İttihat’tan Ergenekon’a ittihat ve ittifak

1

Memleketi içine düştüğü hal-i pürmelalinden kim ve nasıl kurtarabilir?

Uzun zamandır bu soru üzerinde düşünüyor ve çözümler üretmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz Kurban Bayramı’nı da bu soruyu düşünerek geçirmiştim. İki hafta önce yayınlanan “Ergenekon’a uzlaşma çağrısı” adlı makale uzun boylu bir düşüncenin ürünü idi. Bu konuya devam etmenin lüzumuna inanıyorum.

1889’da kurulan “İttihad-ı Osmani” Cemiyeti ile Jön Türklerin bireysel mücadeleleri bir çatı altında toplanmış oldu. Cemiyet İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, İshak Sükuti, Mehmed Reşid ve Hüseyinzade Ali tarafından kuruldu. Cemiyetin yayın organı olan Osmanlı gazetesinde cemiyetin amacı; hazır olan hükümeti düşürmek, -ulus ve mezhep (din) farkı gözetmeksizin bütün teb’ayı, Osmanlı’nın kurtuluşu ve necatı gayesi etrafında birleştirmek şeklinde açıklanmıştı. Bu Jön Türk cemiyeti, Tıbbiye, Harbiye ve Mülkiye’de teşkilatlanmış ve bu kurumlarda gizli toplantılar ve propagandalar yapmıştı.  

Jön Türk hareketinin en önemli sonucu, İttihad-ı Osmani Cemiyeti’nin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne (İTC) dönüşmesidir. Paris’te  bulunan Ahmed Rıza’nın etkisi ile cemiyetin bu dönüşümü yapıldı. Ahmed Rıza kendi düşüncelerini cemiyet üyelerine kabul ettirdiği gibi, cemiyetin programına da müdahale etti.

Cemiyetin isminde “Hürriyet” değil de “İttihat” olması İTC’nin esas amacının hürriyet olmadığını göstermektedir. Osmanlı Devleti’nin azınlıkları idare etmek için ihdas ettiği “millet sistemi”, milliyetçilik akımlarından sonra işlevini yitirmeye başlamıştı. Bunu müteakip azınlıklar kendilerini mezhepleri ile değil ırkları ile tanımlıyorlardı. Ortodoks değil, Bulgar ve Yunan olmuşlardı. Bundan dolayı İttihatçılar, milliyetçiliğin ortaya çıkardığı yeni kimliklerin de üzerinde bir “üst kimlik” inşa ihtiyacı duydular. “Osmanlı vatandaşlığı” üst kimliği ile bütün unsurları imparatorluğun sınırları dahilinde tutmayı planlıyorlardı. Bunun da ancak “anayasa ve parlamento” ile mümkün olacağını düşünüyorlardı. İttihat ve hürriyet dengesi günümüze kadar uzanan bir duruşu ifade eder. Yani devletin bekası için zamanın şartlarının gereğini yapmayı ifade eder.

İttihatçılar homojen bir kimliğe sahip değildi. Ama ortak hedefleri vardı. En önemlisi de devletin bekasıdır. Mesela İttihat ve Terakki Fırkasının liderlerinden Enver Paşa dindar iken, Talat Paşa Allah’a inanmıyordu. Cemal Paşa ise daha çok modernist ve milliyetçi idi. Dolayısı ile bu şahsiyetler, entelektüeller arasında kendilerine yakın gördükleri ile yakın temasta bulunmuşlardı. Mesela Cemal Paşa’nın Halide Edip ile Enver Paşa’nın Said Nursi ile yakın ilişkisi vardı.

Said Nursi’nin İttihatçılara bakışı ve onlarla kurduğu ilişki biçimini bugüne taşımak mümkündür. I. Dünya Savaşı’nın ortasında, Said Nursi yazdığı İşaratü’l-İ’caz adlı eserin basılması için Enver Paşa’dan yardım ister. Enver Paşa da ona baskı için gerekli olan kağıdı temin eder ve eser basılır. Buradan şu neticeyi çıkarmak yanlış olmamalıdır. Nurculuk hareketine en önemli katkılardan birini, Ergenekoncuların selefleri olan İttihatçılar yapmıştır.  

Said Nursi’ye göre Jön Türklerin yüzde doksanı itikat sahibi Müslümanlardır. Onların içinde İslam ve millet fedaileri çoktur. Jön Türkler içinde dine hizmet etmek isteyen alimler ve şeyhler vardır. İttihatçılardan Enver Paşa ve Niyazi Bey gibi adamlarla aynı düşünceleri paylaştığını söyler. Fikir ayrılığına düştüğü ve eleştirdiği kişilerin İttihat ve Terakki’nin milli düşüncelerinden ayrılan kişiler olduğunu söyler. Bunların dinden uzaklaştıklarını ve hamiyetperverliklerini kaybettiklerini düşünür.

Said Nursi  genellikle Jön Türklerin  mason olanlarına muhalefet etmiştir. Nursi’nin bu Jön Türklere olan muhalefetinin temel sebebi, onların İslamiyet’in ruhuna muhalif bir tavır içine girmeleri ve haksızlıklar yapmaları idi. Nursi, Jön Türklerin bu kesimine; “Siz dini incittiniz, gayretullaha dokundurdunuz, hilafeti tezyif ettiniz, neticesi vahîm olacaktır” diyerek tepki göstermiştir.

“Selanik’te İttihat ve Terakki ile ittifak etmiştin, neden ayrıldın?” sorusuna Nursi şöyle cevap verir:

“Ben ayrılmadım, onların bazıları ayrıldılar. Niyazi Bey, Enver Bey gibi adamlarla şimdi de müttefikim; lâkin bazıları bizden ayrıldılar, bataklık yoluna saptılar. Hamiyetlerinde şüphem yoktur, fakat mukabillerinde garaz hissettiler; onlar da tabii garaza ittiba ettiler…”

Ergenekoncular da tıpkı selefleri İttihatçılar gibi homojen değildirler. İçlerinde beş vakit namaz kılanları da vardır, ateist olanları da. Dolayısı ile Bediüzzaman Said Nursi’nin yaptığı gibi yapılabilir. Said Nursi’nin temellerini attığı ilişki günümüzde de devam edebilir. Hatta etmelidir. Gerçek vatanseverler bir araya gelip bir ittihat kurmazlarsa, her şeyimizi çalanlar vatanımızı da devletimizi de bizden çalacaklardır.

Benden hatırlatması…  

1 YORUM

  1. Sayın Yazar, Talat Paşa’nın ateist olduğunu doğrulayacak bir kaynak var mı? Ortalık dedikodusu değil de muteber bir kaynak olursa memnun olurum.

CEVAP VER