11 ve 12 Eylülleri Hatırlamak

1

11 Eylül 1973 ve 2001, 12 Eylül 1980 ve 2010. Amerika-Türkiye-Şili’den hafıza dersleri konumuz. 1973’ten 2010’a uzanan tam 37 yılın iki güne sıkışmış hikayesi.

1973 yılının 11 Eylül’ü Şili’de Allende’yi indiren Amerikan destekli darbenin tarihi. Soğuk savaşın civcivli günleri.

Vietnam’da sütten ağzı yanan Amerika Birleşik Devletlerinin demokratik yolla seçilmiş bir hükümeti alaşağı ettiği gün. Kamyoncuların hükümet karşıtı gösterileri, ordunun işe karışması ve sonunda başkanlık sarayında öldürülen bir lider. Derin darbe. Darbelerin anası. Pinochet gibi bir diktatöre iktidarın devredilmesi. Allende’nin torunu Henry Kissinger için, tutuklama talep etmişti. Tabii ki hiçbir şey olmadı ama tarih Şili demokrasisini katleden darbeyi hiç unutmadı.

Şili’den tam 7 yıl ve 1 gün sonra. Bu defa adres, Türkiye idi. Türk demokrasisi bir daha geri alamayacağı şeyleri kaybediyordu. 12 Eylül 1980’de henüz Carter başta ama ikinci sınıf kovboy filmlerinin aktörü Reagan ‘ha geldi ha gelecek’ iktidara. Kissinger ise, tabii ki hala hep ön safta.

11 Eylül 1973 Şili, 12 Eylül 1980 Türkiye… Kıtalar uzak ama hikayeler çok benzer. Tek bir farkla. Latin Amerika faşizm ile Amerikan soğuk savaş ideallerini tamamlarken; Türk tipinde rota, kızıla karşı yeşilin yüceltilmesine oynuyor. Pinochet, demir yumruk ile işini hallederken, Türkiye’de işin içine kutsal kitap da sokuluyor.

Rambo filmleri bize; Afganistan dağlarında komünistlere karşı, kurucu babaların ideallerini yaşatan, o zamanki adıyla mücahitleri servis ediyor. Bugün Evanjelist diye beğenilmeyen Amerika o dönemde Afganlı mücahitlerin arkasında saf duruyor. Afganistan modernleşmesi, Amerikalı evanjelistlerin elinde erirken, Sovyetler Birliği de yavaştan tarih sahnesine veda ediyor.

Afganistan, İran, Pakistan ve en nihayet Türkiye. Yeşil kuşak tamamlanırken Kenan Evren elinde Kuran, “netekim” diyor. “Asmayalım da besleyelim mi?” 1980’den tam 11 yıl sonra Sovyetler Birliği de tarih oluyor.

Berlin Duvarı kağıt bir kule gibi eziliyor. Amerika soğuk savaş ideallerine ulaşıyor. Komünizm tarih sahnesine veda ediyor. Doğu bloku Fukuyama gibilerine “Tarih artık sona erdi.” dedirten şekilde yok oluyor.

Ama cini şişeden çıkaran Amerika, artık ihtiyacı olmadığı kadar çok Müslüman savaşçıyı dünyaya bir defa salmış oldu. O kadar çoktu ki, bunlar işi de büyütmeye başlamışlardı. Artık askeri darbeye de komünizmi alt edecek Müslüman kadrolara da ihtiyaç yoktu. Ama kimileri fazlasıyla farklı fikirde idi.

Şili darbesinden tam 28 yıl sonra, Türkiye darbesinden ise 21 yıl geçmesine 1 gün kala, 11 Eylül 2001’de, 1980’de Beyaz Sarayda kurucu Babalar ile aynı değere sahip diye bağra basılanların artçıları, iki uçakla New York’un göbeğindeki kuleleri iskambil kağıdı gibi devirip tarihi yeniden yazıyordu.

Amerika komünizmi yıkmak için girdiği yolda, ön bahçesinde yıkımı yaşıyordu. Pandora’nın kutusu açılmış, diş macunu sıkıldığı tüpe çoktan veda etmişti. Kutu kapanmaz macun tüpe girmezdi. Hikaye devam etti. Dünya Ticaret Merkezi; 11 Eylül arazisine dönüştükten tam 9 yıl ve 1 gün sonra yani 12 Eylül 2010’da Türkiye’de yapılan referandum, yine kendisinden 30 sene önce yapılan darbenin sağladığı münbit ortamda serpilen İslami bir cemaate başta yargı olmak üzere ülkenin tüm bürokrasisini teslim ediyordu. Hikayenin Türkiye için devamı malum, anlatmaya gerek yok.

Amerika, Sovyetleri yenmek için her yolu mübah gördü. Demokrasi ya da değerler sadece anti komünist davaya hizmet ettiği kadar öneme sahipti. Komünizm tarih sahnesinden silinirken, iki kutuplu dünya hiç de tek kutuplu bir gül bahçesine dönmedi. Tam tersine Amerika’yı fazlasıyla mutsuz eden çok enstrümanlı bir senfoniye dönüştü.

Ülkemizin de önce askeri sonra da sivil-asker karışımı darbelerle ağır yara aldığı bu sürecin tarihsel altyapısı iyi anlaşılmalı, iyi anlatılmalıdır. Amerika kapitalizmin sonsuz zaferi adına komünizmi (ki bu aslında reel sosyalizm denilen diktatörlüklerdi) silmek için attığı bumerang ile hem kendini hem de dünyayı yaraladı.

Bugün ve yarın yıldönümleri yaşanacak bu 4 hadisenin üzerinde ne kadar düşünsek de az gelecektir. Yine de bizi sadece düşünmenin kurtaracağı akılda tutulmalıdır.

1 YORUM

  1. Harikasın Mardinli yazar bilginle yazılarınla yine şaha kalkmışsın. Bu birikim bu bilgi vallahi yazılarını okuyunca dura kalıyorum evet yazdığın gibi zamanında yazarların kitaplarında gazetelerde okumuştuk darbeyi yaptıranlar ve yapanları. Şimdi ise başka kuzular arıyorlar ama biz asla olmayız . Kanımızda milli mücadele var. Atalarımız dedelerimiz ninelerimiz ve Mustafa Kemal ATATÜRKÜMÜZ Milli Mücadele ile bu vatanı kurdular. Bizler yine aynı mücadeleyi veririz Cumhur Başkanımızın dediği gibi etle tırnak oluruz milletimizle beraber devletimizin yanında oluruz yeterki bir pula muhtaç olmayalım. Allah Türk Milletini Korusun. Sevgili yazar sanada helal kalemin güçlü olsun Hızır seninle beraber yoldaş olsun. Selamlar.

CEVAP VER