Yazı ahlakına dair: Medyadan örnekler

3
Mehmet Tekelioğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Uçak Bölümü mezunudur. Dokuz Eylül ve Celal Bayar Üniversitelerinde Makine Mühendisliği Bölümlerinde çalışmıştır. Sakarya Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Kurucu Dekanlığında bulunmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucular Kurulu Üyeliği, İzmir Milletvekilliği, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyeliği, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkanlığı ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Türk Grubu Üyeliği yapmıştır.

Son yazılarım daha çok ahlak ekseni etrafında geziniyor. . ‘Biraz ahlak dersi vereyim’ anlayışı içinde değilim. Bunu yapacak çok insan var. Bana düşmez. Maksadım bazı hassas noktalara dikkat çekmekten ibaretti aslında. Bunu yaparken de daha çok müşahhas ahlak dışı davranışları değil bir meselenin savunucuları olarak ortaya dökülenlerin yazıp çizerken gösterdikleri sakat anlayışları ele almak istedim. O sakat anlayışların geri planındaki ahlakî zaaflara işaret etmeye gayret ettim.

Tarla ve istikamet

Yedi yıl Cumhurbaşkanlığı yapmış, onun öncesinde bir siyasi harekete istikamet veren en önemli aktörlerden biri olmuş, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı gibi zor görevleri hakkını vererek ve Türkiye’nin dış âlemdeki itibarını en üst seviyeye çıkararak icra etmiş, bu itibar sayesinde BM Güvenlik Konseyi üyeliğini rekor bir oyla sağlamış bir devlet adamının bir muhalefet partisi başkanıyla görüşmesinin neresi garip? İyi niyet sahipleri ‘iyi ki görüşmüş, Türkiye’nin yararına olacak görüşlerini başkalarına aktarması çok faydalı’ diye düşünür. Ama eğer sizinle aynı tarlada gezmeyen herkesi düşman bilirseniz böylesi görüşmelerde kekremsi tadlar ararsınız. Üstelik bir de niye gizli kapaklı görüşüyorsun diye ahkâm kesmeye kalkmak yok mu?

Körü körüne taraf tutmaya kalkanlar saçmalamaya âmâdedir. Şu sözlerin neresi ele gelir, söyleyin lütfen: “(Abdullah Gül Ak Parti ile) Mesafesini, “parti meselesi” olmaktan çıkıp “Türkiye meselesine” dönüşmüş konularda da (mesela 17/25 Aralık ve 15 Temmuz’da da) korudu.” (Vurgular bana ait değil).  Ben buradaki haksızlığın neresini dile getireyim. 15 Temmuz gecesi görmedin hadi televizyonlarda Abdullah Gül’ü, sonra da mı seyretmedin? Ben bunca senedir Abdullah Beyi o andaki kadar öfkeden köpürür halde hiç görmemiştim. Allahtan kork demeye bile dilim varmıyor. Allah korkusu, hak, hukuk kavramları zihinlerde başka anlamlar kazanınca böyle oluyor demek ki…  Şeyh Galib’e bırakalım sözü: “İnsafın o yerde nâmı yok mu?”

Bir nokta daha var. Abdullah Gül’ün yıllardır hem bizim için hem İslam dünyası için tekrarladığı bir söz var: “Evimizin içini önce kendimiz düzene sokmalıyız.”Bunu ilk kez 2003 yılında Tahran’daki İslam Konferansı Teşkilatı Dışişleri Bakanları Toplantısındaki konuşmasında dile getirdi. Daha sonra da yeri geldikçe herkesi ikaz anlamında tekrarladı. Konuşma o günlerde çok ses getirdi. İngilizce yapılan bu konuşmada o ibarenin orijinali şöyle: “In short, we should first put our house in order.” Bu konuşma daha sonra Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı Yayınları arasında çıkan “Yeni Yüzyılda Türk Dış Politikasının Ufukları” adlı kitapta da yer aldı, (s.527). (Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde Bakanlığın yayınları arasında her şey var ancak bunun izine rastlanmıyor). Şimdi bu samimi ve yol gösterici ikazı bağlamından saptırarak “Bununla da yetinmedi, “İçişlerinizi düzenlemezseniz, darbe ve dış müdahale kaçınılmaz hale gelir…” diyerek, olası bir darbeye ve dış müdahaleye meşruiyet atfetti” diye yorumlamanın ahlaki bir tarafını görebiliyor musunuz? Darbe ve dış müdahaleleri önlemenin yolu olarak ortaya konulan bir düşünce ancak bu kadar ters yorumlanabilir. Ne demişler, “Cahil ile bal yenmez/ Âlim ile taş taşı…”

Bir zamanlar beraber ekip biçmeye çalışılan tarlanın artık aynı tarla, başlangıçta belirlenen istikametin aynı istikamet olmadığını hepten ve bilerek göz ardı etme pişkinliği de cabası… Burada ahlaki bir zâfiyet hatta tuhaf bir niyet yok diyebilir miyiz?

Piyonlar

Her dönemin tetikçilikle maruf tipleri vardır. Bunların yazıp çizdiklerinin bir önemi yok elbette. Ancak bunlara o tür işleri havale edenlerin maksadı toplumun saygı gösterdiği şahsiyetleri itibarsızlaştırmaktan öte bir şey değil. Tetikçiler bakarsınız Ergenekoncular adına çalışırlar, bakarsınız Ergenekoncuları ihbar etmeye soyunurlar. Dün FETÖ’ye övgüler dizen bir tetikçinin bugün önüne gelen herkesi FETÖ’cülükle itham ettiğini görünce şaşırıyor muyuz? Bu tiplerin tek marifeti duydukları bir dedikoduyu alabildiğine yalanlarla süsleyerek piyasaya sürmeleridir. Bugünlerde bu türden tetikçilerin medyada kendilerine yer bulması da genel ahlaki zaaf içinde değerlendirilebilecek bir husustur. Basın ahlak yasası lügatlerden kazınmış da bizim mi haberimiz yok?..

Aslı yok yaylasında 1500 koyunum var benim…

Abdullah Gül’ün bugünlerde parti kurma hazırlıkları yaptığına dair iddialar tamamen hayal mahsulü. Kayseri’de Ak Parti binasının yüzüne kapatıldığı şeklindeki saçmalık ise konuşmaya bile değmez. Partinin o günkü yöneticileri hayatta. İnsan biraz ar eder, birileri bunlara sorar da gerçekler ortaya çıkar diye… Daha bir yıl kadar önce araya aracılar koyarak zorla kopardığı randevuyla Abdullah Gül’ü çalışma ofisinde ziyaret edip “Türkiye batıyor, çıkın ortaya” diye yalvar yakar olan birisinin –şahitleri bilmek isteyen var mı?– şu sözleri sarf etmesi ne kadar acı: “Erdoğan, iktidarın ana şeridinde ters yola giren ne kadar aracı parka çekse…/ Şoför koltuğundan hep Abdullah Gül çıkıyor!” Arkasından da şu: “… Erdoğan’a siyasi operasyonlara hazırlandığı…” Bu tavrı hangi ahlak anlayışıyla bağdaştırabiliriz? Bunları yazanla beraber yayınlayanlar da biraz kendilerine çeki düzen vermek zorunda olsalar gerek. Bu sebeple birileri, birilerinin kulağını çekmiş midir, meraktayım…

Kardeşlik hukukundan bahsedenler var bir de. Bu konuyu vaktiyle yazmıştım. Tekrarlamaya hacet yok. Ancak yukarıda yazdığım hususu tekrarlayayım. Tarla aynı tarla değil, istikamet aynı istikamet değil… Tarlanın yeni halini beğenip beğenmemek herkesin kendi ihtiyarında… Kimse kimseyi yeni hali beğenmeye ya da beğenmemeye icbar edemez.

Waldo sen neden burada değilsin

Eski bakanlarımızdan Ömer Dinçer’in babasının vefatı dolayısıyla cenazeye katılanları itham eden bir medya organının haberi ve haberi veriş tarzı artık ahlakın sıfır noktası olarak tanımlanmayı hak ediyor. (Yoksa sıfırın namütenahi altı mı demeliydim?) Görüşlerine katılıp katılmamak ayrı bir konu ama milyonlarca insanın oyunu almış partileri şer ittifakı olarak nitelemek ne insani, ne ahlaki, ne de İslamidir.

Ben o cenaze namazına ait fotoğrafları görünce nedense İsmet Özel’in “Waldo sen neden burada değilsin” adlı kitabını hatırladım. Bir de Mehmet Ocaktan’ın “Ben de o musalla örgütünün içindeydim” başlıklı ve Akif Beki’nin “Cenaze namazı örgütünü de gördük” başlıklı yazılarını okuyup üzüldüm. Yeri gelmişken söylemekte mahzur yok: Alfa Kitap’tan çıkalı çok olmadı, Ömer Dinçer’in Bilirken Susmak… adlı kitabı okunacak kitaplar listemin ön sıralarında yer alıyor.

Toplumsal müeyyide

Bu tür ahlak dışı davranışlara yasaların yapacağı bir şey yok. Peki, toplumun sağduyu kaynaklı bir müeyyidesi var mı? Yok diyemeyiz yazılı basının toplam satışlarına bakınca… Bulunduğum akademik çevrede insanların gazete ve televizyonlara koyduğu mesafe günden güne artıyor. İnternet medyası ve sosyal medya ise zaten yazılı basının kopyası… Geçenlerde rastladığım önemli bir sivil toplum lideri çoktan beri haber izlemeye gerek duymadığını söylüyordu. Biraz hayretle yüzüne baktığımı hissetmiş olacak ki ‘tecrübeyle sabittir, izlemeyen bir şey kaybetmiyor, izleyen vakit kaybediyor’ dedi. Önemli bir uyarısı vardı, ‘hızla 5 Nisan ‘94  krizine doğru gidiyoruz’ diye. Sonra da şaka yollu ekledi: “Kriz var diyenlere seni zehirlemişler, git aHaber televizyonunu izle, kendine gelirsin diyorum.”

Toplumsal müeyyide geniş bir konu… Detaylı bir şekilde ele almak lazım.

Neyse, boş verin. Gelin türkü dinleyelim… Hem de Hasan Mutlucan’dan… “Aslı yok yaylasında 1500 koyunum var benim…”

Doğrudan iletişim için: mtekeli35@gmail.com

3 YORUMLAR

  1. Sayın Abdullah Gül’ü kendisiyle aynı siyasi düşünceyi paylaşan paylaşmayan herkes mütevazi, yapıcı, kararlı ve saygın bir kişilik olduğunu ortaya koyduğu fikir ve eylemleriyle görmüştür. Onu linç etmeye çalışan guruh gibi kaypak olsaydı, fikir ayrılıklarını kamuya yansıtmaz ve koroya katılıp “önce Allah sonra Reisimizin sayesinde…” kalıbındaki cümlelere ortak olurdu. Aksine ihtilafa düştüğü konulardaki fikirleri,adalet ve istişare konusunda ne denli hassas olduğunu az buçuk izan sahibi olanlara göstermiştir. Abdullah Gül saygın ve yetkin bir kişiliktir. Memleketimizin heleki şu günlerinde şiddetle ihtiyaç duyduğu güven veren lider tipidir. Abdullah Gül’e kusur atfetmek haddim değil lakin gördüğü bariz yanlışlıkları daha gür bir sesle dile getirseydi daha iyi olrmuydu diye düşünüyorum bazen. Konumuz doğrudan ya da dolaylı olarak sürekli ahlak yoksunluğuna çıkıyor. Türkiyede de en yaygın görülen ahlaksızlık yalan söylemek imiş. Heryere sirayet etmiş durumda. Mevcut ekonomik krizin sebebi değilse de önlenememesinin nedeni bu yalancılıktan kaynaklanan güvensizlik değilmidir. Benim şahsi görüşüm odur ki; ekonominin ahengi bozulmuştu ama çoğu kişinin düzeltilebileceğine dair inancı ve umudu vardı, seçimden sonra liyakatli ve hakikatli biri göreve getirilir ve yapılması gerekenler yapılırdı.Netice itibariyle güven açığı ve kibir bugünki durumumuzun sebebidir. Abdullah Gülle alakası; ister açıktan ister gizli bu yanlışlardan dönülmesi için fikirlerini paylaşma noktasında daha aktif olamazmıydı, dahası gelecek adına güven verecek bir oluşuma katkı sunamazmıydı…Bilmediğimiz çok şey var.. Bu kanaatlere varmak için daha fazla veriye ihtiyaç var. Allah memleketimizi her türlü olumsuzluktan korusun, kötü günleri ırak eylesin.

  2. Hocam bitmesini istemediğim enfes bir yazıydı teşekkürler birazda güldürdü. E manipülatif operasyonların geldiği boyutları düşününce gülmemek elde değil. En garibi de mecliste manipülasyonun dik alası yapılıyor çoğunluk ta savunuyor. Örnek milli savunma bakanının Özgür Özel e cevaben yaptığı konuşma da ” kafama silahı dayandılar ve başımıza geç dediler, bu durumda hayır diyebilen kaç tane kahraman var” diye sorması. Halbuki herkes çok iyi bilir ki genel kurmay başkanının kafasına silah dayanirsa o silah ateşlenmeden inmez, ateşlenmeden inerse silahı dayayan başına neler geleceğini çok iyi bilir.
    Haklısınız bırakalım bu konuları türkü dinleyelim biz.

  3. Özgür Basın Maskesiyle ellerinde bir avuç çamurla dolaşıp attığı çamur değerince ,değer görenler için menfeatlarından başka bir kutsal yok yıllarca bu ahlaksızlıklardan muzdarip insanların güç ve imkan eline geçince kötülerin ahlakıyla ahlaklanması çok acı , demekki insanlar madenler gibiymiş altın altındır teneke tenekedir çamurdan adam olmaz Maskeli çamurları acıyarak izliyoruz bakalım dahakimlerin onurlarıyla oynayacaklar Allah şerlerinden korusun

CEVAP VER