Emekli müftü Mehmet Gündoğdu yazdı: İslamcılık nedir?

0

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla.
 Allah’a Hamd, Rasulüne salat-ü selam olsun


“İslam”, “Selam”, kelimeleri ile “Müslüman”, “İslamcı” isimlerinin ne manaya geldiklerini yazalım istedik. Daha önce yazılarımızda  “İslam”, “Müslüman”ı yazmıştık. İşte şimdi üçüncüsü ”İSLAMCILIK”, buyurun okuyalım!

Bu kelime hakkında hiç bilgisi olmayanlara veya tereddütle bakanlara arz edilmek üzere  kısa bir özet sunuyorum:

İSLAMCILIK

Osmanlı devletinin, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel.. alanlarında,  Batı karşısında rekabet edemez hale geldiği bir dönemde, Batı’nın sömürgeciliğine karşı tepki ve aynı zamanda “Batı’nın ilim ve fenni”ni benimseme anlamında bir modernleşme fikri akımıdır.

İslamcılık, Osmanlı topraklarında doğmuştur. İmparatorluk coğrafyasının her köşesinde taraftar bulmuştur.

İslamcılığın geçirdiği tarihi süreci ikiye ayırarak ve bu alanda yapılmış araştırmalardan da istifade ederek, bu akımı anlamaya ve anlatmaya  çalışacağız.

A- Osmanlı dönemi Klasik İslamcılığı

İslamcılık, ondokuzuncu asrın son yarısında ve yirminci asrın ilk çeyreğinde başlamış, Türkiye Cumhuriyeti kuruluşuna kadar geçen zaman dilimindeki İslamcılık, Osmanlı dönemi Klasik İslamcılığıdır.

Osmanlı dönemi klasik İslamcılık akımının üç ana unsuru vardır. Her biri birbiriyle bağlantılıdır. İslamcılığı anlamak için her üçünü de bir arada değerlendirmek gerekir. Bu üç unsur, İslamcılığın temelini oluşturur.

1- “öze dönüş” Selefilik fikridir.

Bu akımın mensupları Müslüman toplumlarda hâkim olan İslam anlayışının modernitenin ürettiği yeni sorunlara cevap veremeyişimizin temel sebebi olarak gördükleri için dinin tarih boyunca biriken bidat ve hurafelerden -daha doğrusu belirli zamanların şartlarına bağlı yorumlardan- arındırılarak “öze dönüş”ün gerçekleşmesini zorunlu saymışlardır. Bu sayede toplumun bütün kurumlarıyla birlikte modernleşmesinin -veya başka bir bakış açısıyla modernleşmenin etkilerine direnebilmesinin- mümkün olacağını düşünmüşlerdi.


 2- “ittihad-ı İslam” ve anti emperyalizm,

Bu dönemin aydınlarının imparatorluk coğrafyası haricinde bugünkü anlamıyla bir İslam alemi tasavvuruna sahip olduklarını söylemek fazla doğru olmasa da İslamcılık fikriyatını oluşturan üç temel unsurdan biri de -aslında “ittihad-ı anasır” politikasının bir versiyonu olan- “ittihad-ı İslam” idealidir ki buna bugünkü anlamıyla antiemperyalizm demek yanlış olmaz.

Zira İslam yurtlarının büyük bölümünün işgal ve sömürü altında olduğu bir dönemde Müslümanları bu zilletten kurtarmak esas meseledir.


3- “İstibdatla mücadele ”
Öte yandan, Müslüman toplumların oligarşik nitelikli zorba yönetimlerin elinden kurtarılması da İslamcılık fikriyatının temel bileşenlerinden bir diğeri. “İstibdat karşıtlığı” diye tanımladığımız bu tutumun bugünün dünyasında “demokrat” kavramına denk geldiğini söylemek gerekir. (bkz. İbrahim Kiras, 06/09/2018, Karar Gazetesi,)

Bu dönemin aydınlarının savundukları fikirlerin özetidir bu üç unsur.

Osmanlı dönemi klasik İslamcılığı cumhuriyetin ilani ile son bulmuştur.

Osmanlı dönemi klasik İslamcılarını meşreplerine göre şöyle kategorize edebiliriz.

Bu dönemin islamcılarının başında fikir babalığı yapan isimler:

Cemalettin Afgani, Said Halim Paşa, Ali Suavi, Ziya Paşa, Namık Kemal.. dir.

Türkçü-modernist İslamcılar: Ziya Gökalp, Halim Sabit, Mustafa Şeref…

Gelenek ile modernliği birleştiren İslamcılar: Mehmet Akif, Filibeli Ahmet Hilmi, Elmalılı Hamdi, İzmirli İsmail Hakkı…

Muhafazakar İslamcılar: Mustafa Sabri Efendi, Musa Kazım Efendi, Babanzade Ahmet Naim…

Batıcı İslamcılar: Şemseddin Günaltay, Şerafettin Yaltkaya…

İslamcılık fikirlerini yaymak için 1908 ağustosunda Mehmet Âkif Ersoy’un desteği ile Eşref Edip Fergan başyazarlığında ilk sayısı “Sırat-ı Müstakim” adıyla çıkarılmaya başlanan ve Millî Mücadele yıllarında öncü yol oynayan “Sebilürreşad” dergisi, Osmanlı dönemi klasik İslamcılık akımının yayın organlarından en önemlisidir.

B- Cumhuriyet Dönemi İslamcılığı

Cumhuriyet dönemi İslamcılığını geçirdiği tarihi süreci de üçe ayırarak anlamaya çalışalım. 

a) Cumhuriyet Dönemi, Muhafazakar İslamcılık

Cumhuriyet Dönemi Muhafazakar İslamcılık, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşu ile başlamıştır.

Yeni Türkiye devletinde, Osmanlı dönemi klasik İslamcıları, 1924 kurucu Meclis’te yer almışlarsa da kısa bir müddet sonra Meclis’ten tasfiye edilmişlerdir.

1925’ten 1950’de Demokrat partinin iktidara gelişine kadar geçen süre içinde Cumhuriyet Türkiye’sinde “İslamcılık” durağan bir dönemi yaşamıştır.

İslamcılar, Takrir-i Sükun yasasıyla baskı  altına alınmış, aşırı laiklik uygulamaları ile irtica, mürteci yaftası ile karalanmıştır.

İslamcılar, Özellikle, 23 Aralık 1930 tarihinde meydana gelen “Menemen olayı” gerekçe gösterilerek, irtica ve rejim karşıtlığı ile suçlanarak büyük travma yaşamışlardır.

Bu durumu İsmail Kara şöyle ifade etmektedir.

“Meselâ Mustafa Sabri Efendi kaçarak canını kurtarabilmiş, Âkif kendini Mısır’a sürgün etmiş, Elmalılı Hamdi efendi İstiklâl Mahkemeleri’nde idamla yargılanıp beraat ettikten sonra adeta göz hapsine mahkûm edilmiş, Said-i Nursi sürülmüş, İskilipli Âtıf Efendi idam edilmiş, Ahmet Hamdi Akseki, Tahirü’l Mevlevi İstiklal Mahkemeleri’nde idamla yargılanmış, medrese ve tekke mensuplarından birçoğu Şeyh Said İsyanı ve Menemen hadisesi gibi olaylar gerekçe gösterilerek, irtica ve rejim karşıtlığı ile suçlanarak sıkı ve bıktırıcı kontrollere tabi tutulmuş, Diyanet İşleri Başkanlığı bir dini hizmet olmaktan ziyade/ olduğu kadar bir kontrol ve dini kültürü, dini hayatı dönüştürme merkezi gibi çalışmıştır. (İsmail Kara, Müslüman Kalarak Avrupalı Olmak)

Milli mücadelenin önderlerinden Mehmet Akif Ersoy, kendi vatanında vatan haini muamelesi görüyordu. Kendi vatanında böyle aşağılanmanın burukluğuyla , İstanbul’a geldikten 5 ay sonra vefat etti. (Hasan Basri Çantay’ın Akifname İsimli Kitabı)

Üstad Necib Fazıl’ın “din mazlumları” eseri ve daha bir çok anti demokratik uygulamaları anlatan hatırât ve araştırmalar bu dönemin  belgeleridir.

Nihayet demokrat partinin iktidara gelişi ile birlikte İslamcılık yeniden nefes alma imkanı bulmuştur.

1950 yıllarının Türkiye’sinde Cumhuriyet Dönemi Muhafazakar İslamcılık akımı hareketlenmiş ancak, klasik dönemdeki üç unsurdan daha ziyade, “din- iman, ibadet, ahlak, adaletin ön plana çıkarıldığı bir toplum düzeni taraftarlığı” diye özetlenebilecek  muhafazakar İslamcılık dönemi  yaşanmıştır.

Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu”, Sezai Karakoç’un “Diriliş” ve Nurettin Topçu’nun “Hareket” isimli dergileri ile İslami neşriyatın yazarlarınca temsil edilen bu dönem, tarikatlar ve  cemaatlerin, bazı dernek ve vakıfların üye ve mensupları ile desteklenmiştir.

Muhafazakar İslamcılık dönemi 1969-1970 Milli Nizam Partisi kurulana kadar devam etmiştir. 

b) Cumhuriyet Dönemi, Siyasal İslamcılık

Cumhuriyet Dönemi, 1969 Milli Nizam Partisi kuruluşu ile başlayan siyasal İslamcılık, ana damarını  “Milli Görüş” partileri ve lideri merhum Prof. Dr. Necmeddin Erbakan oluşturmuştur.

Ayrıca gençlik dernekleri (M.T.T.B, Akıncılar, ülkücüler, vb.) cemaatler, tarikatlar, ilim yayma cemiyeti gibi vakıf ve dernekler ve bunların temsilcileri öncülüğünde, 2000 yıllarına kadar  devam etmiştir.

“Bu dönemde Türkiye’de gerçekleşen en önemli olay 1980 askeri darbesidir. Darbeyle birlikte partiler kapatılmış, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine son verilmiş, başta üniversitelerde olmak üzere ideolojik faaliyetlerde bulunan sağcılardan ve solculardan binlerce insan cezaevlerine atılıp işkenceye tabi tutulmuştur.

Devletin bekası ve komünizmin önlenmesi için var gücüyle mücadele eden sağ yelpazedeki insanların, solcularla birlikte hapse atılıp aynı muameleye tabi tutulmaları, başta ülkücüler olmak üzere birçok kesimin düşünsel bir kriz yaşamasına sebep olmuştur. Bu darbe süreci, bir çoğunun Siyasal İslamcılığın diğer bir ifadesi, İslami mücadeleyi benimsemesine sebep olmuş ve sonraki dönemin şekillenmesine zemin hazırlamıştır.

 Türkiye’de meydana gelen bu gelişmeler, bir yönüyle İslamcılığın yerel düşünme eğilimlerine ket vurmuş ve bir ideolojik kriz yaşamasına sebep olmuştur.

1980 darbesinin, milliyetçi, muhafazakar bir dini eğilimi olanların ve İslami düşünce üzerinde yarattığı travma, bakışların İslam dünyasına yönelmesine sebep olmuştur.

O güne kadar düşük yoğunluklu bir ilgiyle karşılanan dünya İslami hareketleri ve liderleri (Seyit Kutup, Hasan el-Benna, Mevdudi vb.); 1980’li yıllarda Türkiye’de  siyasal İslamcıları  besleyen en önemli ideolojik damar olmuştur.

Bu dönemde, geçmişteki gibi bir aydın hareketi olmaktan çok, devletin dinî yaşayışa müdahalelerine ve daha genel olarak bu sahadaki resmi politikalara karşı toplumun belirli kesimlerinde oluşan reaksiyonun ifadesi olarak ortaya çıkmıştır.

“Siyasal İslamcılık” denildiğinde anlaşılan mana kabaca “İslamcıların iktidar olma talebiyle birlikte şerî ve dini kuralların geçerli olduğu bir toplum düzeni taraftarlığı” diye özetlenebilir.

c) Cumhuriyet Dönemi, Yeni Nesil İslamcılık”

2000’li yıllarla birlikte başlayan ve halen devam eden, “Cumhuriyet Dönemi, Yeni Nesil İslamcılık” olarak ifade edebileceğimiz bir İslamcılık dönemi yaşanmaktadır.

Bu Yeni Nesil İslamcıları, özellikle muhafazakar ve siyasal İslamcılık damarının fikirlerini devam ettirmekle birlikte;

İslam tarihinin ikinci asrında yaygın olan “ kassas” (kıssacılar) diye tabir olunan akımın bir benzerinin öne çıktığını müşahede etmekteyiz.

Şöyleki, ulusal tv kanallarının bir çoğunda Siyer-i Nebi dersleri veya soru-cevap şeklinde yapılan programlar, yeni nesil İslamcılarının öne çıkan faaliyetleri olarak değerlendirilebilir.

Hatta basın ve yayın organlarının kullanımı, siyasal ve kültürel faaliyetlerin yaygınlaşması, İslamcılığın geçmiş tarihinde hiç olmadığı kadar genişleyerek zirve yapmıştır.

İslamcılık tartışmalarında, İslamcılığı yücelten veya mahkûm eden değerlendirme örnekleri bir yana, bu akım altında faaliyetlerini yürüten şahıslar ve gruplar yeni nesil İslamcılık döneminde de etkinlik alanlarını giderek arttırmış görünmektedirler

Ancak bu dönem henüz olgunlaşıp tekâmüle ermemiş bir süreç olması nedeniyle, isabetli ve daha geniş  değerlendirmelere açık görünmemektedi

(bkz. Doğuşdan  Günümüze İslamcılığın Türkiye Seyri” Doç. Dr. Mahsum AYTEPE, Muş Alparslan Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi)

C- İslamcı mı? Müslüman mı?

 Bazı mütefekkir ve araştırmacılar, “Müslüman” ve “İslamcı” isimleri üzerinde muhtelif görüşler belirtmişlerdir.

İslamcı tabirini, müslümanlar için yabancıların kullandığını, iyi bir tabir olmadığını, Babanzade Ahmet Naim gibi bazı alimlerin bu tabiri müslümanlar için kullanmayı uygun görmediğini vs.

Hatta bazı siyasilerin “İslamcı değilim, Müslümanım” dediği haberleri medyada yer almıştır.

Bu konuda en genel anlamda Hayrettin Karaman Hocamızın görüşünü tercih ettiğimizi beyan etmek isterim.

Şöyleki;

İslamcılık, “İslam’ın hayatın bütün alanlarında var olması, İslam din ve medeniyetinin en uygun üslup içinde dünya insanlığına sunulmasıdır”.

“İslamcılığın kökü dışarıdadır” diyemezsiniz, doğru cümle “İslamcılığın kökü İslam’dadır” cümlesidir.  

“İslam’ı fert, cemiyet ve dünyada hakim veya etkili kılma, azami sınırlar içinde hayata sokmak için çaba gösterme dâvası manasını verdiğimizde bu dâvayı Hz. Peygamber”in (s.a.) başlattığını kabul etmemiz gerekir. O başlatmıştır; çünkü Kur’an bunu emretmektedir.”

İslamcılık, “İslam’ın müminlerden taleplerini en geniş manada idrak etmek ve bunu dava edinmek” olunca aslında her Müslümanın aynı zamanda İslamcı olması gerekir.” 

İşte ben ve daha pek çok İslamcı bu davaya ‘İslamcılık’ diyoruz, bu manada her İslamcı aynı zamanda Müslümandır.”

“Peki her Müslüman aynı zamanda İslamcı mıdır? Davaya fiilen katılmıyorsa ona İslamcı denemez, ama öyle olması beklenir.” (H. Karaman,Yeni Şafak Gazetesi)

Vesselam!

CEVAP VER