Cesaretin Yoksa Esaretin Vardır

1

Cesaret ve esaret arasındaki benzerlik ve farklılık sadece kelimeleri oluşturan seslerden kaynaklanmıyor. Cesaret ve esaret birbirinin mütemmimi, yani tamamlayıcısı, gece ile gündüz, soğukla sıcak gibi. Birinin varlığı diğerinin yokluğunu ya da birinin yokluğu diğerinin varlığını kaçınılmaz kılıyor.

“Kaplumbağaya bakın, sadece başını dışarıya çıkarttığı zaman ilerler” der, James Conant. Bir İngiliz atasözünde de “sakin bir denizin hiçbir zaman usta bir denizci yaratmayacağı” vurgulanır. Helen Keller de “Eğer hayat sadece sevinçle dolu olsaydı hiçbir zaman cesur ve sabırlı olmayı öğrenemezdik” diyerek sürekli sevinç ve mutluluğun cesaret ve sabrı öldüreceğini söyler. Bir Türk atasözünde de “cesurun bakışının, korkağın kılıcından keskin olduğu” belirtilir.

Cesaretin karşıtı, korku; korkunun sonucu düşeceğimiz durum, esaret. Nedir cesaret? Sadece korkmama hali midir? Cesaret, herkesin sustuğu yerde konuşmaktır, bir adım öne çıkmaktır. Elinle, olmadı dilinle yahut kalbinle direnmektir. Kendi korkunu unutup başka bir korkuyu teselli etmektir cesaret, korkuyu öldürmektir. İnanmaktır, inandığı uğruna savaşmak, savaştığı uğruna ölmektir, ölümü öldürmektir. Bir bilge kişinin dediği gibi: “Demire güvenmek değil, demir gibi yüreğe sahip olmaktır.  Işıkları söndürmek değil, ışığa yürümektir, cesaret.”

Bir Hint masalında, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır, bir iyilik yapmak ister; onu kediye dönüştürür. Fare kedi olmaktan mutlu olacağı yerde bu kez köpekten korkmaya başlar. Büyücü onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan fare sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Ne yaparsa yapsın büyücü, farenin korkusunu yenmeye imkân yoktur. Onu eski haline döndürür. Ve “Sen cesaretsiz ve korkak birisin, sende sadece bir farenin yüreği var; bu yüzden ben sana yardım edemem” der.

Cesaret, bir yürek işidir. Cesur değilse esirdir o kişi. Esaret, bilgece bir sükut değil, cahilce bir teslimiyettir. Halini kabullenen, içselleştiren bir esirin ne tarihe bağlı kökü ne geleceğe yönelik ideali vardır. İçinde cesaret barındırmayan bir esaret, köleliğin ilk adımıdır. Ondaki yürek bir yüktür, mide ve bağırsaklar sadece bir boşaltım sistemidir. Fosil olmaya aday nesneler güruhunu oluşturur, yaşayan esirler. Esir insanın öldüğünde hatırası veya eseri, yaşarken izi veya sözü olmayacaktır. Esaret, farklı olduğunu fark edememe halidir. Farklı olduğunu fark edip farkını sorgulamaya ve yaşamaya başladığında esaret zincirini kırar ve cesaretiyle şahsiyet mertebesine yükselir beşer. Ona, “insan” denir.

Kediden kaçan fare uyumakta olan aslanın üzerine yerleşir. Biraz sonra aslan uyanır. Boynunu çevirip bakınmağa başlar: Kedi: “Yazık sana! Artık küçük bir fareden de mi korkuyorsun? Bu senin şanına yakışır mı?” diye alay eder. Aslan ise: “Sen de amma yaptın ha! Benim fareden filan korktuğum yok. Fakat bir aslanın üzerine çıkıp dolaşmaya kimin cesaret edebildiğini merak ettim de şaşkınlığım ondan“diye cevap verir.

Cesaret, çaresizlik halinin kişiye verdiği yüksek potansiyel değil, potansiyelin bilinçli, amaçlı şekilde kullanılmasıdır. Denize düşenin, yılana sarılmasına cesaret denmez. Cesur insan, kendini denize düşürecek her türlü tehlikeye karşı yerinde ve zamanında tedbir alma iradesi gösterebilen kişidir. Son çare olarak aslana sığınan fareye ve onu sinsice takip eden fırsatçı kediye cesur denmez. Korkak fare kedinin esiri, gözü fareden başka bir şey görmeyen kedi de nefsinin, dolayısıyla farenin esiri olmuştur. Cesaret, bize esaret getiren bütün engelleri yıkan, yüksek duygunun adıdır.

Her icadın, keşfin, yeniliğin, dönüşümün temelinde cesaret vardır. Uçağın, tekerleğin, ampulün icadı; dünyanın, uzayın, denizlerin keşfi, iş alanı oluşturan şirketlerin ve işletmelerin kuruluşu, toplumları millet haline getiren devletlerin inşası birer cesaretin sonucudur. Kâşifler, mucitler, gaziler, kahramanlar cesur insanlardır. Onlar sayesinde insanlık yükselebilmektedir.

Cesaret, her insanda potansiyel olarak vardır, geliştirilebilir ve öğrenilebilir duygudur; sevgi, merhamet, vefa, cömertlik, yardımseverlik gibi. Öcüler gelir, cin çarpar, periler sarar korkusuyla yetiştirilen bir neslin cesur olması beklenemez. Onları, korumacılık hassasiyetiyle, esarete mahkûm ettiğimizin farkında değiliz. İlk yaşlarda biçimlenen bu duyguların kazanç haline getirilmesinde ilk eğiticiler dediğimiz anneler, babalar, okul öncesi eğitim kurumları çok önemlidir.

Yanlış eğitim, öğütüm demektir, var olan değerlerin israfı demektir. Duygularımız zenginliğimizdir. İşe duygu eğitimiyle başlamak gerek. Millet olarak var olmak istiyorsak, cesaret eğitimi bunun ilk basamağı olsun. Yoksa sonumuz esaret olur.

 

Doğrudan iletişim için: kadir@kadirdurgun.com

1 YORUM

  1. Sayın yazar sizleri bu tür yazılarınızdan dolayı takdir ediyorum .Ve ayrıca sizin yazılarını okuyorum ve sabırla bekliyorum.Her yazınız ayrı bir derinlik ve zenginlik içeriyor.Gercekleri yazmak ve insanımıza yol göstermek çok elzem bir vazifedir.Tum dost ve arkadaşlarımla paylaşıyorum.Selamlar ..Saygilar..

CEVAP VER