Dr. Levent Bilgi yazdı: Varlık, hayat ve ölüm

0

Bir görünen hayat var bir de görünmeyen. Bir şehadet âlemi bir de gayb. Biz gaybı göremiyor, bilemiyoruz. Ama şehadet âlemini görüyor, bilgi sahibi oluyoruz. Duygularımız, düşüncelerimiz bize hakikati bulmamız için verilmiş. Şehadet âlemi sadece kendisini göstermiyor. Kara topraktan çıkan mis kokulu rengârenk çiçeği, meyvesi milyon çeşit varlığıyla gayba işaret ediyor. Bu dünyada misafir olduğumuzu bize hatırlatıyor.

Misafiriz ve harika nimetlerle, güzelliklerle donatılmışız. Varlığımız varoluşun hakikatini, dünya misafirhanesinin gerçeğini hatırlatıyor. Mahlûkat bir varoluşa ve oradan da var edene işaret ediyor. Hiçbir şey kendi kendisine olmuyor ve varlığını da kendi kendisine devam ettiremiyor.

Dünyayı anlamsız, karanlık gören sıkıntılı bir hayatta yaşar. Yanlış yolda giden kimse mükâfatlandırılmaz. Uyarılır. Gözünü kapayan günü kendisine karanlık yapar. Karanlığın yaratılması o insanın iyiliği içindir. Gözünü aç mesajıdır. Karanlığı sevmememiz, aydınlığa yönelmemizin talebidir. Terbiye insanlara yanlışını hatırlatmaktır. Yanlış tercihlerimizde üzülmemiz terbiye içindir, ceza için değil.

Bozulmuş bir elmanın kötü kokusu, kötü tadı, “aman beni yeme, ben sana zararlıyım” seslenmesidir. Bozulma, çürüme, yanlışlarımız rahmetin bir ifadesidir. Buraya yaklaşma sesidir. Yanlışlarımızda meydana gelen sıkıntı, üzüntü, “burada problem var, burada yanlış yapıyorsun, tercihlerini tekrar gözden geçir” mesajıdır.

İnsan güzel yaratılmıştır. Yaratılıştaki özelliklerimizi saptırmadan kullanırsak dünyanın güzelliğini, anlamını, mesajlarını görebiliriz. İnsan bir hakikat avcısı olarak yaratılmıştır. Gerçeği aramak, bulduğumuzda da onu tasdik etmek ve o gerçekle yaşamak insanlığın gereğidir.

Hayatın zorluklarının yanında güzelliklerini, nimetlerini de görmeli ve bunların mutluluğunu yaşamalıyız. Hayat sadece siyasetçilerin entrikalarından, aldı verdi, kazandı, kaybetti kavgalarından, hırslarımızdan  ibaret değil.

Yaratıcı bunca nimeti bizim onlardan zevk almamız, insanca yaşamamız için gönderiyor. Hücrelerimiz, organlarımız, kalbimiz, aklımız biz hiç farkında olmadan tıkır tıkır çalışıyorsa bunun farkına varmalı ve şükretmesini bilmeliyiz.

Bir baksak etrafımıza; bütün çiçekler, ağaçlar, hayvanlar vs. vs. her şey bize dost, bize akraba. Varlıktan, yaşıyor olmaktan mutlu olmayı bilmeliyiz. Bir nefes sıhhatimiz varsa şükretmeye değer. Dünyada güzel yaşayan, dünyanın oyunlarına kanmayan ölümün yüzüne de güler. Güzel gören güzel yaşar. Güzel yaşayan ölümü güzel anlamlandırır. Nasıl yaşarsak öyle ölürüz.

Bize verilen bunca nimet, bunca güzellik bu dünyanın tek varlık olmadığının, asıl hayatın bundan sonrasının olduğunun işareti. Anne karnı evimiz, yurdumuzdu. Orada rahmetle beslenilip büyütüldük. Anne karnından çıktık çok daha büyük rahmetlere, nimetlere mazhar olduk. Şimdi dünya evimiz, yurdumuz oldu. Bir gün dünya evimizden de çıkacağız. Buradaki güzellikler, ikramlar ebedi bir nimetlendirmenin işaretleri. Bizi anne karnından çıkaranın bir bildiği vardı ki bizi orada tutmayıp dünyaya gönderdi. Bu dünya hayatından çıkaranın da bir bildiği var ki bizi bu dünyadan çok daha büyük ve güzel bir âleme götürecek. Öyleyse bu dünyaya yapışıp kalmanın, gidiyor olduğumuz için ağlayıp sızlanmanın manası ne? Yolculuk handan daha anlamlı değil mi?

İnsan anne karnında da, dünyada da, ölümden sorasında da sahipsiz değil. Bizi uykuda yaşatan, uykuda gözsüz gösteren, bizi öldükten sonra da güzelliklere, ikramlara mazhar edecek.

Hem kendim, hem de sevdiklerim için ebedi hayatı ben istiyorum. Binlerce yıldır hep insanlar istemiş. Yaratıcı da gönderdiği peygamberleri, kitapları ile de ölümün bir başka âleme geçiş olduğunu anlatmış ve insanlara ebedi harika bir hayatı vadetmiş.

Madem istemek vermiş, madem isteklerimizi vereceğini vadetmiş, o zaman bu dünyada verdiği gibi bir başka âlemde de verecek.

Zira vermek istemeseydi istemek vermezdi.

CEVAP VER