Melek Gibi Bir Adam ve 70 Yıllık Hasreti

3

Gündem gergin. Sinirler döviz kurlarına bağlı olarak felç geçirmiş durumda. Hafta keyifsiz başlıyor. Gündemi uzak kentlerimizden takip ediyorum. Ufkumuzun karardığı şu günlerde, ilginizi çekeceğini düşündüğüm farklı bir konuyu, müthiş dokunaklı bir hikayeyi anlatacağım.

Mardin’de annesi tarafından 6 yaşında iken Deyrul-Zafaran Manastırı’na bırakılan ve 70 yıl annesine kavuşma umuduyla beklerken, geçtiğimiz yıllarda yaşamını yitiren Ammo Bahe’nin (Bahe Amca) roman olası hayatı bu.

Mardin’in Süryani cemaatinden Bedia Hanım, dört çocuğuyla dul kalır. Henüz otuzlu yaşlardadır. Çaresizdir, Suriye’ye göçmeye karar verir. 3 çocuğunu yanına alır. O vakitler altı yaşında olan Bahe’yi, Deyrulzafaran Manastırı’na emanet eder.

Bahe, kardeşlerin içinde en zayıfıydı. Hastaydı, zekası yaşıtları gibi değildi. Belki bakamayacağını, belki göç yoluna dayanamayacağını düşündü. Oğlunu manastırın korunaklı duvarları arasına bırakırken “Burada kal, döneceğim” demişti.

Bahe doğumundan 6 yaşına kadar annesi ile yaşamıştır. Annesi bir gün tarladaki işlere kendini kaptırdığından (70 yıl önce) açıkta bıraktığı bebeğini unutur. Bu arada bir kuş türü ya da tavuk, bebek yaştaki Bahe’nin bir gözünü gagalarıyla kör eder. O günden sonra bir gözü kör olarak ömrünü yaşar.

6 yaşından itibaren, boynu bükük bir şekilde annesinin dönüşünü bekler Ammo Bahe. Tam 70 yıl bekler annesini. Annesi ise geri dönmeyecektir. Bedia Hanım göçtüğü Suriye’de başka bir adamla evlenmiş, en küçük çocuğunu ise bir daha sormamak üzere unutmuştu.

Ammo Bahe, tüm ömrünü Deyrul Zafaran Manastırı’nda geçirmiştir. Herkesin bildiği tanıdığı bu sima, her gelenle kısa da olsa konuşurdu. Melek gibi bir adamdı. Zararsız ama eksik akıllıydı. Kuşlar sadece gözüne zarar vermemişti. Aklının belirli bir kısmını da bu temasta kaybetmişti maalesef.

“Ne yapıyorsun?” diye soran herkese, kendini bildiğinden beri hep aynı cevabı verirdi: “Annemi bekliyorum. Beni buraya bıraktı. Geleceğini söyledi.” Gel zaman git zaman ömür tamam oldu. Ammo Bahe, dört yıl önce vefat etti.

Bu melek insanın cenazesine kimler katılmadı ki?

Deyrulzafaran Manastırı’nda düzenlenen cenaze törenine o dönem Mardin BB Eş Başkanı Februniye Akyol, Süryani Kadim Vakfı Başkanı Münir Kilimci ve çok sayıda Müslüman, Hristiyan, Süryani, Ermeni vatandaş katılmıştı.

Cenaze töreninde Deyrul-Zafaran Manastırı Metropoliti Saliba Özmen, herkesin kendi çapında, penceresinde Bahe’ye minnettar olduğunu belirterek, yaşamı ile kendilerine çok güzel bir örnek olduğunu söylemiş, cenaze törenine her kesimden katılım olduğunu belirtmişti.

Hristiyan, Müslüman, Arap, Süryani, Arap, Türk, Kürt, Ermeni, bütün halklar gerçekten Bahe’yi manastırda görmek isterdi. Herkesin kesinlikle hayır duasını alırdı. Bütün dualar Bahe içindi. Ve böyle de oldu. Kilisede bütün halklardan ve dinlerden katılımlar olmuştu.

Mardin’in güzelliklerinden biri de budur. Cenazelerde, bayramlarda, beşeri bütün münasebetlerde bir ünsiyet, bir birlik ve beraberlik içerisinde olur halk. Onun için Mardin örnek, Mardin model bir kenttir. Ezan, Hazzan ve Çan’ın birlikteliğini görür ve her türlü yardımlaşmalarına tanıklık edersiniz.

Bu güzelliğin, bu kaynaşmanın, bu beraberliğin, bu modelin bütün illerimize ve bütün Orta Doğuya ve dünyaya örnek olduğunu düşünsenize…

Önemli bir değerdi. Manastırla özdeşleşmiş bir kişilikti. Son ziyaretimi dün gerçekleştirdim; Deyrul-Zafaran Manastırı eksik geldi bana. Bizim için bir kayıptır. Bir acıdır. Bahe sonsuzluğa ve bir ömür -dile kolay 70 yıl- beklediği annesine kavuştu.

Annesini beklemekten hiç vazgeçmedi…

Onun için seviniyorum. Mardin halkının bir tarafı hep buruk kalacak.

Bahe Binebil 2014 yılında vefat etmiş ve Deyrul-Zafaran Manastırı’nın bahçesine defnedilmiştir.

3 YORUMLAR

  1. Bahe yatacak yer bulmuş kendine lakin anasının yatacak yeri olmuş mudur bilemem..Hayatını iyi insan olarak tamamlayan herkese hayranım..
    Yaşasın Baheler..

  2. Say.Yazar yol hikayelerinde yine döktürmüşsün ne güzel anlatıyorsun biz okuyucuların okuyup mutlu olması için elinden her şeyi sade ve zariflik içinde anlatıyorsun sana bir şeyi itiraf etmek istiyorum gönül adamı oldun yoldaş oldun biz okuyucuların seni daha iyi anlamaya çalışırken ilginç bir yorum yapmama izin vermeni rica ediyorum ama vermesene yazıyorum o kadar da hakkımız olsun sakın kusura bakma. Seni izlediğim takip ettiğim kadarıyla düz bir adamsın eğilip bükülmüyorsun bizi sana hayran bırakan yanın dik duruşun bizler ne yazarlar gördük eğilip bükülen el pençe durup el öpenler yalakalık yapanlar daha neler neler yıllarını veren nice insanlar ama namuslu onurlu yazarlar sende onların içindesin. Sizin gibi güzel insanların parası lüks arabaları yatları katları olmaya bilir ama halk sana ve senin gibi yazarlara yakalasın yanlış yazıyorsun demezler . Çünkü sen o halkla beraber yürüyorsun halkdan birisin bunu böyle yazmakla sayın yazar seni övmüyorum dğoru olan neyse onu yazıyorum daha ne yazayım kardeşim yazmaya kalksam gazetenin bir sayfasına ancak sığar.Sana bir gerçeği yazayım ilk defa sana yazıyorum sen doğru bir yazar olduğun için mesela ben Say Cumhurbaşkanımıza 1973.1974.1975. 1976 yıllarından beri tanıyorum ben kendilerden M.Ali Şahin beyden ve diğer arkadaşlarımızda vardı içlerinden yaşca büyügüm ve Cumhur Başkanımız o tarihlerde hemşerisi olan Mustafa beyin yanında eminönünde camının yanındaki dükkanda görevliydi. Muhtarlık yaptığım dönemlerde kendileri başbakandı zaman zaman açılışlarda karşılaştığımızda yakinen tanıdığı insanların hatırını sorar dı banada her açılışlarda bir ihtiyacın varmı derdi.tanıdığı insanları asla unutmaz eğer ihtiyacım var deşeydim muhakkak yapardı.Gençliginde de hep başı dik di hiç egdigini görmedim. Başı hiç eğilmesin dilerim . Işte öyle kıssadan anılar.

CEVAP VER