Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (59)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

17 Ekim

Köln

Acaba kaç insan kategorilere takılmadan zevk alıyordu.

Acaba kaç insan kendi cinsel arzularını keşfediyor ve bunu açıkça yaşayabiliyordu.

Acaba kaç insan gerçekten uçup, orgazm oluyordu. Yoksa bunu bilmedikleri, yaşamadıkları için mi başka mutluluklar arıyorlardı.

Acaba kaç insan teknoloji için delirip, sahte mutluluklara kapılıp, kendi benliklerinden uzak bir ömür tüketiyordu.

Acaba kaç erkek, kaç kadın…’

Topraksu, İzmir’de satın aldığı anahtarlığını masanın üzerindeki kitaplarının yanına bırakmış, camekandan dışarı bakarken dalıp gitmişti.

Daha düne kadar çok sevdiği Köln, bir anda ona yabancılaşmış, aklı İzmir’de, Urla’da kalmıştı.

Döndüğünden beri aklı ve bedeni başka başka yerlerdeydi. Alışmaya çalışıyordu doğduğu şehre ve Almanya’ya..

Yemekhanedeki öğrencilerin çıkardığı sesler ona Urla’da sahile vuran dalga sesi gibi geliyordu. Özlemesine rağmen mantıklı bir karar vermesi lazımdı.

Yurtdışı sömester eğitimi için İzmir’e gitmekle gitmemek arasında kalmıştı. Yaşadığı bazı olaylar onu bu düşünceye itmişti çünkü.

Bütün yaşadıklarını, hedeflerini, isteklerini zihninde tekrar tekrar gözden geçirdiği o anda, masasına yaklaşan kişiyi fark etmemişti bile.

Elindeki anahtarlığı uzattığını görmüş ve o an algılamıştı. Kendisinin aldığı anahtarlığın aynısını uzatan birisi vardı.

Başını kaldırıp yüzüne baktığında dalgalı uzun saçları ve gayet düzgün yüz hatları olan hoş bir bayan kendisine sen de mi İzmirlisin diyordu.

Bir an şaşırmıştı.

Zihin yoğunluğundan sonra bir anda gelen soru karşısında düşüncelerini toparlayıp, algısını değerlendirip, soruyu anladığında kendisine bakan gülen yüz ifadesi daha da netleşmişti.

-‘Hmm. Ben İzmirli değilim.

Sadece yazın tatile gitmiştim. Aynı anahtarlıktan ben de almıştım’.

-‘Evetdemişti gülümseyerek. ‘Bu yüzden zaten sana doğru uzatıp, sormak istedim’.

Bu arada Buket ben’.

Topraksu oturduğu sandalyede toparlanarak, karşılık olarak elini uzattı.

-‘Ben de Topraksu. Memnun oldum.

Oturmaz mısın?’

-‘Ben de memnun oldum.

Oturamam, fazla vaktim yok teşekkür ederim. Ben anahtarlığını görünce sadece tanışmak istedim.

Nasıl olsa ikimiz de bu üniversitedeyiz sanırım, görüşürüz daha zaten’.

-‘Evet, ben de burada öğrenciyim. Görüşürüz daha’.

-‘Ok. Tschüss’.

-‘Ok. Tschüü’.

Buket, fazla vakit geçirmeden ayrılmak istemişti.

Neslihan, birkaç gün önce geleceğini söylemiş, hatta yola çıkmış ama babasının eve döndüğünde Köln’e gitmek için yola çıktığını annesinden duymuş, sinirlenmiş ve arayarak onu yoldan geri çevirmişti. Bu durumu telefonda duyduğunda canı sıkılan Buket, Neslihan’a karşı daha fazla ilgili olmayı bir kez daha kendine görev bilmişti.

Türkiye’ye tatile gittiklerinden sonra ilk buluşmaları olacaktı ama babasının bu tavrı yüzünden gerçekleşememişti. Onu görmek istediğini bir kez daha hissetti. Aradan geçen süre özlettirmişti.

Saf ve temiz kalpli, asi olamayan bu kızın artık kendisi için çok daha önemli olduğunu farkediyordu.

Zihninin diğer tarafında da, yeni tanıştığı Topraksu vardı. Alman olmayacak kadar Türkçesi düzgün ama Türk olmayacak kadar da farklı, rahat ve tarzdı. Umarım tekrar karşılaşırız diye mırıldandı.

Durağa doğru geldiğinde uzakta görünmüştü dokuz numaralı tramvay. Telefonu açmadığına göre, geliyor demek ki diye düşündü.

Tramvaydan inerken yüzü gülüyordu. Nihayet istediği olmuş ve Köln’e yalnız gelebilmişti.

Annesi bu sefer problem çıkmaması için neredeyse babasıyla tartışmış ve artık onu biraz olsun kendi ayakları üzerinde duran birisi olarak görmesi gerektiğini söylemişti. Ama gene de sanki ona inanmıyorlarmış gibi, Buket’in evine vardığında fotoğraf çekip göndermesini ısrarla istemişlerdi.

Duraktan eve doğru yürürken, hem geçen hafta gelemediği için yaşadıklarını anlatıyor, hem de merakla Yeşim’le neler yaptıklarını sormak istiyordu. Türkiye’deyken acaba Buket daha neler yapmıştır diye de düşünmüştü bir yandan da.

Eski yapı olan binanın önünde durup, girişteki fırından küçük ekmeklerden almışlardı.

Konuşa konuşa merdivenleri çıkıp, Buket’in odasına ulaştıklarında ikisinin de sevinçli oldukları her hallerinden belliydi.

Onda bir değişiklik olduğunu sezen Buket, tam anlayamasa da, daha farklı olduğunu hissediyordu. Sanki daha da güzelleşmiş ve canlanmış diye düşündü. Bunları düşünürken aldıklarını masaya bırakmış ve Neslihan’ın ne yaptığını görememişti.

Kalçasını kapatan siyah renkli mantoyu çıkarmış ve Buket’e dönereknasıl olmuşumdiye sormuştu, zayıflama gayreti sonuçlarını göstermişti. Aradan geçen zamanda bir hayli çabaladığı belliydi.

Giriş kapısının sağındaki duvara monte edilmiş boy aynası, vücudunu süzmesi için çok elverişliydi.

Buket, girişin solunda duvara uzunlamasına sabitlenmiş bir buçuk kişilik yatağına uzanmış halde onu izliyordu.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER