Şehrin İnsanı: Pahalı Zevkler Ucuz Cesaretler

0

Geçen hafta Pazar yazımızı İsmet Özel’le bitirmiştik. İsmet Özel deyince akla gelen şairliği ise; “Özel’in en iyi şiiri hangisidir?” sorusuna verilecek 3 yanıttan biri de Şehrin İnsanı’nı resmettiği şiiri olmalıdır.

Romanları günün şartlarına göre tahlil ne kadar gerekli ise, kanaatim o ki, böyle epik şiirleri de günün şartları bağlamında masaya yatırmak, yazıldıklarında haiz oldukları mana ile bugünün ruhunu mukayese etmek o kadar yerinde olacaktır.

Bu mühim vazifeyi değil ama Şehrin İnsanı’nın bana bugün ifade ettiğini meramıma konu etmek istedim. Sadece bu söz bile ilavesine ihtiyaç duyulmadan yeterli aslında. Şehrin İnsanı ile kastedilen muazzam yekunun altından ezilmeden çıkmak ne kadar mümkün.

Şehir dediğimizde ilk aklıma Amin Maalouf’un 100. Ad kitabı gelir. Aralıksız şehir kalmış Cubeyl ya da Byblos’ta başlayıp dalga dalga yayılarak genişleyen romanın çıkış noktası olan bu küçük şehri hep hayal etmişimdir.

Şehir etimolojisi karışık bir söz. Eski Farsçadan Şah’tan geliyor. Memleket krallık manası da taşıyor. Latin dillerindeki “City” ise biraz daha yerel, daha sınırlı ve insanların yaşadığı yer anlamına yakın.

Şehir ve City kökenine takılacak değilim. Lakin unutmamak gerekir ki, dünyanın en eski şehirleri listesine girebilen en batın nokta Bulgaristan Filibe. Avrupa’nın şehirleri çok daha genç. Amerika desen dünkü çocuk.

Lakin konumuz şehirlerin tarihlerini yarıştırmak değil.

Türkiye’nin en büyük problemi nedir diye sorsanız, tereddütsüz tarih kaybı derim.

Gözlerinizi bağlayıp sizi götüreceğimiz Türkiye şehirlerinin çoğunda gözlerinizi açtığımızda nerede olduğunuzu ayırt etme şansınız gittikçe zayıflamış, neredeyse imkansız hale gelmiştir.

Meydanlar viyadüklere, arsalar AVM’lere, sokaklar alt üst geçitlere dönüşmüştür. Türkiye dünyada şehirlerinin kalbine AVM saplamada dünya rekoru kırmaktan imtina etmeyen bir rekortmene dönmüştür. Esnaf faaliyeti ile ayakta duran ekonomisini sabote etmekten de geri durmayan bir kamikaze hareketi de olan bu AVM severliğin en ağır darbesini de şehirler yemiştir.

Sadece AVM’ler değil, bir bilim dalı, bir uzmanlık alanı olan şehir planlamayı hiçe sayarak şehir arazilerini sonsuz bir arazi rant alanı olarak algılayan akıl, artık bu üretilen aşırı bina stokunun zehirli etkisini aşmak için de iktisat bilimini zorlayan çözümlerin peşine düştü.

Türkiye’de şehirleri tektipleştiren yeni bakışın ve tarzın özellikle kişiliğini kaybedip tüketim ekonomisine feda edilen halinin zirveye varan görüntüleri var. Bunlardan biri de İstanbul Anadolu yakasında bir plaza, AVM ve araya sıkıştırılmış camiden mürekkep kompleks. Hadi çok sevilen dille ifade edelim, Külliye.

Yeni Türkiye’nin şehrini bundan iyi ifade eden, yeni Türkiye’yi bundan iyi özetleyen ne olabilir? Plaza ve AVM arası cami aslında İsmet Özel’in şiirinin de bugününe dair tasviri tamamlıyor.

Rastlantı o ki, İsmet Özel mevcut siyasi iktidara herhalde destek verenlerdendi. Bugün ne dediğinin çok da önemi yok. Malum AKP din temelli siyaset ile başladığı seyahatin durağını artık sürekli kaza yapan Hızlı Tren misali iptal etmiş durumda.

Sadece kaza yapınca durabilen bu tren için tek bir motto var. Hep gaza basıp ileri doğru koşturmak. Kazanın da kaybın da ehemmiyeti yok.

Şehre ihanet etmek deyimi kökenindeki o maço erkek dille tamamlanıyor aslında. İhanet ettim ama yine de seviyorum. Seviyordum aldattım ama geri döndüm.

Yine de göz hep o cazibeli ihanet objesinde fırsat da bulunur ise hemen geri dönülecek noktada ihanet nedeni.

Şehrin insanı artık plazada çalışıp AVM’de alışveriş edip camide namazını kılmalı. Kocaman bir ağ gibi memlekete dini aidiyet vermeye gayret eden Diyanet için şehre eklenen betonarmenin yükünün ilave kadronun garantisi manasına gelen yeni camilerin yanında esamisi okunmuyor haliyle.

2018 biterken Türkiye şehirleri iktidarın 25 yıllık bilançosunun özsermaye açığı ile malul. Aktifte bolca cami, plaza, avm, pasifte ise nasıl ödeneceği meçhul bir borç. Son olarak devlet bankasına 0,98’den kredi pompalaması ile azaltılmaya çalışılan bir borç.

Lakin malum o ki, evrende hiçbir şey yok olmaz. Hal bu ise 0,98’den evi finanse eden bankayı kimin finanse ettiğini de soracak kimseyi bulduğumuzda aslında bilançonun açığının adalet, hukuk ve izan olduğu anlaşılacak.

Bunlar eksik iken dünyanın en modern şehrini dahi inşa etseniz İsmet Özel’in şiirdeki gibi tanımlanmaktan kurtulamazsınız :

“Şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin.”

CEVAP VER