Emekli müftü Mehmet Gündoğdu yazdı: Salvele (Salat-ü Selam)

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Salvele, Hz. Peygamber’in mânevî şahsiyetini selâmlama anlamında bir tabirdir.

İslami gelenekte, Her işin, her işlemin her şeyin başında sırasıyla;

İstiaze (Euzü, Allah’a sığınma)

Besmele (Allah’ın adını anma)

Hamdele (Allah’a hamd etme)

Salvele (Rasulullah’ın manevi şahsiyetini selamlama)

 

Biz de öncelikle asıl konularımıza geçmeden  giriş mahiyetinde bu terimlerin anlamlarını açıklamaya çalıştık.

Bu tabirler Özel hayat ve manevi yaşam ilkeleridir.

Hayatta Başarının manevi sırları, bu ilkelere devamda gizlidir.  

 

Salâtü Selâm, Anlamı

 

Sözlükte “dua, tâzim, rahmet” gibi anlamlara gelen “salât” ile (çoğulu salavât) “esenlik” mânasındaki “selâm” kelimelerinden oluşan “salâtü selâm”, “aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm” veya “sallallāhu aleyhi ve sellem” şeklindeki dua cümlelerini ifade etmek için kullanılır. Türkçede, daha çok “salavat getirme” tabiri kullanılmıştır. Arapça’da ise “tasliye” denir.

Bu duadan söz edilirken “salvele” kısaltması da kullanılır.

Dini terim olarak Salvele; Hz. Peygamber (s.a.s)’e salavât okumaktır. Diğer bir ifade ile; Hz. Peygamber (s.a.s) hakkında “… Ve’s-Salatü ve’s-selâmu alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain” şeklinde yapılan duadır.

Salvele, Peygamberimiz (s.a.s)’e imanın ve muhabbetin, saygı ve sevginin bir ifâdesidir.

Hz Muhammed (s.a.v) manevi atmosferine girmek, onun manevi kanalına bağlanmak anlamına gelir.

 

Kur’an-ı Kerim’de Salvele

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يماً

“Allah ve melekleri peygambere salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve onu tam bir teslimiyetle selâmlayın” buyurulur (el-Ahzâb 33/ 56)

Türkçemizde salavât veya salavât-ı şerîfe dediğimiz kelime bu âyette geçen salât kelimesinin çoğuludur. Âyetten de anlaşıldığı gibi salat: Allah’ın salatı, Meleklerin salatı ve müminlerin salatı olmak üzere üç kısma ayrılır:

a. Allah’ın Peygamberi’ne salat etmesi: O’na rahmeti ve ondan hoşnut olması, O’na yardım etmesi, tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak O’nun şanını artırması, O’nun işlerini bereketli kılması, ismini yüceltmesi, ona ahiret mükafatlarını vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir.

b. Meleklerin salatı şu anlama gelir: Melekler Hz. Peygamber’i çok severler; O’na en yüce makamları vermesi, dininin ve şerîatının gelişmesi ve O’nu yüksek derecelere ulaştırması için Allah’a dua ederler, istiğfar ederler; O’na salat getirenlere Allah’ın rahmetini dilerler.

c. Müminlerin salatı: O’na saygı ve tazimde bulunmaları, O’nunla ilgili duada bulunmalarıdır. Allah’tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini, şanının artmasını dilemek ve Cennetteki Makam-ı Mahmud’u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona vermesini istemektir.

Âyetin ikinci kısmında geçen “tam bir teslimiyetle selâmlama” ifadesi; Namazların ikinci ve dördüncü rekatlarında okuduğumuz “Et-Tehiyyâtü” diye başlayan duada geçen, “Eyyühennibiyyu ve rahmetullahi ve berekâtüh” cümlesindeki, Hz. Peygamber (s.a.s)’e selamlamadır.

Hz. Peygamber’in mânevî şahsiyetin selâmlamadır. Bu duayı okuyan mümin, Allah’ın Rasûlü’ne selam vazifesini ifa etmiş olur.

 

Hadis-i Şeriflerde Salvele

 

Başta Kütüb’ü Sitte denilen hadis kaynaklarında ki,  hadis-i şeriflerde “salatü selam” hakkında birçok rivayetler vardır. Ezcümle;

Bir gün Resûlullah (sav) ashâbı ile birlikte Mescid-i Nebevî’de otururken içeri bir adam girdi. Hadislerde adı belirtilmeyen bu zât yalnız başına namaz kıldıktan sonra “Allahümmağfir lî verhamnî (Allah’ım, beni bağışla ve bana merhamet eyle!)” diye dua etmeye başladı.

Bunun üzerine Allah Resûlü, “Bu adam acele etti.” buyurdu. Sonra adamı yanına çağırdı. Ona veya yanında oturan ashâbına şöyle buyurdu: “Biriniz dua edeceği zaman önce Yüce Rabbine hamd ve senâ etmekle başlasın, sonra Peygamber’e salât getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde dua etsin.”

Bu tavsiyelerden sonra, dua âdâbına uyarak Allah’a şükredip O’nu yücelten, Hz. Peygamber’e salavât getiren başka bir sahâbîyi gördü. Onun bu hâlini takdir ederek, “Dua et kabul edilir, iste verilir.” buyurdu.

Çünkü her işin olduğu gibi duanın da bir âdâbı ve usulü vardı. Kişi, evvela kendisinden bir şey isteyeceği ve yardımını niyaz edeceği Allah’a saygısını sunmalı, O’na lâyık olduğu şekilde hamd ü senâ etmeli, O’nun huzurunda kendisine şefaat edecek olan Hz. Peygamber’e salât ü selâm getirmelidir.

Bu iki hadiste, dua esnasında Allah’a hamdetmenin ve Resûlü’ne salavât getirmenin altı çizilmektedir. (Hadislerle İslam,1/197)

Yine Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde bana halkın en yakın olanları ve şefaatime hak kazananları, bana en çok salâvât getirenleridir” (Tirmizi, Vitir, 21);

Kim bana bir salavat getirirse Allah Teâlâ bu yüzden o kimseye on misli mağfiret eder” (Müslim, Salat, 70);

“En cimri (bahîl) olan yanında anıldığım halde bana salat-u selam getirmeyendir” (Tirmizî, Deavât, 100; Müsned I, 201);

“Günlerinizin en faziletlisi Cum’a günüdür. O günde bana çok salavat getirin; zira sizin salat ve selamlarınız (melekler vasıtasıyla) bana arzolunur”. Âshab-ı Kiram sordu: “Ya Rasulallah! Getirdiğimiz salavat size nasıl arz olunur; halbuki siz çürümüş bulunacaksınız?”. Rasûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimiz: “Allah Teâlâ Peygamberlerin cesetlerini yer yüzüne haram kılmıştır” cevabını verdi (Ebu Davud, Salat, 201; Vitr, 26)

Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Allah’ın Rasûlü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bana salat getirdiğiniz zaman benim için Allah’dan “vesîle’yi” isteyiniz. “Sahabiler tarafından soruldu:  Ya Rasulallah! Vesîle nedir?

“Vesîle, Cennet’in en yüksek derecesidir. Oraya ancak bir kişi yükselecektir. O kişinin de ben olacağını ümit ediyorum. Başka bir rivayette, “Benim için vesile dileyen kimseye şefaatim vacip olur”.  (Müsned, II, 265).  Buyurmuştur. Onun için ezan duasında vesile istenir.

Nasıl salavat edeceğiz?

İbn Ebî Leylâ şöyle demiştir: Ka’b b. Ucre ile bir defasında karşılaştım, bana şöyle dedi: Sana Peygamber (s.a.s)’den işittiğim bir hediye vereyim mi? Peygamber (s.a.s) bizim yanımıza çıktı. Biz O’na: 

- Ya Rasulallah! Bizler Sana nasıl selam okuyacağımızı öğrendik. Fakat Sana nasıl salat okuyacağız? Dedik. Rasûlüllah (s.a.s) bize: 

Âllahümme sallî alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin. Kema salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime inneke Hamîdun Mecîdun. 
Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrahime inneke Hamidun Mecîdun “. Buyurdu.

(Allahım! Muhammed’e ve Muhammed’in âli üzerine, İbrahim’in âli üzerine salât ettiğin gibi salât et: Şüphe yok ki, Sen Hamîd’sin, Mecîd’sin. Allahım! Muhammed’e ve Muhammed’in âline, İbrahîmin âline bereket ihsan ettiğin gibi bereket ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen Hamîd’sin Mecîd’sin.) (Buharî, Enbiyâ,10; Daavât, 31, 32; Müslim, Salat, 65, 66, 69).

Diğer rivayetlerde; “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi va sahbihi ve sellim.” Salat-ü Selam kalıpları vardır.

Salat-ü Selam’ ın hükmü

 

Ömürde bir defa salât getirmek farzdır. İsmi her anıldığında salat getirmek vacibtir. Ancak bir mecliste ismi çok defa anılsa da bir defa salat getirmek yeterlidir. 

Namazda salat getirmek gereklidir. Namazda salat getirmek Hanefi, Malikî ve Cumhur’a göre sünnet;

İmam Şafi ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise farzdır. Onlara göre salat terkedilirse namaz bozulur. 
Duanın başında ve sonunda salat getirmek vacib olup, duanın kabulü için bir vesile olduğu kabul edilir.

Namazların dışında Resûlullah’ın adı anılınca, yazılınca, ezan dinlerken, cuma günü, mescide girince, cenaze namazında vb. vesilelerle, ayrıca yazışmalarda ve kitap hâtimelerinde Hz. Peygamber’e salâtü selâmda bulunmak müstehap sayılmıştır.(Kādî İyâz, II, 67-70).

Bazı âyet ve hadislerden hareketle Hz. Muhammed’den başka diğer peygamberlere de salâtü selâmda bulunulması tavsiye edilmiştir.

Ehl-i beyt’e veya sahâbeye Resûl-i Ekrem’e salâtü selâmın devamında ve ona tâbi olarak salâtta bulunmak câiz olmakla birlikte onlar için müstakil şekilde salât ifadesi kullanılması genellikle uygun görülmemiştir.

 

İbadetlerde ve İslami gelenekte salat ve selam

 

Türkiye’de müslümanlar tarafından, salavat duaları,  namazların arkasında okunur. Özellikle cemaatla kılınan farz  namazların arkasında müezzinler, “Rasulullah’a salavat getirin” manasında “ Alâ Rasûlinâ salavât” derler. Genelde imam efendi tarafından “Salât-ı Münciye” okunur. Veya sadece cemaat tarafından “Allahümme Salli alâ seyyidinâ Muhammed” diyerek salavat okunur.

Cuma, bayram ya da sabah namazı vaktinin yaklaşması gibi önemli bir zamanı ya da vefat gibi bir olayı duyurmak üzere minarelerden yüksek sesle salavat okunması âdeti yaygındır. “Salâ vermek” şeklinde ifade edilen bu salavatların çeşitli makamlarda bestelenmiş (genelde Hüseyinî makamında) formları da vardır.

Bunlar okunuş vesilelerine göre, cuma salâsı”, “bayram salâsı”, “cenaze salâsı” gibi adlarla anılır.

Ayrıca çeşitli dini törenlerde, Itrî tarafından bestelenmiş olan Segah makamında salavatlar okunmaktadır.

Bundan başka müslümanlar dua ve dileklerinin kabul olunmasına vesile olsun diye 4444 defa “Salat-ı Tefriciye” okudukları bilinmektedir. Sayısının Dini dayanağı ve kaynağı olmasa da, gelenek haline gelmiş bu uygulama devam etmektedir.

Türk kültüründe ayrıca damat donatılırken, hacı uğurlanırken ve tasavvufta şeyh tarafından tarikata intisap eden dervişe törenle hırka giydirilmesini ifade eden arakiyye tekbirlemesinde salavat getirilmesi yaygın bir uygulamadır. (DİB, İslam Ansiklopedisi, III, 266).

 

Allah’ın Rasûlü (s.a.s) bizim salat ve selâmımıza muhtaç mıdır?

Burada, “Allah’ın Rasûlü (s.a.s) bizim salat ve selâmımıza muhtaç mıdır” şeklinde bir soru akla gelebilir. Elbette ki bunun cevabı “hayır!” olacaktır.

Ancak bazı sebeplerden ötürü müslümanlar O’na salat ve selam getirmeye muhtaçtırlar. Allah O’na salat ve selam getirmemizi emrediyor. Bizim için gerekli olmasaydı emretmezdi.  (Ahzab,33/56)

Bize Kur’an’ı tebliğ eden, dünya ve âhirette mutlu olmanın yollarını gösteren Yüce Peygamberimiz salat ve selam O’na bir teşekkürdür.

Her Peygamberin kabul olunan bir duası vardır. O bu duasını ümmetine şefaat etme hakkını elde etmede kullanacağıbildirdiği ve ümmetinin yarısından fazlasının şefaati ile Cennet’e gireceğini açıkladığı için, O’na salat ve selam,  aslında nefsimiz için şefâat talebinde bulunmaktır.

O’na salat ve selam, O’nunla gönül râbıtasını kuvvetlendirmek ve feyzimizi arttırmaktır ki, buna bizlerin ihtiyacı vardır. Vesselam.

CEVAP VER