İslamcılık ve İslami Devlet aldatmacası

1
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Uzun zamandır cuma günleri sizlerle Adil Düzen İlmihali ile ilgili yazılar paylaşıyorum. Adil Düzen’in İlmihali’nin önemini anlatmaya çalışıyorum. Çünkü bu ilmihal sadece Adil Düzen’i kapsayan bir çalışma değil, aynı zamanda bugünün müslümanlarının hayatını da kapsayan bir çalışma. Bugünün müslümanlarının çıkmazı olan konuları ele alarak ilmi, hukuki ve İslami çözümler bulma gayreti.

Bu çıkmazlardan birisi de İslamcılık ve İslami yönetim ya da İslam Devleti konusu. Karar gazetesinden Mehmet Ocaktan’ın hafta içinde kaleme aldığı bir yazı sebebiyle İslam Devleti konusunu sizlerle paylaşmak istedim.

80’li ve 90’lı yıllardan beri müslümanlar arasında çok meşhur olan ve kurulduğunda bütün dünyanın kurtulacağı inancında olunan bir konuydu, İslam Devleti.

Bu kavramın literatüre girmesine sebep olan kişi eğer Necmettin Erbakan ise aslında konu sadece İslam Devleti değil, Adil Düzen’dir.

Türkiye’deki müslümanların gelişmeleri, kalkınmaları ve İslam’ın tavsiye ettiği şekliyle yaşamaları isteğinin adıdır belki de İslamcılık. Ama bu terim bana göre ayrımcı bir terimdir. Başından sonuna ayrımcılık kokan bir terim.

Rahmetli Erbakan, müslümanların güçlenmelerini, kalkınmalarını arzularken, o dönemin şartlarından olsa gerek biraz kuzey Afrika müslümanlarını gözlemleyip, örnekler almıştı. Ta ki Adil Düzen çalışmalarına şahit olana dek. Bundan dolayı da O’na ‘İslamcılık’ yaftasını vurdular. Biraz da tarikat ekolünden olması da bunda rol oynadı.

Şunu açıkça belirtmek gerekir ki; İslam’da İslamcılık diye bir kavram söz konusu değildir.

Müslümanların inanmak istediği, kendilerini inanmak için zorladıkları İslam, Kuran’ın sunduğu İslam mı, aslında bu da çok tartışılacak bir konudur.

Mehmet Ocaktan, müslümanlara bakarak, aslolanın demokratik ortamın gerekliliğini belirtmiş: ‘Galiba bir gerçeği açıkça ifade etmek gerekiyor; günümüz İslam dünyasının, sorunlarını bir takım ütopik modellere havale ederek çözmeleri mümkün değildir. Çünkü Müslümanlar yaşadıkları problemlerin çözümünü de, İslami taleplerini de ancak demokratik bir ortamda tartışabilirler’.

İslam ile demokrasiyi bağdaştırma sorunundan ve özgürlüklerden de bahsetmiş. Evet, müslümanlara bakarak, İslam değerlendirilemez.

Konu özgürlükse ve demokratik ortamsa, İslam buna uygun değildir denemez.

Hz. Muhammed’e (sav) tavır alan eşler… (sonra hakkında ayet gelmiştir)

Hz. Muhammed’e (sav) sorulan: Bu ayet mi, senin düşüncen mi suali.

Halife Ömer’den miras mallarıyla ilgili Cuma hutbesinde hesap sorabilen kadın…

Bunlardan daha öte bir özgürlük ve demokratik ortam var mıdır?
Bugün hangi vatandaş, devlet ve hükümet yöneticisine hesap sorabilmektedir?..

Evet, bugün müslümanlar despottur.

Evet, bugün müslümanlar demokratik ortamı sevmezler.

Evet, bugün müslümanlar baskıcıdır.

Bütün bunlar İslam’ı anlatan özellikler değildir.

Endülüs’te müslümanlar, hristiyanlar ve yahudiler özgür bir biçimde hayatlarını devam ettirebiliyorlardı. Bugün böyle bir ortam olabilir mi?

Olamaz tabi..

Benim zihnimi kurcalayan ‘İslam dünyasının, sorunlarını bir takım ütopik modellere havale ederek çözmeleriifadesi oldu.

Bugün İslam dünyasında model sunan var mı ki, ütopik olsun….

İslam Devleti aldatmacası ise kastedilen, bence bu sunulan bir model değildir. Bu sadece içi boş koca bir heyuladır.

Çünkü İslam’da ‘İslam Devleti’ diye birşey yoktur. İslam’da ‘Hukuk devleti’ vardır.

Devletin dini olmaz, kişilerin dini inançları olur. Bundan dolayı devletin İslamisi diye bir terimden söz edilemez. Devletin hukuku vardır ve bu hukuk herkes için eşit ve aynıdır.

Zengine farklı, fakire farklı değildir; hristiyana farklı yahudiye farklı değildir; müslümana farklı, ateiste farklı değildir.

İslam’daki ‘hukuk devleti’ ülkede yaşayan bütün bireylerin ortak paydasıdır.

Müslümanların düşündükleri İslam Devleti kurulacak, oluşturulacak bir devlet değildir. Devletin hukuku olur ve bu hukuku beğenmediğiniz zaman yaşayacak başka devlet ararsınız, buna da hicret denir.

Kurulacak olan ‘Hukuk Düzeni’dir. Bu da devletin İslamileşmesi ile değil, müslümanların hukuku özümsemesiyle gerçekleşir.

Hakların kutsallığı ve görevlerin bilinciyle oluşan bu hukuk düzeninde de ateistler, hristiyanlar, yahudiler, budistler özgürce hayatlarını idame ettirirler.

Kimsenin kimseye karışma hakkı ve selahiyeti de olamaz. Ülkemizde yaşadığımız gibi, insanların giyim tarzına müdahale (şort giydikleri için taciz, hakaret gibi) İslami bir hareket değil; tam aksine yobazlık, hukuksuzluk ve bayağılıktır.

İslam hukukuna göre devlet, insanların giyimine-kuşamına karışma hakkına da sahip değildir. İsteyen istediği kıyafeti giyme özgürlüğüne sahiptir.

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın hukuk konusunda önemli bir tabiri vardır. Müslümanların işte bu hukuk mantığıyla hareket etmeleri gerekir. O zaman İslam Devleti yerine Hukuk Devleti demeye başlayacaklardır.

Kafirin küfrü, hukukuna tecavüzü mübah kılmaz’. (Elmalılı Hamdi Yazır)

Sevgi ve bilgiyle kalın

1 YORUM

  1. Sayın, muhterem; İslami değil hukuki yazara:
    İslam devleti tabiri İbn haldundan itibaren geçen bir kavramdır, buradan kastedilen ” hukuk devleti” değil ” şeriat devleti” dır. İslam devleti yoktur hukuk devleti vardır derseniz İslam kelimesinin ve dininin hukuki olmadığını savunmuş olursunuz. İddianızı tarihi verilerle savunmanızı beklerim. İsteyen istediği gibi inanır, hukuki dır derseniz Medine vesikasının sadece diğer dinlerle olan bir sözleşme olduğunu, mekkenin fethinde kırılan putların hukuki tazminini istemek gibi bir açıklamaya evrilirsiniz, saygılarla….

CEVAP VER