Pedallamazsak Düşeceğiz

0

Biz seçim, geçim, rejim tartışmaları içinde dünyayı, ümmeti, milleti kurtaralım diye didinirken, Fransa’da müthiş bir organizasyon hiç de sessiz sedasız olmayan bir şekilde devam ediyor. Fransa Dünya Kupası finaline giderken Fransa Bisiklet Turu da 4. etabını devirdi.

Bisikleti sünnet çocuklarının eğlencesi olarak algılayan bir toplum olarak Fransa Bisiklet Turunu çok da takip etmediğimizi biliyorum. Ama eden ediyor. Hele ki Eurosport kanalında muhteşem bir anlatıcı kadrosu ile canlı canlı sunuluyor ki tadından yenmez.

Caner Eler, Sarper Günsal ve Berkem Ceylan bir taraftan bisiklet sporuna bir taraftan tura diğer taraftan da kültüre sanata tarihe dair adeta bir ziyafet sunuyor seyredenlere. Hafta sonunun sıcak baskısında evde oturmanın tercih edildiği günü adeta bir festivale çevirdiler.

Einstein’in “Hayat bisiklete binmeye benzer, pedal çevirmezsen düşersin” sözünü iyi bilen bu üçlü hayatı bisikletin iki tekeri üstünde bolca deneyimledikleri ve Eurosport gibi fazlasıyla havuzdan bağımsız bir platformda oldukları için arada ülke gidişatına dair saptamalarla da zenginleştirdiler sunumlarını.

Önce Cumartesi havuz basınını “paçavra gazete” olarak tanımlayıp gönüllere taht kurdular. Sonra “Bu da mı gol değil?” deyip Daily Sabah’ın Çorlu Kazasının hemen ardından dünyadaki çeşitli kazalardan yaptığı kolajı ifşa ve rezil ettiler. Malum Daily Sabah acı kazanın etkisini hafifletme saikiyle bu kabul edilmez günaha tasallut etmişti. Allah günahını affetsin.

Umarım bu üçlünün sadece gerçeği ifadeden ibaret bu saptamaları fincancı katırlarını ürkütmemiştir. Eurosport’un Türkiye’yi terk etme niyeti falan yoktur. Basın organı özelliğini yitirmiş gazete görünümlü yapıların sadece durumlarını tespitten yine türlü mağduriyetler türetilmez.

Türkiye’de duble yollarla övünen iktidarın hiçbir yola bisiklet yolu eklememesi, metrekaresi 10-30 bin dolara ev satılan şehre 1 metre bisiklet yolunun çok görülmesi (kimse sahil yolundaki dolgu alanlarını bisiklet yolu diye lanse etmesin, dünyanın orta gelişmiş ülkelerinde böyle bir bisiklet yolu mantığına sesli gülerler) aslında belki de bugün gittikçe derinleşen envai çeşit krizin de kökenine dair yalın bir durumu işaret ediyor.

Herhangi bir Avrupa şehrinde bisiklet bir ulaşım aracıdır. Bizde ise sahil yolunda bile bisiklet yolu (Boğaz kıyısını kastediyorum) yapacak akla dahi ulaşılmadı. Şehrin haraç mezat gökdelene betona teslim olduğu bu kaynakların harala gürele aktığı dönemler bisiklet yolu için bir çabayı çok gördü.

Bisiklet insanın sadece kendi gücü ile yol almasına imkan veren, bir diğer ifade ile suyla çalışan bir aygıt. Bisiklet iki teker üstünde egzos üretmeden ilerlemenin imkanı. Bisiklet dünyayı üzerinde dolaşıp sadece kaslarınızı kullanıp gezebileceğiniz yegane araç.

Fransa bisiklet turunu izleyin. Bisikleti sevmiyorsanız da izleyin. Bir ülke kırsalı nasıl bu kadar iyi korunmuş, şehirler betonlaşmamış, tarih nasıl muhafaza edilmiş fark edin. Avrupa’nın bizi kıskandığı her ne ise siz bisiklet turu izlerken bulursanız bana da haber edin.

Ben Fransa’yı, Fransa bisiklet turunu kıskanıyorum.
Bugünlere dair umutsuzluğa düşenlere bir de Sir Arthur Conan Doyle sözü hatırlatmakta fayda var:
“Heyecanların azaldığı, günün karanlık gibi göründüğü, çalışmanın monoton hale geldiği, umut etmenin çaresiz kaldığı anlarda, bisikletine bin ve yollarda gezintiye çık, yaptığın sürüş dışında hiçbir şey düşünmeksizin.”

CEVAP VER