’Dava’ Tarihleri: ‘1 Kasım 2022’ ve ‘3 Mart 2024’

0

Gözler görüyor, kulaklar duyuyor ama anlamlar farklı algılanıyor…

Bataklığa düşen birisinin kendini kurtarma mücadelesinde zannedip debelendikçe batması gibi, toplumun neredeyse çoğunluğu batıyor.

Gerçi batılan yeri bataklık olarak değerlendirenler olduğu gibi, bilmedikleri ve yaşayarak tecrübe edinmedikleri, şimdiye kadar da tam anlamıyla kendi hayatları ile karşılaştırma imkanları olmadığı için, daha güzelliklere doğru gideceğini zannedenler de çoğunlukta.

Ne yüzyıl öncesindeki ihanetleri hatırlıyorlar, ne de vatanseverlikleri!

Bir kesimin “ihanet” dediğine, diğer kesim “mağduriyet” olarak bakıyor.

Bir kesimin “hain” ilan ettiklerine ise diğer kesim “vatanperver” olarak bakıyor.

Kim doğru, kim yanlış? Kim haklı, kim haksız?

Geçmişe objektif olarak bakıp da, verilen kararları, kazanç saydıklarını, kayıp saydıklarını sıralasalar aslında, belki de hainlik ve vatanperverlik dışında başka bir gerçeklik olduğunu da görebilecekler! Görebileceğiz…!

Bir kesim ikna edilebilse ve “dava” adını verdiklerini (açıkçası gizli(!) gündemlerini) hedef olarak gösterseler bile, bir başka kesimi ikna edemiyorlar, edemezler de…

Siyaset sahnesinde her zaman kullanılan şifreli bir söz var;dava”.

Ne davası bilen var mı desem, her kafadan farklı seslerin geleceğini biliyorum.

Biliyorum, çünkü yıllardır sizler gibi ben de dinliyorum bunları…

Biliyoruz, hukuk ve adalet sisteminde de birçok dava var.

Adalet önünde; İcra davası, Miras davası, Borç davası, Alacak davası, Tazminat davası, Boşanma davası vs vs…

Toplum ve siyaset önünde ise mübaşir halk, milli irade; kime seslenirse onun davası başlar.

Hakim halk, kimin adaletli olduğuna kani olursa onun yanındadır!

Savcı halk, kimi suçlu görürse onların peşindedir!

Burada sorulması ve irdelenmesi gereken, “mübaşir”, “hakim” ve “savcı”, herkesin gönlünde farklı yorumlanmasıdır.

Yol herkese göre adalet, hak, hukuk yoludur.

Ama, gerekçe, yöntem ve usuller farklı!

Benzetmek gibi olmasın ama tıpkı 73 fırka gibi…

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlık koltuğunda otururken dediği gibi; “Biz sadece bir tek dosya tutana inanırız. Şu sağ ve sol omzumuzda dosya tutanlar var ya onlar hakkı yazsınlar. Gerisi ne yazarsa yazsın”

Her gönülden geçen “hak” da farklı olabilir.

Kimine göre hak eden, kimine göre hak etmez..

Kimine göre hak arayan, kimine göre hak yiyen olur..

Görüyoruz ki, herkesin davası başka.

Her seçim(!) dava tekrarlarıyla, anlatmalarıyla birbiriyle yarışan davalarla gelip geçiyor.

İyi bildiklerimizin, neler yaptıkları da, yapamadıkları da ortada.

Doğru bildiklerimizin, ne kadar yanlış oldukları da ortada

Kumsalda ayağımızın altından kayan kum tanecikleri ile, altımızın da oyulduğunu anlamamız nasıl zaman alıyorsa.!

Gittikçe kuma saplanıp, suya doğru gömülüyorsak.!

Azgın dalgaların ve akıntıların, adeta denizin açıklarına doğru vücutları da çektiğini bile farkedemiyorsak.!

Nasıl ki yüzme bilmek bile ölüme çare olmuyorsa bazen..!

Farkında olmak da, davaları çözümlemek de çare olmuyor maalesef

Bize düşen şimdilik! Ayağımızı sağlam zemine basarak ancak tüm davaların takipçisi ve şahidi olmak…

Hülasa, Hz. Mevlana’nın dediği gibi;

“Aşk davaya benzer, cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki!”

CEVAP VER