Gitme / Gidebilme Ya da Bırakabilme Kültürü

2

Bu aralar biraz karışık gibi görünse de Avrupa güzel ve eğlencelidir. Fransa sokaklarında böylesi bir hareketlilikte dahi Taksim Meydanı Agora gibiyken konuşlanandan daha az Toma var.

İşin cılkını çıkarıp Gezi’nin esprilerini Fransa’ya teşmil eden vulger dilin aynı espri anlayışını bundan sonraki eylemlerde kendi halkına da uygun görmesini diliyoruz. Malum Cumartesi Annelerini dahi terörist ilan eden bir anlayıştan bahsediyoruz.

Avrupa’da kuzeyden güneye bizim taraflara doğru geldikçe artan görüntülerden biri de boş boş oturan insan sayısının dramatik artışıdır. İnsanların işi gücü vardır. Kitap okurlar, bahçeyle ilgilenirler. Avrupa’nın köylerinde gezdiğinizde size “bonjour otur bir çay iç soluklan” diyen birini bulmanız zordur.

Gitme kültürü işte tam da bununla ilgilidir.

Siyaset en kolay akla gelen örneği. Ama siyasetle de sınırlı değil bizdeki gidememe hali. Gitmek emekli olmak ayrılmak başarısızlık addedilir. Güç sizde ise zirvede iseniz gitmek için nedeniniz yoktur. Hem gidip de ne yapacaksınız? Kahvede pişpirik mi oynayacaksınız?

Sendikalar, esnaf odaları, sivil toplum örgütleri ve tabii ki siyasi partiler hatta futbol kulüpleri.
Gidemeyen erkan ile doludur.

Angela Merkel partideki yerini kendinden 8 yaş küçük halefi Annegret Kramp-Karrenbauer’e bırakırken 2021’den itibaren de başbakanlık görevini de kim seçilirse ona terk edecek. Gönlü tabii ki AKK’dan yana olacak.

Gitme kültürü aslında medeniyetin timsali. Bir zamanlar Sovyetler Birliği’nde senede bir parti başkanı ve cumhurbaşkanı değişirdi. Çünkü o kadar yaşlı iken bu göreve gelebiliyorlardı ki, kısa süre içinde terki dünya etmek zorunda kalıyorlardı. Neticede bu kadar yaşlı liderin negatif enerjisi koca Sovyetler Birliği’ni de bitirdi.

Okyanus’un diğer tarafında isterseniz allame olun 8 yıldan sonra emeklilik anılarınızı yazmaya başlamanız gerekir. Adınız Trump da olsa Obama da olsa değişmemektedir.

Bill Clinton başkanlıktan ayrıldığında sadece 55 yaşında idi. Hani fantezi ama onu tabiyetine alıp ülkesini gönendirmek isteyen en az 3 milleti daha idare edecek kadar vakti vardı ayrıldığında.

Gitme kültürü bu topraklarda neden yok diye düşündüğümde bir çok neden geliyor akla. Geçtiğimiz günlerde kitabını da aktardığım Kayırma Ekonomisi ve onun kültürü en önemli neden. Görevde olmak bu kayırma ortamında hep yakını, dostu, akraba-yı taallükatı zinde tutmaya yarıyor. Görevden gidenin kayırma şansı azalıyor. Hal öyle iken kim takımı taklavatı toplayıp gider.

İşin ekonomik boyutu bir yana bundan da öte derin sorun ise yapacak daha iyi bir işi olmaması. Hobisiz, ilgisiz, kitapsız ve de dar siyasi-grup çevresi dışında çevresiz bu lineer, renksiz, tek boyutlu halin görevden ayrıldığında düşeceği iç sıkıntının boyutları tahayyül ötesi.

Dünyayı gezmekten tutun da yeni bir dil öğrenmeye kadar büyük hayaller de değil aklımdaki. Yılın 365 gününde sokaklarda olmak, denizin, göğün, ağacın renk değişimini izlemek bile insanın hayali olmalı.

Gitme kültüründen yoksunluğun bence son sebebi de etraftaki kabuk. Bu kabuk sizi o tepede durmak için zorlamaktadır. Siz gittiğinizde yerlerini, makamlarını, varlıklarını, ayrıcalıklarını kaybedeceklerine inananlar, gidişinizin oluşturacağı kaosla başa çıkamayacağına inananlar da bu gitme kültürünün baş düşmanıdır.

Siz istemezsiniz, onlar göndermez ve gidince ne yapacağınızı bilmezsiniz.

Gitmek en az gelmek kadar değerlidir oysa ki…
Zamanın akışına, zeminin kayışına en büyük karşı koymadır gitmek.
Gücün varken gidebiliyorsan aslında sen makamın değil makam senin kölen olmuştur.

Angela Merkel ile halefi Annegret Kramp-Karrenbauer’i sarılırken gördüğümde tam da bunu hissettim.
Gitmeyi bilen koltuğunu yenmişti aslında.
Ve en büyük zaferi de aslında kazandığı onca seçim değil tam da bu idi.

Yazarın sosyal medya adresleri:

Facebook: veysi.dundar.3344
Twitter: @VEYSDNDAR1

2 YORUMLAR

CEVAP VER