Paris’ten dünyaya ilan edilenler bizi ilgilendirmiyor mu?

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

11 Kasım 2018, Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıldönümüydü. Bu sebeple Fransa Cumhurbaşkanı Macron altmıştan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını Paris’te ağırladı. Trump’tan Erdoğan’a, Putin’den Merkel’e birçok lider bu toplantıya iştirak etti. Yüzüncü yıldönümü sebebiyle Paris Barış Forumu da başlamış oldu.

Liderlerin konuşmalarında istisnasız öne çıkan konu: ‘Yükselişe geçen milliyetçilik/Irkçılık…’

Israrla üzerinde durduğumuz konu.

Ülkelerin ve hatta dünyanın başına bela olacak kadar yükselişte. Avrupa’daki yükselişinin önüne geçebilecek kişiler de ülkelerin liderleri. Macron gibi, Merkel gibi…

Merkel’in görevi bırakacağını sizlere duyurmuştuk. O giderse ırkçılığın yükselişi hızlanacak diyenler çok. Umarım öyle olmaz. Merkel’in sağduyu görevini Macron devralmış gibi görünüyor. Avrupa’daki ve özellikle Almanya’daki haber kanallarındaki önemli konu, Paris Barış Forumu idi. Ortak sorunlara çözümler bulmak adına ardı ardına verilen mesajlar, insanı sevindiriyor.

Yakın dostlarımızı ziyaret edince ülkemizin TV kanallarındaki haberleri de izleme imkanı buluyorum. ‘Paris’teki bu olumlu gelişmeler ve yapılan toplantılar ülkemiz TV kanallarında da gereken değeri buldu mu acaba’ diye bir soru aklıma gelmedi değil. Keşke gelmeseydi, insanın aklına gelince daha bir dikkatli takip ediyorsunuz.

Sonuç benim adıma kötü oldu. Üzüldüm, kelimenin tam anlamıyla üzüldüm.

Dışarıya kapalı bir ülke haline mi geldik?

Şimdiye kadar sürdürülen politikalar sebebiyle halkımız milliyetçilik kanalına girdi de oradan çıkamıyor mu? Yoksa görevde olan iktidar ekonomik açıdan şirin gözükmeye çalışırken, ülke içinde başka bir politika mı izliyor?

Dünyayla beraber hareket etmek sadece toplantılara iştirak etmek midir, yoksa konuşulan konuları hakkıyla ele alıp ortak çözümler aramak mıdır? Bence ikisi de.

Haberlere göz atınca farklı bir dünyayla karşılaşmak insanı düşündürüyor. Yerel sayılabilecek kaza haberlerinin, şiddet içeren mahalle ve arkadaş kavgalarının, yürekleri hoplatan hortum duyurularının ülke geneline haber yapan kanallarda bu kadar ele alınmasını anlamak gerçekten güç.

Macron’un bir araya getirdiği liderlerin verdikleri demeçlerin ‘universal’ düşünme ve yaşama adına acaba hiç mi kıymeti yok? Birçok şehrimize üniversite açıldı ve bu üniversitelerde milyonlarca öğrenci öğrenim görüyor. Üniversite demek ‘universal’ olmaya aday olmak ve bu yolda yürümek demek. Bu haberleri yapıp, yayına hazırlayan insanların acaba böyle dertleri yok mu?..

Avrupa’da yükselişe geçen milliyetçilik/ırkçılık tehlikesi aynı şekilde ülkemizde ve diğer müslüman ülkelerde de risk faktörü. Şeklinde değişiklik olabilir ama aynı tehlike bizim ülkemiz için de geçerli.

Aslında bu toplantıyı Türkiye gerçekleştirmeliydi.

Aslında bu toplantı 10 Kasım tarihinin hemen ertesi gününde Türkiye’de olmalıydı.

10 Kasım, Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının yıldönümü ve Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.

‘Ülkemizde savaşlar 1918’de bitmedi ki, biz savaşmaya devam ettik’ diyenleriniz çıkacaktır. İşte bu sebeple de toplantı Türkiye’de olmalıydı.

‘Savaşımız bitmemişti ama biz yine de 1918’in yıldönümünü kutluyoruz ve dünyaya ‘barış’ adına bir mesaj vermek istiyoruz’ derdik. Altmıştan fazla ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını ağırlayarak, hem Türkiye’nin ve hem de İslam’ın ‘BARIŞ’ adına ne kadar hassas olduğunu dünyaya duyururduk.

İslam demek, barış demek diye hutbelerde, vaazlarda defalarca dile getirmiyor muyuz?

Bence çok da iyi olurdu.

Bunun yerine ele alınan, tartışılan konulara bakınca, dediğimin ne kadar da uzak olduğunu, kendim müşahade ediyorum.

Derdimiz barış mı, tehlike olan milliyetçilik/ırkçılık mı? Hayır değil.

Derdimiz ‘türkçe ezan’, Diyanet Reisi’nin hasta ziyareti vb.

Gazetemiz yazarlarından Sn. Mehmet Tekelioğlu yazısında aynı sancılarla adeta haykırdı. Sadece o mu, hayır. Sayın Fehmi Koru da, 9 Kasım Cuma günkü yazısında aynı konuları ele alarak seslendi.

Bütün bu haykırışlar çok önemli. Dünyanın gidişatı ile ters olan bir yöne doğru yürümenin hatasını anlatma çabası.

Toplumdaki milli hassasiyetleri arttırıcı yazılar, diziler, programlar ve haberlerle ülkenin kalkınması sağlanamaz. Bu yayınları yapıp, sonra da ‘Avrupa’da aşırı sağ/Irkçılık artıyor ve toplumu tehdit ediyor’ diye insanları korkutarak, ikili bir oyunun içine girilmesi, ülkenin ekonomisine de, geleceğine olumlu etkiler veremez diye düşünüyorum.

Universal bakışaçısına sahip olması gereken üniversitelerimizde gençlerimize vermemiz gereken en öncelikli ve önemli bilgi: ‘Çalışmak, eldeki imkanları yeni fikirlerle yoğurup artı değer oluşturmak ve sunabilmek, bunlarla beraber eldeki imkanlarla mutlu olabilme vizyonunu sunmak ve bunların hepsini bir arada tutacak olan enerji, yani samimiyet dediğimiz o gerçekliği göstermek…

(Not: Karar Gazetesi’nin kamuoyuna duyurduğu ‘Maruz bırakıldığımız ambargonun ve baskıların bir an önce sona erdirileceğini umarak, bu haksızlığı okurlarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz’ demecinde geçen ambargo ve baskıları kınadığımı da özellikle belirtmek isterim.)

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER