Faiz ve Ekonomi İnancı

2
1990 yılında İzmir'de doğdu. Lisans ve yüksek lisansını ekonomi alanında Sabancı Üniversitesi'nde tamamladı. Şu anda UPenn'de doktora çalışmasına devam etmektedir.

Bilimler varsayımlara dayanırlar. Her ne kadar bilimlerin gerçeği gösterdiğini iddia etsek de, aslında her bilimsel önerme varsayımlara dayanır. En basitinden çoğu pozitivist bilim dünyanın varlığını kabul eder ve bu dünyanın bir düzen içerisinde hareket ettiğini varsayar. Eğer aslında yaşam diye bir şey olmadığını, hepimizin fanus içerisinde yaşayan bir balığın hayal gücü olduğunu düşünürseniz, bütün bulguları yalanlayabilirsiniz. Çünkü kanıtlamaya çalıştığınız şey aslında balık öyle hayal ettiği için doğrudur, dünyanın bir düzeni olduğu için değil.

Ekonomi bilimi de, diğer herhangi bir bilim gibi, varsayımlara dayanır. Ama diğer bilimlerden farkı, bu varsayımların ne zaman doğru olduğunu test etmeniz zordur. Çünkü laboratuvar ortamında kontrollü deney yapma olasılığı yoktur. Farklı varsayımlar da farklı teorilere ve farklı sonuçlara yol açar. Günün sonunda da ekonomi bilimi bir inanç sistemine dönüşür. Hangi varsayımlara inandığınız ekonomi inanç sisteminizi oluşturur.

Bu yüzden de ekonomi Nobel ödülü birbiriyle çelişen teorileri olan kişilere verilebiliyor.

Merkez Bankasının Ekonomi İnancı
Bugünkü ekonomideki en büyük sorunumuz Merkez Bankasının ekonomi inanç sisteminin olmayışıdır. Ya da bir inanç sistemine uygun hareket etmeyişidir.

En büyük tartışmamız biliyorsunuz faiz-enflasyon ilişkisi üzerine. Hangisi önce gelir ve diğerine neden olur bir türlü karar veremiyoruz. Çünkü sonuç varsayımlarımıza dayanıyor. Eğer ki faizi yatırımın maliyeti olarak düşünürseniz, faizdeki artış maliyetteki artış olacağı için faiz enflasyona neden olacaktır. Buna karşın düşük faiz kredi çekmeyi ucuzlattığı için de kredi hacmi büyüyecek, piyasada para artacak ve bu da talebi arttıracağı için enflasyonu yükseltecektir. Dolayısı ile ilk görüşe inanıyorsanız, enflasyonu düşürmek için faizi düşürmek gerekir, ama eğer ikinci görüşe inanıyorsanız faizin yükselmesi gerektiğini düşünürsünüz.

Cumhurbaşkanının ilk argümanı savunduğunu biliyoruz, o faizlerin düşmesini istiyor. Merkez Bankasının ise ne istediği belli değil. Aslında belli de çaktırmamaya çalışıyor. Sinsice faizleri arttırıyor, ama bunun sonucunda ne Cumhurbaşkanına yaranıyor ne de piyasaya yaranıyor. Çünkü ne yapmaya çalıştığını kimse anlamıyor. Anlamadığı için de yatırımcılar ellerindeki verileri nasıl yorumlayacağını bilmiyor. Faizler yükseldiği için de Cumhurbaşkanı da durumdan memnun olmadığını her fırsatta dile getiriyor.

Faizin Belirsizliği de Maliyetleri Arttırır
Halbuki, faizin kendisinden de öte, gelecekte faizin ne olacağını bilmemek de yatırımcılar için bir maliyettir. Düşünsenize, yarın yapılacak olan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısından çıkacak sonuç için loto oynuyoruz. Merkez Bankasının kararı verirken bakacağı bütün veriler elimizde var, ama biz yine atıp tutuyoruz ve sonucunda da tahminlerimiz tutmuyor. Merkez Bankası faizi yükseltecek mi düşürecek mi o bile belli değil. Böyle bir durumda yatırımcı nasıl karar versin, daha yarınki faizin ne olacağını kestiremiyor, bir sene sonraki faizi nasıl kestirsin? Kaldı ki bunun yanında enflasyon ile mücadelenin nasıl olacağını bilmiyor, veri açıklandığında onun önümüzdeki dönemin faizine etkisinin ne olacağını kestiremiyor. Enflasyon arttığında faizin artmasını mı beklemeliyiz, düşmesini mi beklemeliyiz?

Ekonomi Yönetimi Ne Yapmalı?
Bana göre Merkez Bankası ve hükümet şu iki yöntemden birini seçmeli: Birinci seçenek Merkez Bankası ekonomi inancını açıklamalı ve bundan sonra faizi ne zaman indireceğini ne zaman çıkacağını açıkça belirtmeli, bunun yanında da hükümet Merkez Bankasının hiçbir kararına sesini çıkarmamalı. İkinci seçenek ise Merkez Bankası Başkanı Sayın Çetinkaya yarın istifa etmeli, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan onun yerine kendisi ile aynı inanca sahip bir Merkez Bankasını atamalı ve bu yeni Başkan ilk gününde faiz politikasını açıklamalıdır.

Bence, bugünkü sorunumuz faiz-enflasyon ilişkisi değil, politika belirsizliği. Eğer Merkez Bankası çok daha önceden tarafını belirleseydi kronikleşmeye yüz tutmuş enflasyonu yaşamadan bitirebilirdik. Unutmamalı ki ekonominin önemli bir kısmı tahminlerdir, ve tahminler de varsayımlara dayanır. Varsayımlarımızı bilelim ki, tahminlerimizi de ona göre yapabilelim.

Belki yarın Merkez Bankası sadece faiz kararını açıklamaktan öte bir şey yapar, kim bilir…

2 YORUMLAR

  1. “Bilimler varsayımlara dayanırlar. Her ne kadar bilimlerin gerçeği gösterdiğini iddia etsek de, aslında her bilimsel önerme varsayımlara dayanır. En basitinden çoğu pozitivist bilim dünyanın varlığını kabul eder ve bu dünyanın bir düzen içerisinde hareket ettiğini varsayar. Aslında yaşam diye bir şey olmadığını, hepimizin fanus içerisinde yaşayan bir balığın hayal gücü olduğunu düşünürseniz, bütün bulguları yalanlayabilirsiniz. Çünkü kanıtlamaya çalıştığınız şey aslında balık öyle hayal ettiği için doğrudur, dünyanın bir düzeni olduğu için değil.”
    Yazınızın bu girişi enfes olmuş.
    “Eğer ki faizi yatırımın maliyeti olarak düşünürseniz, faizdeki artış maliyetteki artış olacağı için faiz enflasyona neden olacaktır. Buna karşın düşük faiz kredi çekmeyi ucuzlattığı için de kredi hacmi büyüyecek, piyasada para artacak ve bu da talebi arttıracağı için enflasyonu yükseltecektir.” cümlesinde sanırım bir dizgi hatası var.

  2. Yazınız güzel, anlattığınız güzel. “Faizleri düşürürseniz kredi ucuzlar, kredi ucuzlayınca halkın eline bol para geçer. Bol para geçince tüketim artar ve enflasyon olur.” Diyorsunuz. Önermenizde tutarlılık yoktur. Fiyatlardan bazıları yükselir bazıları düşerse bu, enflasyon değildir. Bu, ekonominin ana kanunudur. Fiyatların topluca yükselmesi enflasyondur. Fiyatlar da arz edilen malların halkta bulunan orandan fazla olması ile olur. Halktaki paranın artması veya azalması enflasyonu doğurmaz, enflasyon halktaki paranın mal artmadan artması ile gerçekleşir. Mevduat faizi düşürülünce mevduat azalır, istikraz çoğalır. Yani halk bankaya yatıracağına tüketimi tercih eder. Bu, Adam Smith’in teorisidir. Keynes bunu şiddetle reddeder. Doğru olsa bile kredi ucuzlayınca yeni yatırımlar olur ve üretim artar, kendisini dengeler.
    Keynes’e göre fiyatları faiz değil tasarruf meyli tayin eder. Halk biriktirmeyi tercih ediyorsa fiyatlar düşer. Harcamayı tercih ediyorsa fiyatlar yükselir. Keynes’e göre faiz tasarruf meyline etki etmez, faizin gerilemesi israfı artırır. Kolay kazanılan kolay harcanır. Dolaysıyla faiz daima enflasyonu artırır.
    Bunun mühendislikle ilişkisi: diyelim ki bu sene 100 milyar nakdi %10’la piyasaya sürdük. Gelecek sene halktan 110 milyar talep edeceğiz demektir. Halkın elinden bunu talep etmemiz için halka 110 milyardan daha fazla kredi vermemiz gerekir. Bu da üretim olmadan piyasaya yeni para sürme demektir.
    Eğer tam istihdam sağlanmamışsa geç de olsa dengelenirler ama yeni ek yoksa yeni yatırımlar yapılamayacak. Fazla sermaye bazı firmaları iflas ettirecektir. Enflasyonla denge oluşacaktır.
    Demek ki faizle enflasyonu düşürme iddiası cehaletten başka bir şey değildir. Bunu iddia edenler bunun yalan olduğunu herkesten çok biliyorlar. Bu, Türkiye’yi yıkma politikasıdır. Başka çareleri olmadığı için onlara uyarlar.
    Söylediğim doğrudur.
    1)Berat Albayrak Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan uzaklaştırılmalıdır. Başkan yardımcısı yapılabilir.
    2) Merkez Bankası’na doğrudan bilen biri atanmalıdır.
    3) Bu bilen biri “Ben biliyorum” diyenler arasından seçilmelidir.
    4) “Ben biliyorum” diyenler çözüm programlarını getirmeliler. Bir jürinin önünde tartışmalılar.
    5) Jüriyi başkan seçmeli, kendisi de orada hazır bulunmalıdır.
    6) Sonunda jüri ile istişare ederek başkan atamalıdır.
    7)Verdiği program istikametinde gelişme olmazsa hemen alınıp yenisi atanmalıdır.
    8) Biz Akevler olarak bu yarışmaya katılmaya hazırız. Hatta genel sekreterliğini de yapabiliriz. Ömer Faruk Koru de bizim ekibimizde olabilir.

CEVAP VER