Res publica – Republik – Cumhuriyet

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Res publica; halka ait olanın, halk için, halk tarafından yönetilmesi. Bu yönetimi kimin yapacağı da konunun diğer bir ayağı.

Republik; belirli bir süreliğine halk tarafından seçilen ve yönetimde olan kişi ya da parti.

Cumhuriyet; dilimize Osmanlı’nın son dönemlerinde girmiş olan ve klasik Arapçada kullanımda olmayan bir kelime. Kökeni ‘cumhur’a dayanır. Halk veya topluluk anlamında kullanılmıştır.

‘Cumhurun ittifakı’ dinen bir ölçüdür. Genelin ittifakı manasına gelir.

Cumhuriyet, yani halkın kendi kendisini idare etme şekli.

Osmanlı’nın son döneminde hararetle savunulmuş ve yeni kurulacak yönetimin şekli olarak benimsenmiştir.

Cumhuriyetten önce padişahlık ile yönetim olduğu için, Osmanlı’nın son dönemlerinde bazı paşalar birbirlerini padişaha şikayet ederken bu suçlamayı da eklemişlerdir. ‘Cumhurcu’, ‘cumhuriyyeci’ gibi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile de halkın kendi kendini yönetmesi olan ‘cumhuriyet’ benimsenmiştir.

Bernard Lewis’in eseri olan ‘Cumhuriyeti hazırlayan düşünce akımları’ cumhuriyetle ilgili çok daha çarpıcı bilgileri de içermekte.

Cumhuriyet’in Osmanlı döneminde çeşitli şekillerde kullanımları ile ve tartışmalarla aslında bir bakıma padişahlık yönetiminden ‘halkın yönetimi’ne geçişe kolaylıklar sağladığı da aşikar.

Hatta öyle ki, Namık Kemal, Cumhuriyet yönetiminin aslında orjinal İslami yönetim olduğunu savundu ve konuşmaları ile de çevresine bunu anlattı.

Halkın iradesinin yönetime yansıması, monarşiden kurtulma anlamındaydı. Tek bir kişinin ya da imtiyazlı zümrenin yönetiminden ziyade halkın seçtiği kişi/kişilerin yönetimde olması.

Halkın iradesinin yönetime yansıması konusunun diğer bir ayağı da bunu kimin yapacağı ve nasıl seçilecek olması.

Burada da karşımıza demokrasi konusu çıkıyor.

Cumhuriyet, demokrasiyle birlikte anılması gereken bir kavram. Demokrasinin nasıllığı da aslında bugün çok önemli.

Site ve şehir yönetimlerinde olduğu gibi ‘doğrudan demokrasi’den söz etmek bugün pek mümkün değil. İnsana en yakın ve en insani olanı da bu aslında.

Biz bugün temsili demokrasiyi kullanıyoruz. Seçtiğimiz temsilciler (milletvekilleri) ile kendimizi yönetiyoruz.

Bunun da çeşitli kuralları oluştu ve bunların en sert ve keskin olanı siyasi partilerin gerekliliği. Siyasi partiler olmadan seçilen kişiler de ‘bağımsız’ olarak seçimlere giren kişiler.

Burada seçim sistemleri konusuna girmemek de olmaz.

Hangi seçim sistemindeyiz ve bu sistem bizi gerçekten temsil ediyor mu?

Biliyorsunuz ülkemizde %10 seçim barajı var.

Bütün siyasi partiler seçim barajının kaldırılması gerektiğini ifade ederler, milletvekilleri adayları vaadlerde bulunurlar. Ama iktidara gelince, artık ne oluyorsa, durum değişir ve seçim barajı kalmaya devam eder. Neden böyle olur, bilirsiniz.

En çok oyu alan iktidar partisi, barajın altında kalan partilerin oylarını da almaya hak kazanır da o yüzden.

İşte bu yüzden siyasi iktidar seçim barajını kesinlikle kaldırmaz.

Krallar, padişahlar, totaliter yönetimler (2. Dünya zamanı), cumhuriyete geçiş ve cumhuriyetin yönetim şekli olması ve demokrasinin yaygınlaşması…

Bütün bu gelişmeler çok güzel.

Bugün 29 Ekim. Cumhuriyet Bayramı. Cumhuriyet’in kurulması ve yönetim şekli olarak kabul edilmesi ve bireylerin eşit haklardan yararlanması ve seçme-seçilme haklarına kavuşmaları ve demokrasinin ülkemizde yerleşmesi adına sevindirici.

Bütün bu güzellikleri yaşarken aslında daha da önemli olan, bütün bu gelişmeleri fikri temelleriyle, insanımıza kazandırdığı faydalarla ve ‘Birlik’ içinde kutlamak.

Cumhur dediğimiz kavramın sayısal çokluktan ziyade, farklı düşünce kitleleri açısından çokluk olması gerektiğinin bilincinde olmak, aslında Cumhuriyet’e en yakışır olanı.

Yönetim şekli olarak cumhuriyetin fikri temellerini de irdelememiz de önemli diye düşünüyorum. Monarşiden kurtuluş olan Cumhuriyet; Rousseau’nun dediği gibi devlet biçimi (Demokrasi de yönetim biçimi) mi? Yoksa Kant’ın dediği gibi yönetim biçimi (Demokrasi de devlet biçimi) mi?

Kendi kendini yönetmek olan Cumhuriyet’i seviyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’ni daha çok seviyoruz.

Kuru kuruya cumhuriyetçi ya da karşı cumhuriyetçi olmaktan ziyade, fikri altyapısını araştırmak, düşünmek çok daha gerekli diye düşünüyorum.

Özgürlük isteyen bireyler, özgür düşünen ve özgür yönetilen toplumlarda yeşerir. Bu yüzden ‘nasıl bir demokrasi ve seçim sistemi ile yönetiliyoruz’u da irdelemek önemli.

Herkesin ‘Cumhuriyet Bayramı’nı kutlar, mutluluklar getirmesini dilerim.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

 

CEVAP VER