Müslümanların derdi ne? Hala eski kafalar, hala eski konular….

8
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Yazımı kaleme almadan önce, Tarihselcilik ve Huruf-u Mukatta merkezli yazmak istedim. Malumunuz bu konu bir hayli dallandı, budaklandı. İlahiyatçı-yazar Mustafa Öztürk’le başlayan tartışma aslında bizi yansıtıyordu. Müslümanların durumunu.

Tarihselciliğin yaygınlaşması ile ortaya çıkan tartışma, sonrasında, ‘Kuran’ın lafız mı, anlam olarak mı’ vahy edildiği konusu ile üst seviyeye çıktı. Anlam olarak vahyedildiğini savunan tarihselciler için de ‘Huruf-u Mukatta’ konusu sorunlu.

Huruf-u Mukatta: Kuran’ın belli surelerinin başında bulunan harfler (Elif, Lam, Mim; Ta Ha vb. gibi).

Sureler: Bakara, Ali İmran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde, Araf, Yunus, Hud, Yusuf vb.

Tarihselcilerin ifade ettiği gibi ‘Kuran anlam olarak’ vahy edilmiş olsaydı, bu harflerin varlığı bile bize, ‘Kuran’ın lafız ve anlam’ ile vahy edildiğinin delilidir.

Sonra kendi kendime dedim ki, biz neyin peşindeyiz? Müslümanlar bu tartışmayı neden yapıyorlar?

…..

Bu yazıyı isterseniz yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

…..

Tarihselcilik ülkemizde ne zaman başladı, gelişti ve bugün gündem oldu?

Ve daha da önemli soru, neden gündem oldu?

Biraz geçmişe gidip, bilgilerimizi tazeleyelim mi, ne dersiniz.

  1. Tarihselcilik 1980’li yıllarda başladı. Sebebi de, geleneğin doyuramadığı gençlerin, insanların yeni şeyler duymaları, görmeleri ve onlara mantıklı gelmesi. Ankara ekolü olarak bilinen, Ankara İlahiyat Fakültesi’nde başlayan bu akım daha sonra bütün ülkeye dağıldı. İlahiyat fakültelerinde Gadamer’den sıkça bahsedilmeye başlandı, Montgomery Watt’ın kitapları okutuldu. Arayış içinde olanlar için çözüm olan tarihselcilik, daha sonra ‘en doğru akım’ gibi görülüp, öğrenciler bu yola kanalize edilmeye başlandı. İşte yanlış olan da buydu.
  1. 1990’lı yıllarda ‘İslamiyyat’ isimli bir dergi çıkarılıyordu. Bu dergide ‘Tarihselcilik’ konusu bir hayli işlenmişti. Bu dergide kimlerin yer aldığını merak ediyor musunuz? Olumlu-Olumsuz etiketi koymadan sıralıyorum: Prof.Dr. İlhami Güler, Porf. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, (merhum) Prof. Dr. Salih Akdemir, Prof. Dr. Mehmet Paçacı, Prof. Dr. Mehmet Görmez, Prof. Dr. Ömer Özsoy. Mehmet Görmez hoca daha sonra bildiğiniz üzere Diyanet’in başkanlığını da yaptı.
  1. Tarihselcilik konusu, müslümanları yoldan çıkaralım niyetiyle bu kadar gelişmedi. Gelişmesinin sebebi, o zaman gençlere ve insanlara ‘çıkış yolu ve çözüm’ olması idi. Bu yüzden, Batı’nın planı, Üst Akıl’ın projesi söylemleri gerçeği yansıtmamaktadır. Alıcısı oldu ki, prim yaptı, mesele bu kadar basit. Tarikatlar, sapkın cemaatler için de aynısı geçerli. Alıcısı var ki, prim yapıyor ve yaygınlaşıyor.
  2. Geçmişe yönelik düşünüp, şimdiki tecrübelerimle konuyu tekrar tahlil etmek isterken, karşıma bir programın videosu çıktı. Programın adı Dinamit, Kanal D’de yayınlanmıştı. Ve kaç tarihinde biliyor musunuz. 1993. Bundan 25 yıl önce. Programın ana teması ‘Müslüman nasıl yaşar’ ve ‘İslam nedir’. Katılımcıları merak ettiniz mi? Hemen sıralayayım: Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Ercümend Özkan ve Sadık Albayrak (Milli Gazete yazarı).

1993 yılında İzmir İlahiyat’a girdiğim seneydi ve bu tür programları da ilgiyle takip ederdim.

Neden mi?

Çünkü o mahallenin çocuğuydum, o mahallede yetişmiştim, babam İslam Hukuku profesörü olarak hocam olmuştu, ilahiyata başlamıştım ve o dünyanın bir ferdi olarak hep aklıma şu gelirdi: ‘Müslümanlar tartışıyorlar, ‘en doğrusu budur’ görüşündeler, yönetimde olmadıkları için tam vakıf olamıyorlar’.

Aradan 25 yıl geçti. Ak parti vesilesiyle inançlı kadrolar, müslümanca yaşama arzusunda olanlar yönetimdeler, hatta 16 yıldır devletin bütün kademelerinde etkinler. Ve aradan geçen o kadar yıla rağmen müslümanlar gene aynı şeyleri tartışıyorlar.

Başta ifade ettiğim gibi, aslında daha farklı konuyu merkeze almak isterken, geçmişe yolculuk yapmak, yazıyı farklı yöne çevirdi. Bunları tekrar düşündüm, kimi zaman daldım gittim. Sonra zihnime gelen ilk soru şu oldu: ‘Ya Allah aşkına, müslümanların derdi ne?’

Çok merak ediyorum, müslümanların derdi gerçekten ne? Bileniniz var mı, ya da anlayanınız?

O zaman konuşulan, tartışılan konuların aynısını bugün gene tartışıyoruz. Müslümanların hayatı, İslam ve Laiklik, İslam ve Örtünme, Ayetlerin ve hadislerin en doğru yorumlanması vb. konular.

İsmini saydığım kişilerden birçoğu ahirete intikal eyledi, Allah onlara rahmet etsin.

Kalanlar belli makamlara geldi ve hatta emekli oldular. O kadar tartıştınız, belli makamlara geldiniz, emekli bile oldunuz. Peki siz ne yaptınız? Müslümanlar hala daha aynı konuları tartışıyorlarsa, demek ki hiçbir şey yapmamışsınız.

Hadi şahısları bırakalım.

Müslümanlar olarak biz ne yapmışız?

Hala daha aynı konuları tartışıyorsak eğer, kelimenin tam anlamıyla bir arpa boyu yol alınmamış.

Programda o kadar tartışmalar olurken, kimse de çıkıp şunu demedi: ‘Ben ve benim arkamda olan grubum İslam’ı böyle anlıyoruz. Sizler de istediğiniz gibi anlayabilirsiniz, anladığınız gibi de yaşarsınız. Önemli olan bir arada yaşamak, tartışmaya gerek yok’.

Hüseyin Hatemi hoca şunu ifade etti: ‘Müslümanlar arasında fitne oluşturmak istiyorlar, o yüzden bizi tartıştırıyorlar’.

Kanal reyting için tartıştırıyor, bu doğru. Çünkü o programlar çok izleniyordu. Programa katılanlar da boy göstermek, topluma fikirlerini aktarmak, daha fazla kitle elde etmek için oraya katıldılar.

İçimize fitne sokmak isteyenler, Üst akıl oyunlarını kuranlar, falanlar filanlar diyoruz ya, bunun için uğraşıyorlar.

Tek cümlelik cevap: ‘Tartışmayın o zaman, birbirinize girmeyin, anladığınız İslam neyse onu yaşayın’, bu kadar basit.

Tarihselcilikle ilgili Mustafa Öztürk hocaya linç kampanyası başlamış deniyor ya, aynı insanlar ve aynı tepkiler o zaman da vardı. Ama o zamanlar sosyal medya yoktu, insanlar tepkilerini yansıtamıyorlardı…. Ama müslümanlar hala aynı, tartışma aynı konularla devam ediyor ve müslümanlar hala daha gruplaşarak ‘en doğru İslam benim anladığım İslam’ yarışına devam ediyorlar.

Hiçbir grubun, cemaatin, yapının içinde olmadığım için çok rahatım ve bu rahatlıkla da, önemine binaen tekrar soruyorum:

Milli Görüş çizgisinden çıkarak kurulan, İslami değerleri ve söylemi benimseyen bir partinin 16 yıllık iktidarının sonrasında ve aradan geçen 25 yıla rağmen hala aynı konuları konuşuyorsak ve hatta tartışıyorsak;

Mistik alanı, tasavvufu kullanan Tarikatçılar,

Şuculuk, buculuk yapan dini gruplar, yapılar, cemaatler,

Cemaat adı altında insanların beynini yıkayan ve onları cezaevlerine mahkum edenler,

Ehli Sünnet diye diye insanların kendileri olmalarını engelleyenler,

‘Herkes İslamı anlayamaz, içtihat yapamaz, herkes doktorluk ve mühendislik hakkında konuşma hakkına sahiptir diyebilir misiniz’ diyerek, müslümanların kendi hayatlarında yaşayacakları İslam hakkında yorum yapmalarını engellemek isteyenler,

Dini değerleri ve söylemi kullanarak parasal, psikolojik, sosyolojik, siyasi rant elde etmek isteyenler,

‘En iyi İslam, benim anladığım İslamdır’ diyerek şov yapanlar,

‘Biz müslümanlarız, en son din bize gelmiştir’ diyerek böbürlenerek dinleri yarıştıranlar,

İslam’ı özgürlüklerin kısıtlanması için, baskı unsuru olarak kullanıp, bağnazlık içinde olanlar….

Hepimiz, hepiniz şapkalarımızı önümüze alıp düşünmemiz gerek. Aradan geçen çeyrek asıra rağmen hala daha aynı konuları tartışıyorsak, 25 yıl boşa geçmiş demektir…

Hz. Muhammed’in (sav) 23 yıllık nübüvvetinde, bedevi olarak nitelenen insanlar, Medine’de şehir yönetimini yazılı vesika ile idare eden insanlar haline gelmişlerdir.

Susup, düşünmemiz, tefekkür etmemiz, hatayı başkasında değil önce kendimizde aramamız gerekir. Birilerinin peşinden gidip, kendi fikirlerini ortaya koyamayan müslümanların kendilerine ve topluma sunacakları çözümler de olmaz, olmadığını da geçen 25 senede gördük ve ispatlandı.

Demek ki yeni şeyler söylemek lazım.

Demek ki, müslümanların kendileri olmaları ve kendi anladıkları İslam’ı ortaya koymaları lazım.

Yoksa daha çooook 25 yıllar geçer.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

8 YORUMLAR

  1. “Sonra kendi kendime dedim ki, biz neyin peşindeyiz? Müslümanlar bu tartışmayı neden yapıyorlar?”

    Sayin yazar! BIZ NEYINMI PEŞINDEYIZ?
    Makam sahiplerine hoş görünmenin peşindeyiz… Onun içinde MILLETI SAPTIRIP CAHILLEŞTIRECEKLERKI saltanlatlarını sürdursünler.

    25 yıl önceki programı ben de hatirliyorum.
    O zaman bizdeki Tarikat şehlerileri Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk daha ölmeden Ruyalarinda
    onun ahiretdeki yerini göriyordular…
    Kendileri Kurani Kerimi doğru dürüst okumasini bilmezlerken binlerce insani kandirmasıni iyi biliyordular! Hemde Müritlerinede cennetten makam vad ederek.

    Eğer bizde bu tip boş tartişmalar olmasaidi şu anki kadar DİN cahili törermiyidi?

  2. SİNAN KARDEŞ;
    Bugünkü yazının sonunda demişsin ki;
    “Demek ki yeni şeyler söylemek lazım.”
    *
    Dünkü yazımın başlığı ve baş tarafı şöyleydi:
    Olanlar oldu! ‘Şimdi yeni şeyler söylemek lazım’
    2019’a yani yeni bir yıla girdik ya… Yeni şeyler söylemek ve yeni şeyler yapmak gerek… Bundan önceki yazımın başlığında ve en sonunda dediklerime bakılırsa, meramım anlaşılır sanırım; öyleyse bakalım… Önce başlık: “2019’un Adil Düzen yılı olması dileklerimizle…(*)” Ve yazının sonundaki dua, dilek ve temenni: “(*) 2019 yılının faize dayalı işçilik zulüm düzeninin sona erip bizim ‘faizsiz ortaklık düzeni’ yani ‘ADİL DÜZEN’ dediğimiz düzenin başlangıç yılı olması dua ve dileklerimizle…” Bu bölümü Mevlana ile hitama erdirelim: “Her gün bir yerden göçmek ne iyi / Her gün bir yere konmak ne güzel / Bulanmadan, donmadan akmak, ne hoş! / Dünle beraber gitti cancağzım, / Ne kadar söz varsa düne ait / Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…” (Mevlana)
    *
    TAMAMI DA TAVSİYE OLUNUR:
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/10821/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Olanlar-oldu-Simdi-yeni-seyler-soylemek-lazim

  3. Sürekli birbirini çekiştiren din adamları gördük bugüne kadar, aynen dediğiniz gibi, uslubuyla, temas ettiği konularla hep benim dediğim doğru, hep ben diye egosunun sınırlarını 1 mm geçememiş cemaatçisi, tarikatçısı, ilahiyatçısı… Lider olarak kendisinden duymadıysam da cemaatinin fertlerinden duymuşumdur. Bu tarz konuşmaların geçtiği hiçbir dini örgütlenmeye sıcak bakamadım, bu tarz konuşmaların geçmediği tek bir dini grup dahi göremedim. Doğru yol benim yolum, hep aynı ima.. Belkide bir ana akımın oluşması lazım, çünki mevcut durum ciddi bir güven sorununu da beraberinde getirdi, öyleki Kuranı Kerim’in meal kitabını alırken bile düşünüyoruz, tereddütlüyüz acaba hangisini alalım, hangisi gerçeğe en yakındır, çeviren bağlı bulunduğu grubun düşüncesine atfedilebilecek yerlerde kendi fikrinin etkisi altında kalmışmıdır? Son bir kaç yıl öncesine kadar diyanetin yayınları önerilirdi, artık onlara da çok itimat edilmiyor. Örneğin ben Mustafa İslamoğlunun sohbetlerini denk geldiğinde izler idim, 6-7 yıl kadar önce, sonrasında gerekçeli meal isimli bir kitap çıkartmış aldım, lakin bazı arkadaşlar o kitabı okumamamı, sapkın bir yazar olduğunu ileri sürdüler. Yazarın sapkın olup olmadığını anlıycak ilmim yok, zamanımda yok tabii. Yine diyanetin bir yayınını aldım. Demem o ki yazar sonuna kadar haklı bu konuda.

  4. sayın yazar. size mail atmak istedim genişçe.. fakat bulamadım. ilk etapta yapılması gereken çok basit: HERKES HELAL YİYECEK EN AZINDAN KASTEN HARAM YEMEYECEK. HERKES VAKTİNDE TADİLİ ERKAN İLE 5 VAKİT NAMAZ KILACAK. ERKEKLER CAMİDE KILACAK. HERKES SELAMLAŞACAK NAMAZDA SAFLARI SIK TUTACAK. PARASI ÇOK DA OLSA MÜTEVAZİ YAŞAYACAK. GELİRİNİN EN AZ % 10 UNU FAKİR FUKARAYA VERECEK (GERÇEK FAKİRİ NEREDEN BULSUN DENİYORSA DEVLET HASTANELERİNE GİDİN ÖZELLİKLE ACİL ÖNÜNE KIYAFETİ ÇOK KÖTÜ OLAN MONTU OLMAYANLARI GÖRÜRSÜNÜZ). İSLAM DETERMİNİST DEĞİLDİR. BUNLARIN BİR YERİNDEN SAMİMİYETLE BAŞLARSAK VE HERKES YANİ KENDİNİ DİNDAR HİSSEDENLER İSTİKRARLI İNATLI BUNLARI YAPARSA VALLAHİ DE BİLLAHİ DE DÜZE ÇIKAR. ÇOK MU MİSTİK OLDU? KURAN SÖYLÜYOR SEN PARAYLA ONLARI BİR ARAYA GETİREMEZDİN ALLAH KALPLERİNİ TELİF ETTİ DİYOR MEALEN AYET. ALLAH MÜSLÜMANLARIN KALPLERİNİ TELİF ETMESİ İÇİN BİZİM ASGARİDEN NE YAPMAMIZ GEREKİYOR? OKUMA KABİLİYETİ OLAN ÖNCELİKLE MEVCUT BİLGİYİ ÖZÜMSESİN. ESKİ BİLGİ BİR BAKARSIN GÜNCELLEME İÇİN İYİ BİR ALTYAPI HAZIRLAR. BU YORUMU YAYINLAYACAĞINIZI SANMIYORUM. ZATEN YAZARA ULAŞSA YETER

  5. İslamın güzelliğiyle ilgili özellikle de bu topraklarda söylenmemiş söz kalmadığı kanaati herkes tarafından kabul edilebilir bir görüş olsa gerek. Artık söylenenleri ya da söylediklerimizi yapma zamanı. İslama ilişkin sözlerimizi salih amellerle (erdemli/iyi davranışlarla) hayata geçirme zamanı.
    “Demek ki yeni şeyler söylemek lazım.” değil yeni şeyler eylemek lazım vesselam..

  6. Sinan kardeşim;
    En altta ki iki yorum (Sıddık ve Halit Çetinkaya beyler) meselenin özü. Bu iki yorumu bir sonraki yazında yayınlamanı tavsiye ederim acizane. Bütün mesele bu kardeşlerimin yazdıklarından ibaret. Müslümanın polemikle kaybedecek vakti yok. Hakikat camide, infakta, uygulamada.

CEVAP VER