Johnson Mektubu, Trump Twiti

1

Tarihi dizilerden öğrenen nesil için biraz zor olacak belki ama bir ABD başkanı ile Türkiye ilk defa karşı karşıya gelmiş değil. Bundan tam 54 sene önce İsmet (İnönü) Paşa, 36. ABD başkanı Lyndon B. Johnson’un mektubuna; “yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini bulur” diye yanıt vermişti.

Bu söz bir çağrışım yaptı mı, tanıdık geldi mi size? “Dünya 5’ten büyüktür.” sözünün değişik bir dille ifadesi. Kıbrıs’ta garantör statüsü ile soydaşını korumaya çalışan Türkiye kendisini tehdit eden ABD’ye hem de Cehape’li bir dönemde bu yanıtı verebilmişti.

Rahip Andrew Brunson üzerinden oluşan ortama yapılan yorumlarda; hep Türkiye’nin eski Türkiye olmadığı ve tehditlere pabuç bırakmayacağı ifade ediliyor.

Taraf olma amacıyla söylemiyorum ama bu büyük haksızlık. Eski yeni fark etmez. Türkiye devlet devamlılığı olan ve diplomasinin kural ve kaidelerini önemseyen bir ülkedir. Bu durumu tespit etmek ve başta İnönü olmak üzere bu duruşu savunma konusunda üzerine düşen neyse yapan geçmiş devlet adamlarını da hayırla anmak lazımdır.

Eğer Türkiye’nin diplomatik manada başarısız ve çıkarına aykırı işlerle başının sıkıntıya düştüğü bir dönem ve misal ararsanız 12 Eylül darbesinin Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına geri dönüşünü taviz almadan onaylayan paşalarını bulabilirsiniz.

Rahmetli Ufuk Güldemir’in, “Kanat Harekatı” kitabı ABD’nin manipülasyonu ile bu önemli kararı hiçbir karşılık elde etmeden alan 12 Eylül paşalarının bu ülkeye verdiği ziyanı anlatır.

Türk dış politikası Gülencilere ülkenin neredeyse tapusunun ikram edildiği dönemde girdiği hasarın etkilerinden kurtulmaya çalışmakta. “Dil bilmez, usul bilmez” insanları diplomatik temsilci olarak belirleyen aklın şapkasını önüne alma dönemi gelmiştir.

Diplomasi ile kadınlar arasındaki ilişki şu sözle anlatılır: “Kadınlar evet demez. Hayırları belki, belkileri evettir.” Buna karşılık; “Diplomatlar hayır demez. Evetleri belki, belkileri hayırdır.” Bu anekdot ve tarih bilgisi ile yola çıkacak olursak ve meşhur sözdeki gibi; “aynı suda iki defa yıkanılmaz” sözü sahih ise, 1964’ten 54 sene sonra Türkiye-ABD ile derdini nasıl çözüme ulaştıracak?

Devam eden bir yargılama süreci ile ilgili yorum yapmak tabii ki caiz değil. Ama bu haber linkinde ifade edilen savunma tezleri rasyonellik açısından hiç de yabana atılır değil.

Gülen hareketinin, milat olarak kabul edilen 2013 ve öncesinde, özellikle alnı secde görenler ortak paydasında makbul olduğu herkesin bildiği sırlardan.

Hatta bazı tacizci troller bile bugün dahi dini eğitimlerini bu okuldan aldıklarını ifadede beis görmüyorlar. Bütün bu hercümerc içinde ABD’li bir rahibin bu ekol ile dirsek teması içinde olması imkansız olmasa da rasyonel bir tutuma benzememektedir.

Elbette sağ gösterenler sol, sol gösterenler sağ vurabilir. Ama Gülen hareketi baştan itibaren din-diyanet mevzularında sağ göstermiş sağ vurmuştur.

Harput’ta bir zamanlar Amerikalıların mevcudiyeti bugün bize masal gelir.

1890’ların Anadolusunda her 100 kişiden 15’i Ermeni, 10’u Rum idi. Bugün bu ekalliyetin esamesi yok. Mazhar Alanson’un dediği gibi bu ülke yeknesak bir Müslüman kimlikle tanımlı. 80 bin cami devasa bir diyanet. Bütün bu tabloda belki de en az ürkülmesi gereken bu tablonun İsevi dinle ikamesi.

Ondan daha akut olan tehdit aslında insanların din adına gördükleri bazı uygulamalarla hissettikleri soğuma duygusu.

Bütün bu tablo içinde bu ülkenin insanının huzur ve refahı öncelikli ise soğukkanlı ve sükunetli olmak elzem. “Diplomaside ne ebedi dostluk ne de ebedi düşmanlık olur.” Sadece ebedi olan ulusların çıkarıdır. Bu hiç unutulmamalıdır. Rahip Brunson’un etrafında kopan fırtınanın, Türkiye’nin çıkarlarına zerre ziyan vermemesi için çaba sarfetmek herkesin boynunun borcu olmalıdır.

1 YORUM

CEVAP VER