Torbacı Hükümet ve Rahip Brunson Meselesi

1

Mer’i olan hükümet aklının en büyük eksikliği toptancı olmasıdır.

Toptancı derken, bir pazarlama yönteminden bahsetmiyorum.

Belki torbacı bir akıl desek daha iyi olur.

Detay ile meşgul olmayı sevmeyen bir akıl.

Mesela; kanun yapma usulü olarak en çok sevdikleri “torba kanun” yöntemidir. O ana kadar birikmiş sorunları bir torbanın içine atıp, sadece el kaldırıp indirme iradeleri olan mebuslara havale edip, var olan sorunlar çözülmeye çalışılıyor. Olmadı yeni bir torba daha, sonra bir torba daha. Yetmezse gelsin KHK’lar. Zahmetsiz ve kılçıksız.

Torba kanunlarla tecrübe edilen kolaycılık, şimdi torba dava yöntemi ile sürdürülüyor.

Bütün muhalifleri bir torba davanın içine atıp, onları bertaraf etme kolay yolu benimsenmiş görünüyor.

Sorunlar büyüdükçe daha büyük hikayeler ve bu hikayelere bina edilen büyük davalar icat edilerek yeni hamleler yapmak zorunda kalındı. İşte 15 Temmuz Darbesi ve arkasından açılan torba davalarla, birikmiş ulusal ve uluslararası sorunları çözme yöntemi benimsenmiş durumda. Hal böyle olunca 15 Temmuz da gölgeleniyor.

Rahip Brunson Davası da böyle bir karaktere sahipmiş intibaını uyandırıyor.

Hükümet, ABD’ye taşınan 17/25 Davaları ve bununla bağlantılı Reza Zerrab ve Halk Bankası Davalarını 15 Temmuz torba davaları ile çözmeye çalışıyor. Torba davalarla yurtiçinde elde edilmiş sonuçların yurtdışında da sağlanılabileceği düşünülmüş olmalı ki, 20 yıldan fazladır Türkiye’de yasal olarak misyonerlik yapan bir rahip tutuklanabildi.

Rahip Brunson Davasının gerçek yüzünü anlamk isteyenlere, Deniz Yücel Davasına şöyle bir göz atmayı tavsiye ederim. O dava esnasında savcılığın iddiasına, mahkemelerin tutumuna, yazılana çizilene ve siyasilerin söylemlerine ve bir de davanın neticesine baksın.        

“Ver papazı al papazı” sözü ile dava, bir çeşit rehine pazarlığına dönüşmüştü zaten. Bir hukuk devletine yapılabilecek en büyük kötülüklerden biriydi, bu durum.

Ama bu sefer hükümetin karşısında, kafasına vurup elinden işi, eşi ve aşı alınabilecek gariban Anadolu evladı yoktuVahşi Batının kovboyları var. Kovboylar da ortalığı toza dumana kattılar çoktan.

Aslında her şeye rağmen, ABD’nin Türkiye’yi kaybetmek istemediği anlaşılıyor. Onun için Trump, Erdoğan ile aynı dili konuşmayı tercih edip, Erdoğan’ın çözüm üretmesine yardımcı da oluyor bir yandan.

Hatırlarsanız, 2017’de ABD ile yaşanan vize krizinde Erdoğan, “eşeğe gücü yetmeyip semeri dövmeyi” tercih ederek, Büyükelçi John Bass’ı suçlamış ve Trump’a sorunun çözümü konusunda yardımcı olmaya ve fikir vermeye çalışmıştı.

Bugün yaşanan Brunson krizinde de Trump, iki bakana müeyyide uygulayarak sorunun çözüm yolunu Erdoğan’a göstermiş gibi: “İki bakanı görevden al, rahibi bırak ve sorun çözülsün” demek bu. Bu sorun böylece suhuletle çözülebilirdi. Ama Erdoğan’ın çözüm bulmasını istemeyen Erdoğan’dan daha Erdoğancı siyasetçiler (buna muhalefet parti liderleri de dahildir) işi yokuşa sürmeyi tercih ettiler. Erdoğan da ister istemez zorlu bir yola girdi.

Sonuç ortada. Baş aşağı serbest düşüş yaşayan bir ekonomi. Başını alıp giden dolar değil aslında. Türk lirası, dünyanın bütün para birimleri karşısında hızlı bir değer kaybı yaşıyor. Yaklaşık olarak bir Türkiyelinin bir günlük fakirleşmesi, bir ABD’linin iki yıllık fakirleşmesine denk geliyor. Bir günde iki yıl. O kadar fakirleşiyoruz yani.

Üstelik henüz ekonomimizi doğrudan etkileyecek bir yaptırım da ilan edilmiş değil.

Mesela İran’a uygulananlara benzer herhangi bir ekonomik yaptırım ortada yok.

Şimdi hükümetin her zamankinden daha büyük bir torbaya ihtiyacı var.

İletişim için: @aagcakulu

1 YORUM

  1. Sn.ağcakulu yazılarınızı hasretle bekliyorum.basit fakat çok bilgilendirici hem nalına hem mıhına kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali keyifle okunan ingiliz kara komedileri tadında yaźılar.Rabbim sağlık sıhhat ve yazma gücünüzü arttırsın.

CEVAP VER