Emekli müftü Mehmet Gündoğdu yazdı: Anıtkabir ziyareti ve saygı duruşu…

0

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla.

Allah’a Hamd, Rasulüne salat-ü selam olsun.

Anıtkabir ziyareti ve saygı duruşu

Kavramlar

Kabir: Mezar, sîn, makber, gömüt. Ölen kimsenin toprağa gömüldüğü yer. Çoğulu “kubûr” dur.

Anıtkabir; Atatürk’ün Ankara’nın güneyinde Rasattepe’deki ebedi istirahatgahıdır.

Mezar: Kabir ile eşit anlamlı, sîn, gömüt, makber. Ölen kimsenin toprağa gömüldüğü yer.

Anıt mezar: Tarihî şahsiyetlere mezar olarak yapılan anıt değerindeki yapı.

Türbe: Din büyükleri, önemli ve ünlü kişiler için yapılmış anıt mezar niteliğinde olan ve içinde mescit de bulunan yapıdır.

Bidat: Peygamber (s.a.v.) efendimiz zamanında olmayan sonradan ortaya çıkmış. Kitab ve sünnette gizli veya aşikar mesnedi (sened, dayanak) olmayan ibadet, adet, eylem, ameldir.

Bidatlerden; Dini kurallara ve esaslara uygun olanlara (bidat-i hasene), dini kurallara ve esaslara uygun olmayanlara (bidat-i seyyie) denir.

Hurafe: Batıl inançlar, dine sonradan eklenen, akla mantığa sığmayan, dinle alakası olmayan uydurma şeylere denmektedir. Dini kurallara ve esaslara uygun değildir.

A-10 Kasım’da Anıtkabir Ziyareti ve Saygı Duruşu

Yürürlükte olan, 28.02.1982 tarih ve 8/4387 sayılı ANITKABİR HİZMETLERİNİN YÜRÜTÜLMESİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK gereği, 10 Kasım’da, Atatürk’ün vefatının sene-i devriyesi vesilesi ile Atatürk’ü anma proğramı yapılmaktadır.

Bu yönetmeliğin 42. maddesinde; Atatürk’ü anma programında,“saygı duruşu” süresi, 10 Kasım’da 2 dk, diğer zamanlarda 1 dk, şeklinde ifade edilmiştir.

Devlet töreni ile yapılan bu anma programının bir yönü de; Atatürk’ün Türk-İslam kültür ve medeniyetine ait tarihi bir şahsiyet ve lider olması hasebiyle aynı zamanda, İslam dinine göre “kabir ziyareti”dir.

İşte biz 10 Kasım vesilesi ile dinimize göre “kabir ziyareti” nasıl yapılması gerektiğini, yönetmelikte belirtilen “saygı duruşu”nun manası nedir? dini kaynağı var mıdır? bunları yazalım istedik.

Çünkü din anlayışımızdaki bidat ve hurafelerin önemli bir bölümü de cenazeler, ölmüşler, kabirler ve türbelerle alakalıdır.

Önce bidat ve hurafeleri tanıyalım.

B-Cenaze, Kabir ve Türbelerle ilgili Bid‘atlar

Cenazenin arkasından alkış yapmak, slogan atmak, cenaze dünyada iken yaşadığı farklı mekanlara götürülerek başında nutuklar atmak, çelenk koymak, bando çalmak vb.

Kabrin yanında namaz kılmak, üzerine mescid inşa etmek, buralarda mum yakmak ve bez bağlamak, günümüzde şahit olduğumuz uygulamalar, bir kısmı geçmiş dinlerin kalıntısı olan belli başlı bidatlardandır.

Ayrıca ölünün yedinci, kırkıncı, elli ikinci gecesi veya seneyi devriyesi gibi belli gün ve gecelerde düzenlenen mevlid ve hatimler hususunda da Kur’an’da veya hadislere dayanan bir kaynak, herhangi bir bilgi ve tavsiye mevcut değildir.

Bunlar da bidattir (bidat-i hasene). Ancak bu merasimler dini kurallara ve esaslara aykırı değildir.

Ölüm münasebetiyle kabir başında veya başka bir mekanda, yukarıda sayılan gün ve gecelerde, dua edilmesi ve Kur’an okunmasının, okuyan için sevaba vesile olabileceği gibi ölene de fayda sağlayacağı Peygamberimiz’in (s.a.v) uygulamalarında vardır.

Hatta okunacak surelerin bile, başta Yasin, Tebareke, İhlas ve Fatiha olmak üzere dini  kaynağı vardır.

Bu tamam.

Ancak defin sırasında veya daha sonrasında ölü için para karşılığında Kur’an okutmak, hatim indirtmek, ücretle Kur’an okuyanların Allah rızâsını değil, dünyalık menfaat elde etmeyi, para kazanmayı amaçlaması, hatta bunun için pazarlık bile yapmaları, ibadet niteliğini ortadan kaldırmaktadır.

Bidattir (bidat-i seyyie). Dinimizin ibadet esaslarına aykırıdır.

C-Cenaze, Kabir ve Türbelerle ilgili Hurafeler

Yaygın hurafelerden biri de ölülerin türbelerini ziyaret ederek onlardan yardım beklemektir.

Dileklerin gerçekleşmesi için veya hastalıktan kurtulmak amacıyla din âlimlerine ve şeyhlere ait türbeleri ziyaret edip mum yakmak, bez bağlamak, taş yapıştırmak ve adak adamak suretiyle ölülerin ruhaniyetinden medet ummak bu konudaki belli başlı hurafeleri teşkil eder.”

Bunlar da batıl inançlardır.  (Bkz. D.İ.B, İslam Ansiklopedisi, “cenaze”, “Hurafe” ve “bidat” maddeleri).

D-Kabir ziyaretinin adabı nedir?

Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulunun, ‘Kabir ziyaretinin adabı nedir?’ konulu fetvasında; “Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölümün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır.

Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), geceleri Baki kabristanına gelir ve “Müminler yurdunun sakinleri, sizlere selam olsun. İnşaallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan af  dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla.” (Müslim, Cenâiz, 102) diye dua ederlerdi.

Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü ve ölmüşler için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur.

Ancak, kabir ve türbe ziyaretlerinde İslam’ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir.,

Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin parmaklık ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak İslam ile bağdaşmaz.

Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilâhi kudretlerinin olduğuna inanmak doğru olmadığı gibi, bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek, kendilerinden medet ummak, bu ziyaretleri dinî bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak, mum yakmak, kurban kesmek, şeker vb. yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek gibi davranışlarda bulunmak da, tevhid dini olan İslam’la bağdaşmaz.

Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.” (D.İ.B, Din İşleri Yüksek Kurulu)

Yukarıda zikredilen fetvanın içinde geçen Hadisi Şerif’ten anlaşılacağı üzere, kabir ziyaretinde, Peygamberimiz’in (s.a.v) yaptığı ve sünnet olarak değerlendirilen iki unsur vardır:

1-selamlama,

2-dua.

Her zaman mezarlık ve kabir ziyaretlerinde bu iki unsur geçerlidir.

Selamlama, “es-Selamü aleyküm ya ehlel kubur” (Ey bu kabirlerin sakinleri, sizlere selam olsun) şeklinde yapılır.

Dua ise, Kur’an’dan okunacak sureler ve ayetler de olabilir (Yasin, Tebareke, İhlas ve Fatiha sureleri vb.) veya peygamberimizin yaptığı duanın aynısını tekrar ederek (Bizler ve sizler için Allah’tan af  dilerim; Allah’ım, bu mezarlıkta bulunanları bağışla; ya da ziyaretçinin içinden geldiği gibi dua etmesi şeklinde de olabilir.

Not: Ölmüşlere geçmişlere dua için, zaman ve mekan kaydı yoktur. İllaki mezarlıkta kabir başında bulunmak gerekmez. Her yerde, her zaman dua edilebilir.

E-Saygı duruşu nedir?

Anıtkabir’de veya Atatürk’ün heykeli karşısında veya herhangi bir törende, programın başında, ölmüş olan devlet büyüklerimiz ve şehitlerimiz için, “saygı duruşu”nda bulunulmasının caiz olmadığını, kimin adına yapılıyorsa onlara ibadet veya şirk olduğunu, saygı duruşunun hıristiyanların ibadeti veya adeti olduğunu, Budizm ve Pagan kültürüne ait  putlara tapma ritüeli olduğunu söyleyen, dini kaynaklardan habersiz veya dini kaynaklardan yararlanma usulünü bilmeyen, radikal görüşler diyebileceğimiz iddiaların olduğunu biliyoruz.

Konuyu iyice anlamak için önce, Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulunun, cenaze için ayağa kalkılması ile ilgili bir fetvasına bakalım.

“Dinimize göre müslüman olsun olmasın, bütün insanlar saygıdeğerdir. Kur’an-ı Kerim’de insanın bu yönüne atıf yapan âyetler vardır.

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli (saygıdeğer) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın bir çoğundan da üstün kıldık”. (İsrâ, 17/70).

İnsan saygıya hayattayken layık olduğu gibi ölümünden sonra da layıktır.

Bu sebeple gerek ölüm sonrası henüz defnedilmeden, gerekse defnedildikten sonra kabirde iken insanın bu saygınlığına aykırı davranışlardan kaçınmak gerekir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Yahûdî cenazesi olduğunu haber vermeleri üzerine, “O da bir insan değil miydi?” (Buhârî, Cenâiz, 49; Nesâî, Cenâiz, 45-47) buyurmuştur.

Konu ile ilgili bir başka hadis ise şöyledir: “Cenaze gördüğünüzde, geçinceye kadar ayakta durunuz.” (Buhârî, Cenâiz, 47).

Dolayısıyla cenaze geçerken mümkünse ayağa kalkılması sünnete uygun olur.”

Bu fetvada geçen Ayet ve Hadis-i Şeriflerde insanın dirisine saygı duyulması gerektiği gibi, ölüsüne de saygı duyulması gerektiğine işaret edilir.

Yine Hadis-i Şeriflerde cenaze geçerken saygı için ayağa kalkmak ve geçinceye kadar ayakta durmak sureti ile “saygı duruşu” zikredilmektedir.

Günümüzdeki “saygı duruşu” uygulama biçimi buna benzer bir uygulamadır. Bir farkla, kabir (cenaze) sabit, ziyaret eden önünden geçmekte veya kabrin (cenaze) başına gelmektedir. Bidat olarak değerlendirenler olsa bile, yukarıda geçen Ayet ve Hadislerin mefhumuna aykırı bir uygulama olmadığı düşünülmektedir.

Şirk olarak değerlendirmek ise asla doğru değildir.

Hatta Abdülaziz Bayındır hocaya bir vatandaş bu konuda gayet açık ve net bir soru sormuş; (bir sitede yayımlanmış.)

SORU:

“Ben bir siyasi partide siyaset yapıyorum ve belli başlı günlerde zati âlinizin de bildiği gibi törenlere katılıyoruz. Orada Atatürk’ün önünde topluca saygı duruşunda bulunuyoruz ve daha sonra heykelin önüne teker teker geçip çelenk koyup önünde, belli bir süre ayakta durup, başımızla selam verip tekrar sıramıza geçiyoruz. Benim sorum: Bu yaptığımız doğru mudur? Şirk midir? Zaten bunu yaparken içim rahatsız oluyor ama sizi dinledikten sonra iyice rahatsız oldum. Lütfen bizi aydınlatınız.” (Tarih: 03 Aralık 2009)

CEVAP:

….Ancak “bildiğimiz kadarıyla” Atatürk’ün heykeli karşısında duranlar ona tapma niyetiyle durmuyor, onu Allah ile kendi arasına koymuyor ve ondan yardım istemiyor.

Bunun için ona adaklar vs. sunmuyor. Bu sebeple o duruş, puta tapmak gibi olmaz”.

Hoca şu cümleyle özetleyerek konuya noktayı koymuştur.

“Puta tapanlar, heykelin manevi şahsiyetini tanrılaştırarak,  Allah ile kendi aralarına koyar ve ondan yardım isterler. İşte şirk budur.”

Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütün programlarında “saygı duruşu” uygulaması yapılagelmiştir. Başkanlığın hiçbir kaynağında  bu uygulamanın şirk veya İslam’a aykırı olduğuna dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Sonuç olarak “saygı duruşu” uygulaması ibadet  merkezli değil, insanın ölüsüne (cenazesine) saygı merkezlidir. Saygı boyutu ön plandadır. Adı üstünde “saygı duruşu”dur.

Böyle değerlendirmek gerekir.

F-Ölmüş olan devlet büyüklerimize ve şehitlerimize;

Saygı duruşu mu? Fatiha okumak mı ?

Ne diye ayırıyoruz ki?

Bu ikisi birbirinin alternatifi değildir.

Neden ikisi birden olmasın!

Devletimizin benimsediği, yönetmelik gereği uygulanan “saygı duruşu” ile Rasulullah’ın kabir ziyaretinde yaptığı gibi, “saygı duruşunu” selamlamamız ve duamızla birleştirebiliriz.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz;

“Onlardan (Münafıklardan) ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler”.  (Tevbe,84)

Diyanet, “Kur’an Yolu” tefsirinde; bu ayet (özetle) şöyle açıklanır.

Bu ayette, “kabri başında da durma” ifadesi, Hz. Peygamber’in cenazelerin defninden sonraki tatbikatı hakkındadır.

Zira Resûl-i Ekrem bir müslümanın cenazesi defnedildikten sonra kabri başında bir süre ayakta durur ve etrafındakilere şöyle derdi:

“Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz ve sorulanlara şaşırmadan cevap verebilmesi için dua ediniz; zira şu anda o sorguya çekilmektedir” (Ebû Dâvûd, “Cenâiz”, 69; krş. Tirmizî, “Cenâiz”, 70).

İşte bu Hadis-i Şerifteki dua tavsiyesini örnek alarak;

“Saygı duruşu” esnasında, en azından bir Fatiha okusak, hem saygımızı, hem de dini görevimiz “dua”mızı yerine getirmiş oluruz.

Vesselam.

CEVAP VER