Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (57)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

13 Ekim

İzmir / Özel Kordon Üniversitesi

‘Ahmet’in de yardımıyla Thomas ailesine Türk düğünü yapmayı kabul ettirmişti. Hatta bu konuda kendisine H.Kohl’ün oğlunu ve Türk gelini Elif’i örnek göstermişti…’

Ahmet, internetten canlı görüşme yaparken Thomas’ı özlediğini daha da fazla hissetmişti.

İzmir’e geleli daha çok olmamıştı ama hayatı artık bu şehirde ilerleyecekti.

Her zaman istediği bir şeydi aslında, yurt dışından döndükten sonra bir üniversitede öğretim üyesi olmak, ama nedense bunun bütün cazibesi yok olmuştu.

Her insanda olan bir durumdu aslında bu. Ulaşmak istediğine varıncaya kadar yaşanan istek, arzu; ona ulaştıktan sonra yok oluyor ve sıradanlaşıyordu.

Çok istenen bir eve, arabaya, yazlığa, iş yerine ulaşma isteği insanı hırslandırıyor ve ona sahip olduktan sonra başka bir istek başlıyordu.

Ahmet de hedefine ulaşmış ve öğretim görevlisi olmuştu. Thomas’la canlı görüşme yaparken, hep orada olmayı düşünüyordu.

Sade ama insanı mutlu eden öğrenci hayatı ve Almanya…

Thomas’ın düğününü hatırladı…

Üç ekim tatil günü olduğu için düğünü o güne almışlardı.

Thomas evleniyor olmaktan mutluydu. Gözlerindeki parlaklıktan okunuyordu sevinci.

İri mavi gözleri ışıl ışıl parlıyordu. En yakın arkadaşı olarak aynı masada oturmaları Thomas için de çok iyi olmuştu.

Bilmediği Türk geleneklerini Ahmet hemen ona açıklıyor ve ne yapması gerektiğini söylüyordu.

Salonun baş tarafında olan yüksekçe masa bütün davetliler tarafından görüldüğü için, Zehra gelinliğini ve kendini göstermek için uğraşmıyordu.

Toplumda herşey evlenmeye endeksli olduğu için, bu özel günün kusursuz olması gerekiyordu.

Zehra da hayatı boyunca aynı cümleyi duymuştu.

‘Evlendiğinde kocanla yaparsın’.

Erkek arkadaşı olmamıştı çünkü ancak evleneceği kişi olabilirdi.

Tatiller, geziler, eğlenceler de hep ertelenmişti.

‘Evlendiğin zaman kocanla gezersin’. Bundan dolayı da bütün isteklerini, heveslerini bugünden itibaren yaşayabilecekti.

Zehra da isteklerini bugüne ertelemişti.

Ahmet’in de yardımıyla Thomas ailesine Türk düğünü yapmayı kabul ettirmişti. Hatta bu konuda kendilerine H.Kohl’ün oğlunu ve Türk gelin Elif’i örnek göstermişti. ‘Koskoca Almanya eski başbakanı bile Türk düğünü yapmayı kabul etmiş, siz neden olmaz diyorsunuz ki?’ demesiyle anne-babası biraz olsun kabullenmişlerdi.

‘Aman Ahmet, saçma adetler olmasın da, bizimkiler de pişman olmasınlar’ denmesiyle acizliğini farkeden Ahmet, elinden geleni yapmış ve düğün merasiminde çok yorulmuştu.

Her düğünde aynı olan ritüellere, bugün bir diğeri daha ekleniyordu.

Masalardaki içecekler, çerezler, tavuk-pilav ve salatadan oluşan yemek, gelin ve damadın dans etmeleri, gelinin arkadaşları ve gelin tarafı.

Sıradışı olan, erkek tarafının oyun için piste çıkmamasıydı. Bunu da Ahmet tek başına harmandalı oynayarak kapatmıştı.

Gelen misafirlerin neler hediye ettiğinin yüksek  sesle duyurulması Thomas’a da, ailesine de çok garip gelmişti.

Misafirlerin sıraya girip, saatler süren takı töreni. Takılan altınları tek tek sayan ve ifşa eden çığırtkanlar…

Bu adet eskiden olmayan bir şeydi.

Hangi adet vardı ki eskiden…

Eskiden düğün, insanlara haber etmek ve yoksulları doyurmak için bir eğlence vasıtasıydı. Ama şimdi öyle mi ya..

Yılların birikimi arzular, hevesler.

Bilmem kaç yıl önce takılan hediye altının dört gözle beklendiği an.

Elalemin yüzüne şamar gibi vurulan gösterişler. Ve her ailede sonradan konuşulduğunda bir anda ortaya çıkan mucizevi olaylar ve ‘bizim düğün farklıydı ama…’ nidaları…

Zehra ile Thomas’a bakarken bir an içini kaplayan hüznü unutmak istiyordu. İster istemez aklına gelmişti. Belki de olabilirdi diye iç geçirmişti. Belki de olabilirdi eğer Topraksu evet deseydi.

Almanya’ya döndüklerinde açılmış ve lafı gevelemeden sormuştu: ‘Topraksu, seninle ciddi bir ilişki yaşamak isterim’ diye.

Topraksu, kibarca ve usulünce hayır demiş, reddetmişti.  O kadar güzel bir hayırdı ki, Ahmet onun hakkında olumsuz birşey düşünmemiş, aksine ona saygı duymuştu.

(Not: 56. Bölüm yetişkinlere yönelik olmasından dolayı atlanmıştır)

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER