Tehlikeli Oyunlar Romanda Kalsın, Çelik Gülersoy Unutulmasın

0

Sn. Cumhurbaşkanı’nın Cumartesi yaptığı konuşmadan sonra hemen herkes “Central Park İngiltere’de değil” diyerek dil sürçmesine değindi. Amerika’nın en bilinen parkı olan Central Park’a muadil İngiltere’de bir parktan söz edecek olursak o da Hyde Park olabilir. Doğrusu Central Park-Amerika / Hyde Park-İngiltere olacaktı.

Öte yandan insan aklının kendine rahatlama amaçlı olarak tanzim ettiği parkları şehrin merkezinin oldukça dışında kot bir arazide çoğu da özel mülkiyete tabi ve doğanın asıl bahşi olan bir mekanla mukayese de çok doğru olmadı. Sn. Erdoğan Nakkaştepe değil de “Gezi Parkımız var” dese belki daha doğru olacaktı.

Lakin Gezi’nin allerjen etkisi bu parkı daha uzun süre yasaklı ve parktan ziyade negatif algı maluliyeti ile yaftalamaya devam edecek.

Gezi’nin Sn. Cumhurbaşkanı’na çağrıştırdığı bir duvar yazısı üzerinden gündeme gelmesi de aynı konuşmanın bir başlığı idi. Gezi’de kimilerine göre orantısız zeka kimilerine göre bayağı ağır bir vebal olan, bir ifadenin Bağdat Caddesi ile beraber anılması da konuşmanın duraklarındandı:

“Umarım Paris sokaklarının duvarlarında ‘zulüm 1789’da başladı’ yazıları da görmeyiz. Bağdat caddesinin sokaklarında zulüm 1453’te başladı yazıyorlardı”

Türk sağının tarihi keyfi biçimde kesip biçmesinin tarihsel hadiseleri kendisine müttefik etmesinin yarattığı bir karşı hamle olarak empati yapılabilecek bu sevimsiz ifadenin sadece söz armonisi nedeniyle gündeme geldiğini düşünüyorum.

İstanbul’u 550 küsur senedir fethedemeyip sürekli bunun üzerinden güncel siyasete teyel atan anlayış Gezi direnişinde bir de bunu şiddet dili ile birlikte ifade edince bu tür acayiplikler ortaya çıkmıştı.

Lakin yukarıdaki ifadede asıl üzerinde durulması gereken Bağdat Caddesi’nin bu duvar yazısına adres gösterilmesi. Gezi Taksim idi. Ve Taksim Beyoğlu ahalisi asıl tepkiyi gösteren kitle idi. Üzerinde tartışma bile olmayacak bu gerçekliğe rağmen Bağdat Caddesinin konu edilmesi garip geldi.

Geçtiğimiz günlerde pastanın kaymağı vesilesi ile de adı geçen Kadıköy ve onun yüzük taşı Bağdat Caddesi belli ki AKP’ye oy vermeme kabahati nedeniyle hedefe konmuş durumda.

Bağdat Caddesinin AKP’ye oy vermeyen ahalisinin pastanın kaymağını tüketmekle suçlanması üzerinden çok zaman geçmedi. Buna rağmen ısrar ile bu bölgeyi bu bölgedeki yaşayan insanları rakip gören söylemlerin arka planını anlamak çözmek oldukça güç.

AKP’nin en çok eleştirdiği tek parti CHP’sine giderek yakınsadığı hatta ondan da öte bir konumu tahkim ettiği görülüyor. Havuzun en gözükara yazar kadrosunun çekincesiz bir özgüven ile başka bir mecrada yayınlansa infial yaratacak tez ve iddiaları üstüste servis etmeleri ile beraber bakınca “ne oluyor” diye sormadan edemiyoruz.

Bağdat Caddesinde biraz yaş ortalaması ileri, Türkiye’nin sermaye birikimine katkı veren, vergisini gününde ödeyen, düzgün giyimli kadın ve erkeklerden başka kimseyi bulamazsınız.

Bunları sırf sizinle aynı düşünmüyor diye aklınıza gelen her fırsatta rakip ve öteki göstermeye çalışmak sözün en hafifinden vicdana uymaz.

Sermaye birikiminin sermayeye el değiştirmenin en kötü yollarından biridir, insanları oldukları yerle yargılayan bu kabil genelleştirmeler…

Sn. Cumhurbaşkanı aynı konuşmada Nakkaştepe’yi örnek göstermiş idi. Belki kendisi unuttu ama 1994’te İstanbul’u devraldığında o günlerin kıt kanaat koşullarında Çelik Gülersoy’un çabaları ile İstanbul’un mutena köşeleri muhafaza edilmişti. AKP’nin ve onu önceleyen Refah’ın dolaysız üzerine oturduğu bu mirasın banisi olan Çelik Gülersoy’u rahmetle yadetmek lazım. Sadece İstanbul’a değil Safranbolu’ya katkıları ile de unutulmazlar arasında giren Gülersoy’u yad etmeden bugünün İstanbul yeşilliklerinden söz etmek en hafifinden vefaya uymaz. Ve Çelik Gülersoy bir İstanbul beyefendisi olarak tam da Bağdat Caddesi sakini idi. En hoş eseri Fenerbahçe parkında, anıları mevcuttur.

Gezi’nin AKP’ye yenilgiyi olmasa da hafif bir uzatmalara götürme tadında bıraktığı nahoş ve kekremsi lezzet belli ki AKP siyasetinin de kendini buna karşı konumlamasına yol açıyor.

Aslında Gezi’nin kazanımı AKP için de bir kazanım idi.

AKP Gezi’yi yanlış okudu ve okumaya devam ediyor.

Aslında fiiliyatta Gezi ile karşı çıkılan parkın inşaata tahvilini bugünün AKP’si de istemediğini beyan ediyor.

Şimdi “Millet Bahçesi İn, İnşaat Out”.

Ama yenilmeye bırakın meşverete dahi bir defa dahi dayanamayan bir siyaset için yazık ki tarihsel olaylar da neden ve sonuçları ile irdelenmiyor.
Sadece olaylar çileden çıktıktan sonrasında gündeme geliyor.

Rahmetli Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kadar güzel eseri Tehlikeli Oyunlar idi.
Oyun da olsa tehlikeye gerek var mı?
Bütün seçimleri kazanan bütün kurumları elde tutan bir iktidar bıraksın, Bağdat Caddesi şenliğini ve kimliğini muhafaza etsin.
Buna değeceğine eminim.

….

Yazarın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/veysi.dundar.3344
https://twitter.com/VEYSDNDAR1

CEVAP VER