Ocak Medya

6-7 Eylül Cinnetiyle Yüzleşme

Ben yıllardır Beyoğlu’nda yaşıyorum. Evim de işim de İstiklal Caddesine çıkan sokaklarda. Mardinli Arap kökenli bir Türk vatandaşı olarak doğduğum değil ama doyduğum yerdir Beyoğlu. İstiklal Caddesi ara sokaklarına yayılmış eğlence mekanları ile her daim insanlıdır. Günün çok az saati vardır ki sokaklar ıssız olsun. Her zaman insan sesi eksik olmaz.

Bazen çok nadir de olsa o sessizliği buldu isem caddeyi bir aşağı bir yukarı yürümek isterim. Gözlerimi kaparım her ihtimale karşı yolun kıyısından kulağımda bir müzik ile hayaller içinde caddeyi tavaf ederim. Müzik illa ki eski bir Rum şarkısı olmalıdır.

Ve tarih tabii ki 6 Eylül 1955’den mutlaka en azından 1 gün de olsa evvel olmalıdır. 6 Eylül 1955 takip eden günü ile beraber önce İstiklal Caddesinin sonra Beyoğlu’nun sonra İstanbulun sonra koca bir ülkenin yani Türkiye’nin içine yerleştiği tabuta çakılan paslı çivilerin en unutulmazları, en can yakanları.

İnançlı insanlar İlahi adalet, modern zamanlar karma diyor. Kimileri için kelebek etkisi olarak da geçiyor. Yaptığımız her iyilik ve her kötülük büyük ya da küçük dönüp dolaşıp bizi buluyor. Şaşmaz bir terazi işliyor adeta bir kuyumcu titizliğinde, herkes hakkını son kuruşuna kadar alıyor, herkes bedeli son kuruşuna kadar ödüyor.

6-7 Eylül’ün bedeli her kuruşuna kadar ödenenlerden. 6-7 Eylül kötülüğün cisimleşmiş hali ile bir toplumun içinden akması. 6-7 Eylül ağzımızın içinde yerleri kapkara duran dökük dişlerimiz. Bugün bizde eksik olan ne varsa bilerek ve isteyerek yok edilen gün.

6-7 Eylül’ü tarif için kullanılabilecek en uygun metafor Gargamel’in içinde envai çeşit zehir kaynayan kazanı olsa gerek.

Gelin bakalım o kazana neler atmış zamanın ruhu. Zaman derken amnezi ile malul olanlar tabii hatırlamayacak ama bilinsin ki soğuk savaşın en ağır dönemlerindeyiz. Adnan Menderes her mahallede bir milyoner vaat ediyor. “Küçük Amerika olacağız” diyordu. Bakmayın bugün Menderes’in çizgisinde farklı senaryo yazanlara.

Hepsi iyi bilir ki; Demokrat Partinin asli ve öncelikli yeri anti komünizm ve Amerikan çıkarlarının soğuk savaş bekçiliğidir. “Bu kış komünizm gelmesin” de ne olursa olsun geleneğidir.

Konuyu dağıtmayalim ama aklımızda tutalım. Çünkü Gargamel’in kazanında kaynayan ifrit çorbası yalan, din istismarı, faşizm, yabancı düşmanlığı, şovenizm de olsa üzerine serpilen nihai toz bolca anti komünizm içermektedir.

Bu ülke nüfusunun neredeyse dörtte biri gayri Müslim iken bugünlere gelindiğinde bıraksalar %99.99999’unun Müslümanlığından övünç payesi duyanlar için anlam ifade eder mi bilinmez ama bu gayrimüslim Türk vatandaşının ya da Osmanlı tebasının bu topraklara kattığı değerlerin önemli bir kısmına gösterilen en büyük nankörlüktür aynı zamanda 6-7 Eylül. Ki 2. Abdulhamid’in “Millet-i Sadıka” iltifatına mazhar olmuş insanlardan bahsediyorum.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde dahi Galata’ya el sürmemiş, özerkliğine saygı göstermiş idi. Fatih’in emanetine hıyanet eden berbat yalancıların, riyakarların zuhur ettiği günlerdir.

Bir toplumun intiharı; pimini çektiği el bombası ile yatağa uyumaya gitmesidir.

8 Eylül 1955 sabahı terk edilen Tarlabaşı’nı abat edebilmek için tam 50 sene sonra yırtınırcasına asmolen tavan ve ytong ile kültürü yeniden kurabileceklerini sananların, 360 değil 360 bin fırın ekmek yeseler, anlayamacakları bir medeniyetin sessiz ve net intikamıdır.

Sahteliğin pecmurdeliğin ezcümle sözde Sağcılık özde berbat bir anti komünist propaganda makinesinin 1950’de başlayan ve halen devam eden kakafonisidir.

Türkiye İstanbul Beyoğlu Istiklal Caddesi kendilerini sağcı Müslüman ümmetçi milliyetçi sanan oysa ki sadece Amerika’nın dönemsel çıkarları doğrultusunda hareket eden büyük bir propaganda makinesinin kurbanıdır.

Soğuk savaş denilen dönemde başlayıp hala devam eden bu propaganda makinası nihai olarak ülkenin tüm kurumlarına hakim olsa da, karma felsefesi saatin zembereği gibi şaşmaz biçimde çalışmış, ülkeyi ağır bir iktisadi krizin kucağına bırakmıştır. Hiçbir şey sebepsiz değildir. Geçmiş hatalar bugünümüzü şekillendirir.

Not: Olayların yıldönümünü vesilesi ile yazdıklarım bu konudaki literatüre nazaran deryada damladır.