Fotoğraf Gerçekliktir (*)

0
Fotoğraf icat olalı yaklaşık 150 yıl geçti. Fotoğrafın dünya siyasetine yön veren bir rolü olmuştur. İnsanlık tarihinin aklına kazınan fotoğraflar olagelmiştir. Bir savaş, bir tarihi an, bir ölüm, bir felaket bazen tek bir fotoğrafla ölümsüzleşir, kendine insanlık hafızasında yer bulur. Vietnamlı kızın çıplak kaçış fotoğrafı,
Clinton’un burnunu sıkan depremzede bebek ve daha yüzlercesi.
Anın ifadesidir fotoğraf. Çekilenin ve bazen çekenin aklından geçmeyen ama seyredenin zihnini yönlendiren tablolar fotoğrafın belki de en büyük sürprizidir.
Fotoğrafın keşfi resim sanatının ölümüdür diye düşünenler de çoktur. Amerika’da mahkemelerde fotoğraf çekilmez, gözlemciler resme dökebilir ancak gözlerinin gördüğünü. Bu istisnalar bir tarafa neredeyse hayatın her anının fotoğrafa tahvil olduğu günlerdeyiz. Neredeyse 24 saatimiz fotoğraf çerçevesine sığacak durumda. Hele ki İnstagram, Facebook kullanıyorsak Twitterda varsak hayatımızın her anı ve başka insanların anları birbirine karışmış durumda fotoğraflarla.
Fotoğraf anın yakalanması. Saniyeden bile kısa zaman dilimini sonsuzluğa tahvil ediyor fotoğraf. Yine Vietnam’dan polis şefinin infaz anının resmedildiği meşhur fotoğrafı herkes iyi anımsar. Ölümü bekleyen kurban ve silahı tutanın soğuk kanlı hali ölümden önceki anın hatırasıdır.
Gazeteciliğin önemli bir aracıdır fotoğraf. Ülkemizde önemli ölçüde itibar yitiren ve iktidar ile içiçeliği yönüyle sorgulanmaya açık hale gelen gazetecilik özellikle siyaset alanında da etkinliğini yitirme emarelerini fazlasıyla göstermektedir.
Bütün bu açıklamaları akılda tutarak Meclis başkanlık seçimine yansıyan bir fotoğraf karesinden bahsetmek istedim. Hüda Kaya, Pervin Buldan ve Binali Yıldırım’ı tek bir kareye sığdıran fotoğraf tek bir kare mi yoksa farklı ellerden çıkmış mı bilmiyorum ama bu anı saptamak en azından dünyaya o hınzır gazeteci gözüyle bakmanın bir ürünü.

Bilmeyen varsa anımsatalım. Hüda Kaya ve Pervin Buldan sohbet ederek oy sandığına ilerliyorken aynı anda Binali Yıldırım da sandığa ulaşıyor. HDP’li iki kadın vekilin sohbeti gülümsemeye  evrilmişken, Binali Yıldırım’ın hiç bitmeyen gülüşü ile pişti oluyorlar. Üç gülen insan adeta aynı anda oy atıp gülüşlerini çevre ile paylaşıyor görüntüsü veriyor.

Türkiye’yi tanımayan bir göz bu üçlünün farklı partilerde mücadele veren ama siyasi nezaketle birbirlerini teşvik eden birbirleri ile hoş sohbet içinde olan parlamenterler olduğunu değerlendirir.

Binali Yıldırım’ın bakanının ağır ithamlarına muhatap olan Pervin Buldan ile aynı karede böyle poz vermesini Türkiye’yi iyi tanıyanlar ise kaşlarını kaldırarak değerlendirir. Binali Beyin HDP’ye taviz verdiği, Pervin Hanımın da kendilerine bu denli ağır hakareti uygun gören zihniyetle uzlaştığını düşünür.

Fotoğrafın arka planında aslında resmin bahsettiğimiz o saniyelik tablosunun büyük ölçüde tesadüfi bir kesişmeden ibaret olduğu anlaşılıyor. Binali Yıldırım’ın yumuşak mizacı itibariyle iki hanımefendiye kaba davranmayacağını düşünmekle beraber birlikte aynı tabloyu tamamlama konusunda çok da gönüllü olmayacağına dair güçlü karineler mevcut.

Tanıl Bora’nın Türkiye’nin Linç Rejimi kitabı küçük ebatlı ama son derece içeriklidir. Linç galeyana gelmek yolu ile suçlu görülenin infazıdır. AKP ve HDP’nin linç kadroları anında aktive olmuş, buna HDP üzerinden suçlanan CHP kadroları da dahil olmaktan imtina etmemiştir.

Tablonun aslında tesadüfi olan görünümünü zihinlerindeki senaryoya tahvil edenler resmi teşkil edenlerin herbirini meşreplerine göre eleştirmişlerdir. Aslında birlikte poz vermek niyetinde olmayanlar özellikle de HDP cephesi kendilerine yapılan eleştiriyi karşılamak için bayağı bir çaba sarfetmiştir.

Çiçeği burnunda ser meclis ve ex sernazır Binali bey pek de mevzuya dahil olmamış, daha önce adı üzerinden yapılan sair eleştirilerde gösterdiği apatiyi göstermekten imtina etmemiştir. Twitter ahalisinin  feveranına muhatap olmamıştır.

Sonuçta anlık bir kesişmenin aslında bu kişilerin aralarındaki varolan/olması gereken ayrışmayı giderdiklerine delalet etmediği düşüncesi ahaliyi rahatlatmış görünüyor.

Bütün bu tartışmanın içinde ben keşke o resmin tesadüfi tablosu aslında kalıcı bir barış halinin de resmi olsaydı diyenlerdenim. Siyasetin tüm bileşenlerinin hangi görüşte olursa olsun sadece görüşlerini ifade ettikleri için yargılamaya tabi olmamalarının tescili olsaydı diyenlerdenim. Binali Yıldrıım’ın HDP’ye dair ötekileştirici söylemlerin artık kifayet ettiği, bu partinin sistemin içinde varolduğunun ve onu  %9,99 ile baraj altında tutmanın başarı değil siyasetin önünü tıkamak olduğunu anladığını hayal edenlerdenim.

HDP tarafında ise artık geçtiğimiz günlerde yazdığım gibi mecliste sadece şişe suyu içilebildiği dağın suyunun dağda kaldığı bilinci ile özgüvenli ve yüksek sesle: “Biz Siyasi Partiyiz. Biz siyasi parti olmayan hiçbir şey değiliz. Siyasi parti olmayan hiçbir şey de biz değil.” gerçeğinin yüksek sesle ve her platformda söylenmesi ve seslendirilmesini hayal ediyorum. Bu artık bir lüks değil. Bu artık bir tercih değil. Bu artık mecburiyet. 

Kimsenin artık hiçbir siyasetçinin bu ülke siyasetinden uzak kalmasına tahammmülü yok. Siyasetçinin siyasetin tüm araçlarını  kullanmaktan başka da çıkar yolu yok.

Resmi çeken ister gazeteci isterse başka biri olsun doğru bir iş yapmış. Resimde görülen bir umut. Niyetler iyiliğe tahvil olmak zorunda ve biz bunu istemekle mesulüz.

*Jean Luc Godard

CEVAP VER