Ayasofya Fobisi

2

“Kutsal Bilgelik Ayasofya Demektir. Aya Sofya Müzedir.”

“Şeyh uçmaz mürit uçurur.” diye bir laf vardır. Ayasofya’nın üzerinden krizi bertaraf edecek aklı anlatmak mümkün, anlamak mümkün değil. Murat Bardakçı’ya, “80 bin cami yetmez mi?” gibi Türkiye’de sorulmayacak bir soruyu, hem de Ayasofya üzerinden sormak kale önünde bomboş duran Ronaldo’ya Quaresma’nın triveladan pas vermesi gibidir.

Bu ülkenin İstanbul Müftüsü daha yeni, “10 bin cami gerekir” dememiş, Taksim Camisinin gerekliliği üzerinden doktora master tezleri yazılmamış gibi.

Hakan Çelik’in böyle bir soruyu boşa sormayacağı bilgisini akılda tutarak, Murat Bardakçı’nın da deruni tarih bilgisi ile bize; “kılıç hakkı ile kılıç artığı” arasındaki farkı anlatmasını ummak elbette hayalcilik olur.

Biz yine de bu şehre olan mesuliyetimize istinaden üzerimize düşeni yapalım. İyiliği yapıp denize atalım. Balık bilmezse Hâlik bilir.

Murat Bardakçı’ya; “Ülkede 80 bin cami var, Ayasofya’nın cami olmasına gerek var mı?” diye soran Hakan Çelik olmasa iyi niyet ararız. Ama Hakan Çelik boşa konuşan biri değildir. Kendisini 2 senedir uğramadığı Beyoğlu’nun güncel (!) durumuna dair Misbah Beyle yaptığı röportajdan hatırlarız. O dönemde Beyoğlu esnafı neredeyse 1 yılı bulan bitmez yol inşaatından muzdarip idi ama 2 senedir Beyoğlu’na uğramayan Hakan Çelik’in bundan haberi yoktu.

Her neyse Hakan Çelik’in muhasebesini tarihin şaşmaz terazisine bırakalım. Bugünler de geçecektir, herkes yaptığı ve söylediğinin sonuçlarını alacaktır.

Gelelim Ayasofya üzerinden yapılan mugalataya.

Türkiye’de kurlar patlamış, faiz zıplamış, ekonomi daralmış ise; “yangında camı kırınız ve Ayasofya’yı tartışınız.”

Ayasofya ile ilgili söylem üç Kulhuvallah, bir Elham tadında.

Bizans İmparatoru Ayasofya’da taç giyerdi. Eğer Ayasofya cami olursa bir daha giyemez. (Hangi Bizans İmparatoru kaldı ise gelip Ayasofya’da taç giyemeyecek). Ayasofya Camii Fatih’in kılıç hakkı ve mirasıdır. Bu miras Vakıflara ait olup müze olarak kalması mirasa ihanettir.

(Tabii Fatih’İn bıraktığı İstanbul’da 16*9 kuleler, Spine Towerlar, şekli bozulmuş kıyılar aynen muhafaza edilmektedir. Fatih sadece miras olarak Ayasofya Camisi bırakmıştır.)

Atatürk’ün camiyi müzeye dönüştüren kararname imzası sahtedir. (Tabii Atatürk hayatının bir aşamasında akli melekelerini yitirmiş, atmadığı imza ile yapılan düzenlemeye müdahale etmemiştir. Aynı dönemde sahte imza ile Atatürk’ün bankadaki hesabından para dahi çekilmiştir! Ne büyük saçma düşüncedir bu.)

Burada sözü Ahmet Kaya’ya bırakıyoruz. ‘Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan saçmalık.’

Ayasofya’yı dünya mirasına bağışlayan Türkiye Cumhuriyeti’nin alicenaplığını dünya mirasına olan saygısını hiçe sayan tarihçi zihniyetine de, fanatik dinci milliyetçi zihniyete de, krizi perdeleyecek fırsatçı kasaba zihniyetine de, en küçük bir empati duymuyorum.

Bu vesile ile Cumartesi günü kalktım, Sultanahmet’e gittim. Ayasofya’ya giriş kuyruğunda bekleyen dünya vatandaşlarının arasına karıştım. Eski dünyanın bu en muhteşem eserini inşa eden Miletli İsodore Usta’ya da, onu sonsuzluğa kadar derleyen Mimarbaşı Sinan Ağa’ya da selamımı ilettim. Bu vesile ile yapılış tarihi meçhul bir kilisenin mekanını kullanan Kalenderhane Camisi’nin serinliğinde öğle namazımı kıldım.

Ayasofya’nın dünya vatandaşlarının kolektif hafızasındaki yerini hangi sebeple olursa olsun, gölgeleyecek aklın zelilliğinden şüphe duymuyorum.

“Best business is show business”tir.

İstanbul Osmanlı’nın başkenti idi. Türkiye’nin ise turizm başkentidir. Ayasofya ya da gerçek adı ile Hagia Sophia kutsal bilgelik işini Hazreti Muhammed henüz doğmamış iken başlatmıştır.

Ayasofya..

Çağlar ilerlemiş 1000 yıllık Bizans yerini Osmanlı’ya bırakmış, elbette ki kubbesi ve sonradan eklenen minaresi ile bina cami işlevini yerine getirerek hayatını idame etmiştir. Cumhuriyetin ve Atatürk’ün imzasını inkar eden akıl yarın bu inkarın başka dokümanlara teşmil edilmemesini nasıl garanti edecektir? Bırakın Ayasofya’yı müze yapan evrakı Cumhuriyeti kuran evraka da sahte diyecek akla müdahale mümkün olacak mıdır?

Devletler devamlılıkları ile kaimdir. Enez, İznik ve Trabzon’da AyaSofyalara cami tabelası asıp, 5. sınıf Çin malı mefruşatla ibadet icra eden akıl bununla yetinmelidir.

Atatürk ardından bu denli sakilce kültür miraslarının genleriyle oynanacağını bilse idi, sadece İstanbul Ayasofyasını değil diğerlerini de himaye ederdi.

Bu vizyon ve mirasa ihaneti yarım porsiyon hürriyete sahip medyalarda, matah bir bilgi gibi pazarlayıp tuzak sorulara teşne olan aklı yarınlarda affedecek sine olmayacaktır.

Dip dibe üç dört caminin, merkezi sistemle en billur sesli imama-müezzine ezanı okutamayan, hışırtılı hoparlörlerden ezanı aslına uygun okuyamayan, bir karmaşaya bir keşmekeşe sebebiyet vererek Morgan Freeman’ın deyimiyle “dünyanın en güzel sesi”ni bile, dinlenilmekten uzaklaştıran bu akla, kardeşim ilk “Allahu ekber” dedikten sonra, diğer imam “Allahu ekber” diyerek sırayla okuyup ahengi sağlayın deseniz de, art niyet arayanlara neyi nasıl anlatacaksınız ki?

Velhasıl; “Namazda Gönlü Olanın, Ezanda Kulağı Olur.”

Kalenderhane Camisi..

2 YORUMLAR

  1. Ayasofya meselesi üzerinden bu memlekete bir psikanaliz yapılsa yeridir.
    Üstelik memleketin neredeyse bütün camileri Ayasofya taklidi iken.
    Memleketin Batı karşısındaki bütün komplekslerinin bu zavallı mabedin üzerine yıkılması ayrıca esef verici.
    Bir rövanş yüzsüzlüğünün dallanıp budaklanmasıdır sahnelenen.
    Caaanım İstanbul’un içine edip ona hala sahip olamamanın psişik izlerini taşıyor.
    Ayasofya yıkılıp gitse rahat edeceğiz vesselam.
    Kibrin arkasına gizlenen bu kadar özgüvensizlik normal olmasa gerek.

CEVAP VER