Sorun partilerde mi, seçmenlerde mi, yoksa kültürde mi?

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Hedef Ankara, İstanbul, İzmir..

Ve diğer büyükşehirler.

Tarih belli, 31 Mart. 130 günden az bir zaman kaldı. Sizlerin de dikkatini çekti mi, bilmiyorum. Siyasi partiler, sürekli olarak şurayı alacağız, burayı alacağız söylemindeler. Ve bir de ‘hangi kişiyle’ alacaklarının planları.

Partilerin derdi almak, ‘şu şehre ya da bu büyükşehre ne vereceğiz’ diyen yok. Hep alacaklar. Ben bunu biraz filmlerdeki ‘İstannbul, sen mi büyüksün, ben mi?’ muhabbetine benzetiyorum. Ego tatmini ve doyma hazzı…

Önü alınamayan bir açlık var. Kimsenin vermek gibi bir derdi yok, herkes almanın derdinde.

Kimse koltuğunu, konumunu, imkanlarını, etiketini, makam aracını ya da benzerlerini vereyim mi diye düşünmüyor.

Parti başkanları koltuğu bırakmayayım da, ne olursa olsun inancında (bütün partiler için aynı),

Meclise girenler, hizmet olarak ne vereyim diye düşünmekten ziyade, bir de belediye başkanı olayım hırsında,

Partiler şehirleri alalım da kazanalım derdinde (şehre ne vereceğim diyen yok, sizler de bundan sonra bir dikkat edin),

İnsanlarımız da hangi iktidarla, hangi torpille, kiminle işimi götürürüm hesabında (Sürekli almak onlarda da var, doğal olarak. Çünkü toplumu oluşturan insan.),

Allah aşkına, kimsenin birşeyler verme düşüncesi yok mu?..

Almadan vermek Allah’a mahsustur, tamam da, insan denen varlık da O’ndan bir öz taşıyor.

Seçimlerde şehirlere ne vereceksiniz,

Popüler adayları seçerek, hangi projeler katmerlenecek,

Herkes kendini düşündüğü (sürekli almak derdinde olduğu için) çok basit sorunlar bile kocaman oldu. Neler mi?

Ekonomi, hukuk, insan hakları, adam kayırma, bilimsel faaliyetler, kadrolaşma, belediyecilikteki yanlış politikalarla betonlaşan şehirler…

Sorun Ak parti’de mi, CHP’de mi, ya da diğerlerinde mi? Ya da seçim sisteminde mi? Yoksa insanlarımızda mı? Ya da kollektif bilincimizi mi gözden geçirmemiz gerekiyor acaba?

Bana sorarsanız, insanlarımızı ve kollektif bilincimizi gözden geçirmemiz gerekiyor.

Ak partilisi, CHPlisi, MHPlisi, Saadetlisi hangisi olursa olsun. Toptan bir zihniyet muhakemesine ihtiyacımız var gibi geliyor bana.

CHP’lı olanlar Ak partiyi ve seçmenini eleştiriyor, karşısına alıyor. Yeni sisteme köpürüyorlar, israfları çatır çatır söylüyorlar ama kızgınlıkla. Sonuç ne peki? Daha fazla kamplaşma.

Çıkın samimi olarak, yılmadan anlatın. Kızmadan, kamplaştırmadan, sabırla dillendirin derdinizi.

Ak parti, fetöden reklamcılığı öğrendi, göz boyuyor diyerek olmuyor. Madem göz boyamak prim yapıyor, o zaman siz de o taktiği uygulayın. Ufacık bir aralık oluştu diye, ‘türkçe ezan’ diye fırtına koparırsanız, olmuyor.

Tek adamlık diye eleştiri yapıyorsunuz, CHP’nin adayları konusu açılınca, aynı statükocu tutum sizde de ortaya çıkıyor.

İnsanlarımız da işine geleni yapıyor. Şu an işlerine gelen de, Ak parti’nin söylemi.

‘Büyük Türkiye, silah sanayisinin güçlenmesi, milliyetçi bir dil ve karşı durabilen ve oyun kurabilen ülke imajı’.

‘Mutlu olmak, huzurlu bir hayat, hayattan lezzet almak, sanat-bilim-yaşanabilir şehirler, kültürel etkinlikler, sokaklarda gülümseyerek yürüyüş yapan her yaştan insan ve evine gidince hobileriyle ilgilenen insan topluluğu’ gibi bir derdi yok insanlarımızın.

En azından şu an için yok.

Bunları isteyenler de eleştiride bulunduklarında, başta CHP’liler olmak üzere bazı kesimler tarafından topa tutuluyorlar. Düşmanlık ve tartışma seviciliği, o kadar işlemiş ki kültürel kodlarımıza, çıkarıp atamıyoruz. Attık sanıyoruz, bir anda yeni bir konuyla tekrar nüksediyor.

Umudumuz gençler.

Evet, bütün kesimlerin umudu gençler. Bütün kesimler, kendi fikirlerini-hayat tarzlarını gençlere aktarma hevesinde.

Övünerek söyleniyor: ‘Artık gençler daha fazla askere gitmek istiyor, daha fazla milli meselelere ilgi duyuyor’.

Peki ne veriyor bu gençlere? Kocaman bir İZM….

Gençleri izmlerle kandıranlar, hala daha kandırmaya devam etmeye çalışıyorlar.

Gençler, kendinizi düşünün. İleri ülkelerdeki gençlerin imkanlarını araştırıp, başta siyasetçiler olmak üzere herkesten hesap sorun, aynı şartlar sizde neden yok diye….

Gençler, unutmayın.

İzmler, milli duygular, dini sömürüler, particilik karın doyurmuyor. Karın doyurmadığı gibi, başkalarının hayat standardı için sizler heba ediliyorsunuz.

Bu partiler size hitap etmiyorsa, sesinizi yükseltin ve yeni siyasi partilerin kurulması için çaba harcayın.

Sizler internetle birlikte dünya elinizde yetişen nesilsiniz.

Sorgulayın, hesap sorun, irdeleyin, kodlanmış korkuların ve düşmanlığın üzerine tekrar tekrar düşünün. Yaratılmış hiçbir insan sizden daha üstün değil, unutmayın.

Sizler farklı bir kültür oluşturmaya başladıkça, yeni siyasi parti ve partiler de kurulmaya başlayacaktır.

Ben bunun sinyallerini alıyorum. İşte o zaman daha yaşanabilir bir ülke olmaya daha yakın olacağız. Ama bunun için düşünen, sorgulayan, hesap soran, hakkını arayan ve bunları da kırmadan, sevgiyle yapan gençler gerekiyor.

Bir müzik grubunun şarkılarında ifade ettikleri gibi: ‘Ne kadar uzak olsak da çok yakınız. Daima kim olduğumuza güveniyorum. Hayat bizim, onu bildiğimiz gibi yaşıyoruz. Her gün bizim için yeni bir gün, Farklı bir görüşe açık bir zihin. Ve başka hiçbir şey önemli değil….’

 

Sevgi ve Bilgilye kalın

CEVAP VER