Emekli müftü Mehmet Gündoğdu yazdı: Tevhid nedir ve Muvahhid kimdir? (2)

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun.

İnanç açısından insanların intisaplarını yazalım istedik. Beş bölümden oluştu.

1-Akâid ve İman nedir? Mü’min kimdir?

2-Tevhid nedir? Muvahhid kimdir?

3-Şirk nedir? Müşrik kimdir?

4-Nifak nedir? Münafık kimdir?

5-Küfür ve Tekfir nedir? Kafir kimdir?

Önemine binaen, bu konuları özetle dikkatlerinize arz etmek istiyoruz. İlkini yazmıştık.

İkincisi; Tevhid nedir? ve Muvahhid Kimdir? konusunun ilk bölümünü (ilah kavramını) yayımlamıştık. İkinci bölümünü buyurun okuyalım!

A-Tevhid Nedir?

Sözlükte “tek ve bir olmak” anlamındaki vahd (vahdet, vühûd) kökünden türeyen tevhîd “bir şeyin bir ve tek olduğunu kabul etmek” demektir.

Allah’a nisbet edilen birlik “herhangi bir sayı dizisinin ilk basamağı” anlamına gelmeyip “cüzlerden mürekkep bir varlık olmayan, benzeri ve dengi bulunmayan, yegâne tapınılacak varlık” demektir.

Tevhidin karşıtı şirktir. Bu sebeple Kur’an’da Allah’ın birliğini konu edinen kavram ve ifadelerin yanında O’nun şerikinin eşinin benzerinin bulunmadığını belirten beyanlar vardır, bunların sayısı diğerlerinden çok daha fazladır.

Kur’ân-ı Kerîm’de tevhid kelimesi geçmez, ancak “vahd” kökünden gelen vâhid, ahad, vahde() kelimeleri yer alır.

İslâm ‘Tevhid’ dinidir. Tek Allah inancına dayanır.

B-Tevhid tarihi

İnsanlık tarihinde gelmiş geçmiş bütün peygamberler, tek Allah inancı olan tevhidi tebliğ edegelmişlerdir. Ancak zaman zaman tevhidi bozan inanç ve itikat söylemleri ortaya çıkmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’de, yahudilerin Üzeyir’in, hristiyanların Hz. Îsâ’nın Allah’ın oğlu olduğunu söyledikleri zikredilir.

Onların lânetlenmesine yol açan bu telakkinin önceki kâfirlerin sözlerine benzediği ve haktan bâtıla dönüş niteliği taşıdığı bildirilir (et-Tevbe 9/30).

Bu ilâhî beyan karşısında Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Hıristiyanların Meryem oğlu Îsâ’yı insan üstü vasıflarla övdükleri gibi siz de beni övmeyin. Ben sadece Allah’ın bir kuluyum; benim için O’nun kulu ve resulü deyin.” (Müsned, I, 23, 24, 47, 55; Buhârî, “Enbiyâʾ”, 48; Dârimî, “Riḳāḳ”, 68).

Beşer üstü bir konumunun bulunmadığı özellikle İslam’a giriş kapısı olan kelime-i şehadette  “Abdühu (Allah’ın kulu) ve “ resulühü”(Allah’ın elçisi) kelimeleri ile vurgulanmıştır.

İslâmiyet’in inanç esaslarına göre Allah’tan başka bir varlığa yaratılmışlık üstü bir konum verilmesi, ona hayatında veya ölümünden sonra yaratılmışlık üstü saygı gösterilmesi tevhid ilkesini bozan davranışlardandır (Şûrâ, 13).

Bu sebeple İslâmiyet’in ilk dönemlerinde Hz. Peygamber kabir ziyaretini yasaklamış, daha sonra buna müsaade edip kabirlerin temiz tutulmasını öğütlemekle birlikte kabirlerin ibadet yeri haline getirilmesini ve orada kurban kesilmesini menetmiştir. (Ebû Dâvûd, “Cenâʾiz”, 68)

Yine tevhid inancını koruyup şirk tehlikesini ortadan kaldırma bağlamında Allah’tan başkasının üzerine yemin edilmesi yasaklanmış (Müsned, II, 69; Tirmizî, “Nüẕûr”, 8), Allah’tan başkası adına kesilen hayvanın etinin yenmesi haram kılınmıştır.

Allah’ın birliği  konusunda, “Tevhid” kelimesine (akaid/kelâm literatürü içinde) ilk defa yer veren kişi Ebû Hanîfe olmuştur.

Ebû Hanîfe, Cenâb-ı Hakk’ın ortağı bulunmaması anlamında bir olduğunu, cisim ve arazlardan teşekkül etmediğini, denginin veya zıddının bulunmadığını, kendisiyle diğer varlıklar arasında benzerlikten söz edilemeyeceğini ifade etmiştir. (el-Fıḳhü’l-ekber, s. 301-302; Beyâzîzâde, s. 107-111).

İmam-ı Mâtürîdî tevhid konusunu tarihî, aklî ve kozmolojik delillerle temellendirmeye çalışmıştır. Tarihî delil olarak geçmiş zamanda yaşayan insanların büyük çoğunlukla tabiatı yaratan ve yöneten bir yaratıcının varlığına inandığını söylemiş, bunların içinde çok tanrı inancını benimseyenlerin de aslında tek tanrının mevcudiyetini kabul ettiğini, diğer ilâhları şefaatçi saydığını belirtmiştir.

İmam- ı Mâtürîdî’nin, Akâid’in ana konularını içeren meşhur  kitabının ismi de “Kitabu’t Tevhid”tir.

C-Tevhidin Unsurları

Tevhidin unsurları ulûhiyyette tevhid, rubûbiyyette tevhid başlıkları altında ele alınmaktadır.

Ulûhiyet Tevhîdi: İbadet etmek, yalvarıp-yakarmak, korkmak, ümit etmek, tevekkül etmek, tevbe etmek, istemek, ürpermek, adak adamak ve imdat dilemek gibi kulun fiili olan ibâdetlerdir.

Rubûbiyet Tevhîdi: Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek, yağmur yağdırmak, bitkileri yeşertmek ve kâinattaki işleri çekip-çevirmek gibi, yegâne Rab olan Allah Teâlâ’nın fiilleridir.

Tevhidin bu iki unsuru ayrılmazdır, birbiri ile bağlantılıdır. Her ikisi de birbirinin olmazsa olmazıdır.
1-Ulûhiyyette Tevhid

Ulûhiyet tevhidi: Allah (c.c)’ın ilahlığıyla ilgili Tevhid türüdür.

Bu sebeple; bu tevhide Ubudiyet (ibadet) Tevhidi ismi de verilir. Ve bu Tevhid ilah kelimesinden çıkarılmıştır.

İlah ise; kendisine ibadet edilen varlık demektir. O halde ibadetlerden herhangi birisinin kendisine yapıldığı varlık, ibadet yapanın ilahı olmuştur.

İbadeti hak eden gerçek ilah Allah’tır (c.c). Allah’tan (c.c) başka ibadet edilenler ise gerçek ilah değil, ilah edinilenlerdir. Yani reddedilmeleri gereken sahte ilahlardır.

O halde ulûhiyet tevhidi; ibadeti eşi ve benzeri olmayan Allah (c.c)’a has kılmak, O’na kayıtsız şartsız itaat etmek ve boyun eğmektir. Daha açık bir ifadeyle; zahiren ve batinen bütün ibadetleri Allah’a (c.c) has kılmaktır.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Allah, kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına, adaleti ayakta tutarak şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de şahitlik ettiler. Allah’tan başka ibadete layık ilah yoktur. O, Aziz’dir, Hakim’dir.” (A-li İmran: 18)

Terim anlamıyla Uluhiyet; namaz, oruç, zekat, hac ve kurbanda, duâda, adakta, korkuda, ümit ve sevgide, ibadet ve itaatte sadece Allah’ı birlemek, bu ibadetleri yalnız O’nun için yapmaktır. Bunu yapan mü’minler, sadece Allah’a itaat etmek ve O’nun rızasını kazanmak için yaparlar.

Müşrikler, Allah’a inanmanın yanında, ancak ibadette, medet ummada, sevgide, itaatte tapındıkları ilahlarını, Allah katında onların birer şefaatçileri olduklarını iddia ederek ortak koşuyorlar, böylece onları Allah’a denk tutuyorlardı. Her şeyin yaratıcısı olarak Allah’a inanmalarına rağmen müşrik olma sıfatları kendilerinden kalkmıyordu!

Bizim Günde beş vakit kırk rekat namazda okuduğumuz Fatiha’nın dördüncü ayetinde; “yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz”(Fatiha,4) Tevhid-i Uluhiyyeti tekrar etmektir.

2-Rubûbiyyette Tevhid

Allah’ın “Rabb” ismi celîline nisbettir.

Rububiyet kelimesi lügat itibariyle, terbiye edici, yardımcı, mâlik, sahip, islah eden, efendi gibi anlamlara gelmektedir.

Terim itibariyle de, Allah’ın insanları ve tüm varlıkları yarattığına, onlara rızık verdiğine, diriltip öldürdüğüne, Allah’ın kazâ, kaderine ve de zatında vahdâniyetine, yani birliğine iman etmektir.

«Allah’ın Rububiyetinin delilleri saymakla bitmez, Onlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir?» (Tur,35)

Mekke müşrikleri Rububiyet tevhidini kabul etmişlerdi. Yahudiler, Hıristiyanlar ve benzeri diğer kavimler de Rububiyet tevhidini kabul ediyorlardı.

Bu Kur’ân’da, «Onlara (müşriklere) “gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan kesinlikle, “Allah” derler» (Lokman, 25) şeklinde yer alır.

«Onlar, Allah’ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da veremeyen putlara taparlar, “Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: “Göklerde ve yerde, Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir» (Yunus,18)

D-Muvahhid Kimdir?

‘Vahdet’ ve ‘tevhid’ kökünden gelen ‘muvahhid’ kelimesi, birleyen, tevhid inancını kabul eden, Allah’ı bir olarak kabul eden kişi demektir. Kelime, bu şekilde Kur’an’da da, hadislerde de geçmez.

Özellikle Kelâm ilminin (Allah’tan, O’nun sıfatlarından ve kaderden bahseden ilim) ortaya çıkmasından sonra yaygınlaşmıştır. ‘Allah’ı birleme (vahhadallahu)’ şeklinde kullanılan tâbir, Allah’ı bir olarak kabul etmenin ifadesidir. “…Her kim Allah’ı tevhid ederse (tevhid kelimesini ve içeriğini kabul eder, muvahhid olursa) malını ve canını korumuş olur. Hesabı Allah’a kalmıştır.” (Müslim, İman 31-38, hadis no: 21)

Muvahhid, İslâm’a tam anlamıyla inanan ve bu inancını yaşama çabasında olan insandır.

İslâm’ın diğer adı ‘Tevhid Dini’; müslümanın diğer adı ise ‘muvahhid’dir. ‘

Şirk’in karşıtı nasıl ‘Tevhid’ ise, ‘müşrik’in karşıtı da ‘muvahhid’dir.

Kur’an’da muvahhid kelimesinin yerine ‘hanîf’ kelimesi geçmektedir.

Hanîf kelimesi, anlamı ve ifade ettiği mana açısından ‘muvahhid’ kavramına benzemektedir. Haniflik aslında, bâtıl ve şer tarafından hak ve hayır tarafına yönelmedir. Ki muvahhid, bunu yapan insandır. Âl-i İmrân, 67; 30/Rûm, 30

E-Muvahhidlerin özellikleri

Muvahhid olanlar, Allah’ı bir olarak kabul ederler ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmazlar.

Allah’a, O’na ait sıfatlarla ve Kur’an’da geçtiği gibi inanırlar.

O’na noksan sıfatları yakıştırmazlar.

Yalnızca O’na ibâdet ederler.

O’na olan ibâdetlerinde bir aracıya ihtiyaç duymazlar.

Yalnızca O’na duâ ederler, kimsenin yapamayacağı yardımları O’ndan beklerler.

Bir darlığa düştükleri zaman O’ndan yardım isterler.

O’nun sevâbını umarlar, O’nun cezasından korkarlar.

Ölünce de O’na hesap vereceklerine inanırlar.

O’ndan gelen vahye ve vahyin hükümlerine inanır ve bu İlâhî hükümler doğrultusunda yaşamaya çalışırlar.

Müslümanların en başta gelen vasfı ve görevi, ‘muvahhid olmaktır.

Peygamberimiz(s.a.v), Muvahhid olma hakkındaki tavsiyesini, İbn-i Abbas (r.a) şöyle anlatır:

Bir gün Hz. Peygamberin terkisinde idim. Dedi ki:

“Delikanlı! Sana birtakım kelimeler öğreteyim. Onları iyi belle.

Allah’ın hududunu koru ki, Allah da seni korusun.

Allah’ın emirlerini muhafaza et ki, onun yardımını karşında bulasın.

Bir şey istediğin zaman sadece Allah’tan iste. Yardımı da ancak Allah’tan bekle.

Bilesin ki bütün insanlık sana fayda vermek için bir araya gelse, Allah’ın sana takdir ettiği şeyden başka fayda veremez.

Bir şeyden korkup sığındığın zaman Allah’a sığın.

Eğer bütün insanlık sana zarar vermek için toplansalar, ancak Allah’ın dilediği kadar sana zarar verebilirler.

Kalemler kaldırılmış, sahifelerin mürekkebi kurumuştur.” (İmam-ı Nevevi, Kırk Hadis, 19. Hadis)

Vesselam.

(Daha geniş bilgi için; T.D.V, İslam Ansiklopedisi, “Tevhid” mad, Ahmet Kalkan, Kavram Tefsiri, tevhid mad.)  

CEVAP VER