Yol Hikayeleri (3) Ovacık

1

Bizi ağırlayan bölge insanının, bize yoldaşlık yarenlik mihmandarlık yapmalarının yanında, dün yazımda sormuştum, “Acaba biz de onlar için yoldaş olduk mu?” diye. Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun, çıkan kitabına yazdığıyla “yoldaş” titrimiz tescillenmiş oldu.

Bu vesileyle Maçoğlu’nun iyi bir okurum olduğunu da öğrenmiş oldum. İyi tahliller yaptığımı, analizlerimi beğendiğini ve latife olsun diye beni yazılarımdan daha yakışıklı bulduğunu da sözlerine ekleyeyim. Kendisi ile olan röportajımızı ilerleyen günlerde okuyacaksınız.

Keyifli hoş bir sohbetimiz oldu. Nüktedan bir başkan. “Nasılsınız?” diye soran birine, “Allah’ın keremine şükrediyoruz” şeklinde cevap verince, muhatabı çok güler. Fatih Başkan devamında “Ben inançlı bir Komünistim” diyerek kahkahanın devamını sağlıyor.

Sabah program başlangıcına dönecek olursam, Dersim’den Ovacık’a doğru yola çıkışımız sabah 8 gibi oldu. 70 km civarı mesafe var. Yollar neredeyse tek şeritlik, tek araçlık olduğundan yavaş ilerliyoruz. Manzara ise şiir gibi olduğundan, nerdeyse her 10 km’de bir durduk. Resimlerle doğanın envai çeşit resitalini fotoğraflarla paylaşıyorum. İlk durağımız Peygamberimiz biricik kerimesi Hz. Fatıma’nın anısına mum yakılan “Ana Fatma” ziyarethanesi oluyor. Halk buraya gelir, mumunu yakar, duasını eder varsa adağını kurbanını keser.

Yolda ilerlerken dikkatimi yerleşim yeri olmadığı halde içi çöp dolu poşetlerin intizamlı bir halde, ağzı bağlı bir şekilde yol kenarlarında dizildiğini gördüm. Halk burada çöpleri poşetlere doldurup, yol kenarlarına bırakıyor. Uygun olan araçlar da bu çöpleri çöp konteynırlarına götürüyormuş. Bu çevre bilincini takdir etmemek ayıp olur.

Munzur suyunun gürül gürül aktığı ve çevreyi enfes yeşilliklerle bezeli şiir roman gibi bir coğrafyaya bürüdüğü, yüksekçe dağların ardından Ibacık’a varıyoruz. Fatih Başkan, İzmir’de idi normalde. Ziyaretimiz için geri dönüş yolunda. O dönene kadar Munzur Gözelerini görmek için ilerlemeye devam ediyoruz. Gözelere varıyoruz. Ama ilkin kahvaltı yapalım, gözelere öyle gidelim diyoruz.

Erken gelenlerden oluyoruz. Köy ürünlerinden nasipleniyoruz. Köy yumurtası, peynirli patatesli lorlu otlu gözlemeler, envai çeşit peynir hepsi de ter-ü taze, en güzel tereyağı derken, enfes bir köy kahvaltısı hazırlıyor gözlemeci gencecik çalışkan kızlar. Doyasıya ve ağır bu kahvaltıyı, kekik çayıyla hafifletiyoruz.

Kahvaltı sırasında garip giyimli biri dikkatimizi çekiyor. Masamıza çağırıyoruz. Sohbete başlıyoruz. Hoşsohbet değişik biri. Adı Deniz Ferhatoğulları. Boynunda İsa’nın haçı. Uzun sakalı, yeşil bandanası ile değişik cins bir tip. Ben Ak Partiliyim deyince garipsedim. Şaka yollu dillendiriyor sandım. Beni sakallı görünce, kekliyor zannettim. 2010’dan beri partiye istemediğim halde üye yapmışlar diyor. Bu durum ona şöyle bir avantaj sağlamış. Konaklar Köyüne kayyum muhtar olarak atanmış ve 4 yıl bu vazifeyi ifa etmiş hakkıyla. Ama Beytepe’ye hiç çağrılmamış.

Eski muhtar Deniz ile vedalaştıktan sonra, yürüme mesafesindeki gözeleri görmek için ilerliyoruz. Güzergahın hemen başında Çerağ isimli niyazların dile geldiği ve balmumundan yapılma çıraların yakıldığı alanda, ritüeli eksiksiz yapıyoruz.

En nihayetinde gözelere varıyoruz. Kimi zaman kışın bile her türlü grip, nezle, migren, baş ağrısı gibi hastalıktan korunma adına yüzülen bu Munzur suyunun başlangıç noktalarında değil yüzmek, ayaklarımızı ya da ellerimizi yarım dakika tutamıyoruz suda. O derece soğuk, o derece şok etkili. Enfes bir tadı var. İçtikçe içesi geliyor insanın, kana kana içiyoruz.

Gözelerden ayrılırken, bir halaya denk geliyoruz. Def ile Ermenice türküler okunuyor, halay çekiliyor. Videoya kaydeden ve fotoğraf çekenlere eşlik ediyoruz. Dünyanın küçük olduğuna dair bir deneyim daha ediniyorum burada. Aylar önce söyleşi yaptığım Ermenistan eski vekillerinden arkadaşım Aragats Akhoyan’a denk geliyorum. O da şaşırıyor ben de. Buluşmak için sözleşsek bu kadar denk getiremeyiz. Hayatta tesadüf yoktur, tevafuk vardır en nihayetinde.

2010 yılından beri, her sene gelirmiş buraya. Munzur Festivaline eşlik edermiş halk oyunlarıyla, yöresel kıyafetleri ve müzikleri ile. Dedelerinin buradan göçtüklerini, buraya gelerek hasret giderdikleri ve Zazalarla akraba olduklarını söyledi.

Derken telefonum çalıyor. Fatih Başkan, Ovacık’a geldiğini ve bizi beklediğini söylüyor. Belediyeye giriyoruz. Girişte binlerce kitap gözümüze ilişiyor. Ülkenin her yerinden kitap yağıyormuş. Kütüphaneler kitap dolu.

Derken başkanla Ovacık’ta buluşuyoruz. Sohbetimize gülerek başlıyoruz. Fatih Başkan’da da uçak fobisi baş göstermiş. Kalkışta ve inişte bildiğim tüm duaları okuyorum diyor. Ne de olsa inançlı bir komünist o. Başkanın izin günü olduğundan makamına oturmuyor. Koltukta başkan vekili İmam Sevgi oturuyor. Fatih Başkan da misafir koltuğuna oturuyor. Bu da her ne kadar samimi olunsa da takdir edilesi bir hareket. İşi savsaklama yok, cıvıklaşma yok. Başkanın sakalı da hoca sakalı gibi. “Bu sakalla daha rahat hareket ediyorum” diyor gülerek.

Söyleşimiz de dolu dolu oldu. Az daha sabredin. İlerleyen günlerde okuyacaksınız.

Dersim’e dönüyoruz. Akşam saatleri. Bize eksiksiz bir ev sahipliği yapan efsane belediye başkanı Cevdet Konak ile buluşuyoruz. Anlattıklarını, kimi zaman hüzünle kimi zaman ağlamaklı kimi zaman da gülerek dinliyoruz. Hoş sohbeti ve güleryüzü ile kendisine hayran bıraktı. Çok başarılı bir belediye başkanıydı. Kendisiyle de röportajımızı ilerleyen günlerde okuyacaksınız.

Ömrümün en güzel günlerindendi bu 3 gün. Yol hikayelerine şimdilik ara veriyorum. Memleketim Mardin’e geçiyorum bugün. Gündem çok yoğun. Ekonomik veriler herkesi gerdi. Nasıl çıkacağız bu dar boğazdan Allahu âlem… Allah bizi korusun, Hızır yoldaşımız olsun.

1 YORUM

  1. bir ay önce bende oraları gezdim ve ovacık ve Dersim’in güzel doğasıyla güzel ve egitimli ve bilinçli insanlarıyla tanıştım belediye başkanıyla tanıştik. konuştuk duruşuyla icraatlarıyla kendisine hayran bıktı bizi gönülden kutluyor ve yazınızı merakla bekliyorum

CEVAP VER