Yataydan Dikeye İstanbul Trajedisine Saadet’ten İtiraz Var

0

Dünden devam etmek farz oldu. Tam da kaldığımız yerden. Iki nedenle. Birinci neden; “İstanbul’u 25 yıldır idare eden AKP iktidarı” olarak yaptığımız tanıma dair bir çekince ile karşılaştık. 1994-2004 aralığı için Saadet Partisi İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Yaşar Kangel’in düzeltmesi aslında yerinde bir uyarı oldu. Kangel 2004’e kadar geçen süreci bana aşağıdaki gibi tarif etti:

“İstanbullu aslında 25 yıldır bu şehri yöneten Akparti’nin getireceği…” diye devam eden yazınızın bir bölümü sanki; Milli Görüş belediyeciliğinin İstanbul’a yaptığı hizmetleri yok sayma ve zihinlerde sadece akp varlığını hissettiren bir durum oluşturuyor.
İstanbul’un son 25 yılını akp’ye verirsek bu Refah ve Fazilet ve Saadet Partilerine haksızlık olmaz mı ?
Neden mi ?
Tablo aşağıda…
1994 – 1998 Refah Partisi (Erdoğan)
1998 – 1999 Fazilet Partisi (Gürtuna)
1999 – 2001 Fazilet Partisi (Gürtuna)
2001 – 2004 Saadet Partisi (Gürtuna)
Kaldı ki; 1994-2004 arası yapılan inşaat stoğu mutlaka bellidir…
İstanbullu için yapılan hizmetler de ortadadır.
Sizin de dediğiniz gibi İstanbul sadece Çöp ve Su meselesi değildir…
Bunu söyleyenler otuz sene önceki İstanbul üzerinden son on beş yıldır yapılanları unutturmak için konuşuyor.
İstanbul 2004’ten sonra yapılan kalıcı “hizmetler” üzerinden rant kapısı haline gelmiştir, getirilmiştir ve bu devam ettirilmek istenmektedir…
Bilvesile selam ve saygılarımla.”

Sevgili Yaşar Kangel’in bu haklı uyarısını kenara derc ediyorum. Tarih ileri doğru anlaşılabilir. 2004’ten sonrası 2004’e kadar yapılanlarda nüve buldu mu bulmadı mı ayrıca tartışılır. Saadet Partisini yaptığı olumlu işler için övmek tabii ki boyna borçtur. Hele ki takip eden yıllara sirayet eden rant kapısı için ise, mükellefiyet kesbetmek tabii ki insafsızlıktır.

Akpartinin Saadet arazisine önce evini bilahare plazasını, sonra AVMsini ve en nihayetinde sarayını kondurduğu ise tespit ve teslim edilmesi gereken bir hakikattir.

Son yıllarda araziye tesis edilen bu müştemilatın toparlanıp arazinin asıl sahibine terk edilmesi gereğine dair tavrın ise, ilgili cenahı ne kadar sarstığı aşikar bir görüntü olarak Türk siyasi hayatını şekillendirmektedir.

Bu şekillenmeden gördüğü tehditi belagat ve sözde öze dönme makyajı ile ifşa eden Akpartinin kadrolu gazetecilerinden Dilipak’ın endişe ve telaşı ise son derece aleni bir korkunun dışa vurumu olarak bizi konuya döndüren ikinci amil.

Liderinden bağımsız bir Akparti ya da AKP tahayyülü kabil gibi söz oyunu ile başkasına ait araziye tesis edilmiş bu yapılar tekrar imara açmaya çalışılıyor. Bu yaşlandıkça yıllardır hayal ettiği altın ülkenin gittikçe bir karanlık Gotham’a benzediğini fark ve ayırt eden ama “ben bu Gotham için ömrümü verdim” diyen Joker misali her kılığa giren bu yazı ve siyaset tacirinin ümitsiz çırpınışı ise ibretlik bir vesika olarak havuzun en dip köşesinden neşet ediyor.

Devasa gökdelenleri bile özgüven bunalımına tevdi eden ve toplamda 12 küsür milyon m2 kaçak inşaat içeren 70 küsur bina ile tasdik olan bu sahte yuvanın asıl yüzünü gizleme gayreti ile mebzul bu yazı aslında Sn. Kangel’in haklı uyarısının da ne denli değerli olduğunu göz önüne seriyor.

Akpartinin kuruluş hayal ve ideallerine mümkünü olmayan dönüşün pazarlanması ve burada hiçbir alternatife yer bırakmama telaşı yazının pişmaniye misali tel tel dökülmesini göz önüne seriyor. Bu siyaset taciri ağzındaki baklayı çok da nazlanmadan çıkarıyor :
‘Onlar yerel seçimler öncesi partiden ve adayların üzerinden ellerini çeksinler. Yoksa sebep oldukları sonuç, önce kendilerini vuracaktır!’ netliğindeki tehdit dili ile yazıda zikrettigi tüm ulviyet ve uhuvvetin tek gayesini faş eden açık sözlülük bizi tabi ki şaşırtmıyor.

Sn.Fehmi Koru dünkü yazısında Akpartinin kendini tekrar ederek eskiyi yeni gibi sunmasındaki acayipliğe değinmişti. Çarkıfeleğin sürekli önlerinde durduğu bu kadronun liyakattan ziyade sadakat ile ilgili bir performans ile değerlendiği anlaşılıyor. Sadakatin ödüllendirildiği bu endogam projeyi parlatmak için ne denli uğraşılsa da işin aslı, cilası bu denli dökülmüş iken ancak ödünç kavramlar ile oluşturulacak hikayeye bolca itiraz geleceği akılda tutulmalı.

CEVAP VER