Batı-Doğu Divanı: Said ve Daniel’in Hayallerine Dair

0

Einstein “Atomu parçalayabilirsiniz.” demişti. Peki bir önyargıyı yıkabilir misiniz? Bunu yapamazsınız. Çünkü insan beyninin kıvrımlarında dönen o fikirler size öyle bir derin tarihsel misyondan süzülür ve gelir ki; hiç bir bilimadamı bu tarihsel akışı yeniden kuracak güce sahip değildir.

Mark Lamont Hill’in CNN’deki görevine son verilmesine dair haberin altını kazıdığımda yine atomu parçalamaktan da zor bir işin önünde olduğunu hissettim. Bu haberi servis eden editörlerin filtresiz bir miyopi içinde olduklarını keşfetmiştim. Havuz gazetelerinden medet umacak da değilim. Sözcü gibi havuzla alakası olmayan bir gazetedeki haberin arka planına bakıldığında Hill’in “denizden nehre kadar özgür Filistin” sözünün, bir Hamas repliği olmasından dolayı bu kararın alındığı anlaşılıyor. Zaten Hill de bunu ifade edip sözlerinin yanlış anlaşıldığını ifadeye çalışmış ama karar verilmiş köprü atılmış.
CNN necip Türk basını değil ki demokrasiyi sadece kendi doğrusunu dikte edecek şekilde benimsesin. Çifte kavrulmuş lokum gibi çifte standart Türkiye’de serbest, Hamas’ın “İsrail yıkılsın” repliğini terennüm CNN için uygunsuz.
Arka planı böyle olan haberin aslında bu haftanın son günü için hayal ettiğim konu olması da benim için bir şans oldu.

Filistin’den söz etmek istiyordum ben de.
Ama ne Hamas’ın “yıkılsın İsrail’i, ne İsrail’in şiddet eli.”
İkisinden öte bir üçüncü yol yok mu diye düşündüm.
Pazar yazılarımın bundan sonra birbirine bağlar içeren bir formatta olmasına gayret edeceğim. Hafta öncesinde yazdıklarımdan bir esin ile tam da 1 hafta sonra yeni bir çağrışım iklimini açmayı deneyeceğim.
Queen’den ve Freddy’den bahsetmiştim geçtiğimiz hafta. Yazının sonunu ise Jacqueline Du Pre ile bağlamıştım.

Klasik müziğin tutkunları için bir peri masalı ve acıklı hikaye olan Du Pre’nin hayat hikayesinin bir bölümünün dolaylı da olsa Filistin ile kesiştiğini bilmem bilir misiniz?

Du Pre’nin zaten kısa hayatının hastalanmadan önceki daha da kısa sürecinde ona evlilik kapısında eşlik eden kişi İsrail kökenli Arjantinli piyanist ve orkestra şefi Daniel Barenboim’den başkası değil.

Barenboim, Du Pre ile evlendiğinde 1960’ların dünyası için muhteşem bir buluşma manası taşımış. Gazeteler günlerce klasik müziğin prens ve prensesinin birlikteliğini yazıp çizmiş.

Du Pre 1972’de daha 27 yaşında MS olup hayattan ve müzikten kopunca evlilik de krize girmiş ve Daniel hayatını Du Pre’siz sürdürmüş. Başarılı bir kariyer ile bugün dahi üretken bir piyanist ve şef olarak arz-ı endam ediyor.

Barenboim yeteneğini tabii ki genetik kodlarına ve çok çalışmasına borçlu. Allah Du Pre’den esirgediği sağlık ve uzun ömrü ona vermiş.

Barenboim Allah’a olan şükranını müzik alanında yaptığı katkıların yanında ve buradaki etki ve yeteneğinden güç alarak barışa katkı için de göstermekten kaçınmamış.

Bu işteki ortağı ise Edward Said. Biz onu en çok Şarkiyatçılık eseri ile biliriz. Bir de ilerlemiş yaşında kanserin yorduğu bedenini eğip bir Filistinli çocuk gibi eline taş alıp fırlatması ile.

Tabii ki Şarkiyatçılık’tan (Oryantalizm) başka eserleri de haiz bir araştırmacı ve yazardı Said. Hristiyan bir Araptı ama İsrail’in dehşete dayalı siyasetine tam da göbekten, tam da karşıdan itiraz ediyordu.

İtirazlar hoştur ve biraz da provakatiftir. Hill’in yaptığı gibi basit retorik replikle belki Türk okurunu kandırırsınız ama barışa katkı sağlayamazsınız. Filistin ile ilgili bildiklerini, görüşlerini de aktarmaktan oldu Hill. Sanki CNN’de hiç Filistin görüşü anlatılmamış gibi bir tek Hill bunu yapmış da onu işten atmışlar gibi yazan bu sözde objektif basın kendi yazar kendi okur da, ne İsrail ne Filistin felaha kavuşur.

Biz dönersek hikayeye. Barenboim ile Said dostluklarıyla İsrail-Filistin, Arap çocukları-Sion Çocukları çelişkisine nasıl tedavi amaçlı uygulayabiliriz diye kafa yormuşlar.
Ve çözümü Arap ve Musevi çocuk ve gençlerin birlikte müzik yaptıkları bir orkestra kurmakta bulmuşlar.

Çünkü Edward Said de Barenboim kadar olmasa da bir müzik insanı ve iyi bir piyanist. Bu ortak tutku ve yetenek iki insanı birleştirmiş ve 1999 yılından bu günlere kadar süren macera başlamış. Buna tam da uygun bir ad vermişler: West-Eastern Divan orkestra yani Batı Doğu Divan orkestrası. Aynı coğrafyayı ve kaderi paylaşan gençler bir orkestranın içinde aynı şefin bagetine uyarken bulmuşlar kendilerini.

Hem de Endülüs’te, Sevilla’da kurulan bu orkestra bünyesine Mısır’dan Suriye’ye İsrail’den İran’a her coğrafyadan Ortadoğulu genç müzisyeni de almış.
Önceleri her yaz bir araya gelen müzisyenler sonrasında kalıcı bir müzik akademisi bünyesine evrilmiş. Defalarca Katar’da da konser veren orkestra zamanın ruhu elvermeyince Katar festivaline davet edilmez olmuş.

Said 2003’de öldükten sonra da Barenboim’in gayret ve sebatının kalıcılaştırdığı orkestra varlığını hala sürdürmekte.

Said’in ölümünden 1 yıl sonra İsrail’de kendisine verilen ödülü alırken yaptığı konuşmada İsrail politikalarını eleştirecek kadar yaptığı işe inanan Barenboim belli ki Said ile olan uhrevi birlikteliği ise hiç koparmamış.
Musevi-Hristiyan ve Müslüman olduklarını çaldıkları enstrümandan anlayamayacağınız bu gençlerin çaldıkları müzik de hiç bir dine ve millete ait değil aslında.

Akla gelen tabii ki John Lennon’un “”Imagine”‘i . Yani insanların huzur ve barış içindeki dünya hayali. Bu din ötesi, milliyet ötesi ortaklık, herkes için eşit ve demokratik bir seçenek olarak kendine yer ve zaman buluyor. Orada üstünlük sadece yetenek ve çalışmada.

Bir orkestrada çalmak için ne çok dindar olduğunuza, ne milliyetinize ne de kimliğinize bakılır. Sadece çalışmak ve yetenek size orada bir sandalye verir.

Orkestranın çocuklara ve gençlere asıl öğrettiği tam da budur. Onların sadece ortak bir hedef için buluşmalarıdır aslında onları bir araya getiren. Şefin gözüne girmek için yapacakları belllidir. Ortak tınıyı çıkarmak için hepsinin hatasız olması gereği. Bütün bu birlikteliğin sonucu ise tabii ki güzel bir alkış. Sanatın ilk ve vazgeçilmez ödülü başka ne olabilir?

Barenboim’in sözlerinde “Divan ne aşkı ne barışı temsil ediyor. Divan cehalete karşı bir proje. Bu cehalet birbirini tanımayan insanların cehaleti. Bilmediğim düşmanımdır cehaleti. Kimse kimseyi birbirini iknaya davet etmiyor. Fikirleriniz farklı da olabilir ama birbirinize bıçak çekmeden de yaşayabilirsiniz” der.

Divan’ı bizden iyi kim bilir? Bizim Pir Sultan’ımızın dizelerinde davanın kaldığı yerdir divan :
“Pir Sultan Abdal’ım dünya fânidir
Giden adil beyler gelen ihvandır
Kırkların divanı ulu divandır
Kalsın benim davam divana kalsın”
Belli ki Said ve Barenboim Divanın sırrına Pir Sultan gibi erenlerden ve onu dünyaya taşımaktan kaçmamışlar.
Selam ile.

Orkestranın linki

CEVAP VER