlayan; Kürt kardeşlerim söylemini Kayseri’den itibaren kurt kardeşlerim olarak telaffuz eden, “Bunlar dinsiz, Bunlar ateist …” tavırları çok da çekinmeden bu konularda net ve tereddütsüz bir görüntü sergilemektedir.

Esas olarak soğuk savaş anti komünist tedrisattan kaynaklanan ve o dönemin MSP/MHP’sinin 12 Eylül darbecilerinin yoğun katkısıyla ideolojik tahakkümüne cevaz veren soğuk savaş artığı bu dinsel/etnik yaklaşım kutuplaştırma taktikleri ile de son derece uyumlu görünmektedir.

Bununla beraber geçmişte de örneğini gördüğümüz egemen çoğunluk tahakkümünün bu denli net iktidar talibi olabilmesi ve bundan da öte iktidara rakip olarak hiçbir muhatabı layık ve liyakatli görmeme kibrini nasıl açıklayacağız?

İktidarı vermemek veya kaybetmemek adına Makyaveli dahi mezarında ters döndürecek taktikler akla gelebilir ama bunları uygulayabilmek ancak imtiyazla mümkün olabilir.

İşte aslında Kuantum Başkan Muharrem İnce’nin ideolojik olarak yanında durmayacağı bu din ve mlliyet siyasetinden ziyade kritik ettiği ve Beyaz Türklük olarak tanımladığı işte bu imtiyaz silsilesinden başka bir şey değil.

Aynı anda 10 TV kanalı 20 gazetenin tek bir yerden yönetilerek basın yayın faaliyeti yapması, bu faaliyetin dolaylı-dolaysız kamusal kaynaklardan istifade eden reklam bütçeleri ile fonlanması imtiyaz değil de nedir?

İnşaat ekonomisinin bütün süreçlerini hiçbir muhalefete kulak asmadan idare etmek, TOKİ gibi asli işi ucuz konut üretmek olan bir kurumu ülkenin her alanında etkin olan koca bir müteahhide dönüştürmekten daha büyük imtiyaz olabilir mi?

Ezcümle literatüre “monokrasi” olarak geçen siyaset modeli, bir adamın her şeyi bildiğini ve aldığı alacağı tüm kararların doğru olduğunu iddia etmek ve aksini savunan herkesi suçlamak da başlı başına bir imtiyaz.

Tabii ki iktidarın ayrıcalık sağlaması doğal bir süreçtir.

Ancak bu ayrıcalığın aldığı görünüm, iktisadi akışın ortaya koyduğu tablo sadece iktidara yakın olanların kazandığı ve kazandırdığı bir yapıyı göstermektedir.

İşin bir de şöyle bir acı yönü bulunuyor. Alman Sosyolog Weber’in “Protestan Ahlakı” olarak tanımladığı çalışmayı ve üretimi kutsayan yaklaşım WASP’lara ABD’yi geliştirme, ilerletme ve güçlendirme misyonu vermektedir. WASP’lar belki diğerlerine tepeden bakarlar ama gerçekte de toplumun en dinamik ve üretken kesimini temsil ederler. Tabii ki bölüşümün ve eşitsizliğin de katkısı vardır bu durumda, ama neticede Amerika dünyanın en büyük ve güçlü ekonomisine sahip devleti olabilmiştir.

Bize gelecek olursak, 24 yıllık AKP iktidarının “TÜRK-SÜNNİ-REİSÇİ” “Aktürk” politikası bize dolar 5’ten 4,70’e düştü diye sevinmemizi, faizin ne kadar kötü bir şey olduğuna dair ekonomi dışı tezler sayesinde dünyanın en yüksek faizli ülkesi olmamız gerçeğini göz ardı etmemizi, okumanın, tahsilin o kadar da iyi olmadığını, cahil insanların ülkesini daha çok sevdiğini iddia ve tavsiye ediyor.

Wikipedia’yı yasaklayıp devlet kıraathanesinde bedava çay, çorba, börek, kek ikramına tamah etmemizi öneriyor.

Dünyanın en pahalı benzinini, dünyanın en düşük asgari ücreti ile almamız gereğini terennüm ediyor. G20 ülkesinde yoksullukla savaş, sosyal yardımların ve sadaka ekonomisinin güzelliklerinden dem vuruyor.

1994 seçimlerinde hayat kadınları dahi gözetilerek oy alınmıştı oysa.

AKP maalesef kendi ideolojik ketlerini bir başka ideolojik takıntı ile harmanlayıp bunu baskıcı bir siyaset ve kamusal ağırlıklı bir ekonomik modelle servis edince artık hayat kadınlarını falan hatırlayacak bir halden çoktan çıktı.

Sarıoğlan Muharrem İnce’nin tanımlaması doğru ama detaylandırmaya muhtaçtır. Bu satırların elverdiğince çözümlemeye çalıştım. Eminim ki bu konu bundan sonra her boyutuyla daha çok konuşulacaktır.

1 YORUM

CEVAP VER