İki Selahaddin’in Hikayesi: Başvekil Menderes’in 50 Kelimelik Mektuplarının Gölgesi

1

El Cezire Televizyonunda dün akşam izlediğim belgesel Haçlı Seferlerine dair 2016 yılında ilk defa yayınlanan programın tekrarı idi. Tevafuk o ki, belgeselin bu bölümü Selahaddin Eyyubi’ye ayrılmıştı.

Haçlılara Arap yarımadasında ve yanı başımızda Anadolu’ya da basarak neredeyse 200 yılı bulan maceralarının en acı ve ağır darbesini vuran ve belki de tüm bir tarihin kaderini yeniden yazan adamı anlatıyordu bölüm.

İngiilizceme nazaran Arapçamın daha iyi olduğunu söylememe gerek yok. Lübnan, Mısır gibi ülkelerin tanınmış üniversilerinden Arap tarihçilerin dilinden dinlediğimiz Kürt kumandan, Nureddin Zengi’nin yiğit askeri Selahaddin Eyyübi portresinin yarattığı hayranlıktan etkilenmemek için bir insanın tüm duygularından arınmış olması gerekirdi.

Et ve kemikten müteşekkil insanlar duyguları ve aklı haiz varlıklar olarak bize ilk elden anlatılanlara bigane kalacak değiliz.

Merak eden bu linkten yararlanır, detaylara vakıf olur. El Cezireyi takip eder, kendisi de ilk elden aynı bilgilere ulaşır.

Her ne kadar AKP’nin Türkiye başkentine aday olarak bula bula “üniversite mezunlarını kötüleyen” bir aday bulduğu gerçeğini hazmetmek zorunda kalsak da, Arap ülkelerinde üniversite hala bir değeri haiz. Ve El Ezher’e de Lübnan Üniversitesine de sanırım saygı gösterirsiniz. (Yeri gelmişken, El-Ezher Üniversitesinde okuyan Sn. Mustafa İslamoğlu ile söyleşimizi önümüzdeki günlerde okuyabileceksiniz.)

Malum ülkedeki muhafazakar soğuk savaş artığı Amerikan menşeli sağcılığın dış güçlerde en önemli muarızı Batıdır; lakin bu defa top doğudan gelmiştir. Işığın geldiği yerden yani.

Selahaddin’in bir Kürt kumandan olarak ortaya koyduğu askeri başarıyı zaten tarih kitaplarından da okuyabilirsiniz. Ben burada belgeselde atıf yapılan 3 anekdotu anımsatacağım.

1- Haçlılar Tapınak Şövalyelerinden yardım talep eder ve doğrudan Kabe-i Şerif’i hedef alan bir plan yapar. Kabe’yi yıkmayı planlayan Haçlılar Mısır’da Selahaddin’in adamları tarafından yakalanır. Yakalananları diplomatik olarak koruma ve canlarını bağışlama önerisini Selahaddin reddeder ve bir daha böyle bir planı hayata geçirmemeleri için “hepsini idam edin” der ve idam gerçekleşir.

2- Kudüs Selahaddin tarafından kurtarıldığında şehirden kaçan piskopos bir kuruş dahi geride bırakmaz ve tüm varlığını yanına alıp kaçar. Şehirde kalan Hristiyanlardan gitmek isteyenlerin cizyelerini Selahaddin bizzat kendi servetinden öder. Piskoposun göstermediği inayeti gösteren Selahaddin Eyyübi’nin öldüğünde cebinden 1 kuruş çıkmadığı, kefen bezi için borç istendiğini de biliyor muydunuz?

3- Selahaddin’e dair 3. anekdot ise çocuğu kaybolan bir Hristiyan annenin bizzat ona başvurması ve Selahaddin’in çocuğu bulmasına dairdir.

Selahaddin Eyyubiye ayrılan bu bölümü izlerken bir taraftan gözlerim doldu, bir taraftan ise ülkemizde bu konulara ayrılmayan zaman ve kaynağın, manipülasyonla çarpıtılan bilgilerin acı ağırlığını hissettim.

Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’a yazdığı mektubun sakıncalı olduğu gerekçesi ile eşine verilmediğini twitterdan öğrendik. Araba ile insan ezseniz bir gece bile hapiste kalmayacağınız bir ülkede, seçimlere katılan legal bir siyasi partinin başı iseniz, 2 küsur yıl hapiste kalırsınız da ne zaman çıkacağınızı bilemezsiniz.

Bir zamanlar iktidara yakın eğitimli ve dindar bir arkadaşım vardı. “Biliyor musun, Demirtaş’ı ona suikast yapmasınlar diye hapse koydular” derdi. Arkadaşımla bir süredir konuşmadım ,Allah selamet versin. Selahattin Demirtaş’a ciddi ciddi iyilik olsun diye hapse konulduğuna inanmakta idi.

Malum her konudan mağduriyet devşiren bir iktidara sahibiz. İyilikler iktidardan kötülükler dışardan gelir. İktidarın mağduriyeti arasında eşine mektubunu ulaştıramayan bir siyasetçi mahkumun lafı mı olur? Belli ki eşinize bile iki söz edecek olsanız, devletin filtresinden geçirmeniz lazım.

Sakıncalı bulunan yazılı bir metin de olsa devletimiz kadir-i mutlak ve kerameti kendinden menkul hali ile eminiz ki en doğrusunu bilecektir. Biz zavallı tebalar neyin sakıncalı neyin yararlı olacağını devletten iyi mi bileceğiz?

Neredeyse 1000 yılı bulan bir tarihsel perspektifte iki Selahaddin’den biri Kudüs’de Hristiyanlara cebinden cizye parası verip 1 kuruşsuz ölürken, diğeri hapishaneden eşine mektubunu ulaştıramamanın iç burkan kederini yaşıyor.

Bu haberi okuduğumda Aydın Menderes vefat etmese tamamlayabileceğim Adnan Menderes’e dair filme hazırlanırken öğrendiğim bir detay aklıma düştü. Ölüm yıldönümünde yazıya döktüğüm bu hikayeye konu filmi çekmek için ön hazırlık yaparken, Adnan Menderes’e sadece 50 kelimelik mektup yazma izni verildiğini öğrenmiştim.

Tarih uzun bir hükmün terazisidir.
Bin yıl da geçse yapılan hayırlar ve hatalar unutulmaz.
Tarihi yazmak için bırakın vakanüvisi, bir annenin çocuğuna keder içinde bıraktığı iki satır da yeter.

Yazarın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/veysi.dundar.3344
https://twitter.com/VEYSDNDAR1

1 YORUM

  1. Düşüncelerim zihnimdeyken güzeller, lakin onlara uygun libaslar giydirip yazarın deyimiyle arzı endam ettirmede çok becerikli değilim, yazarımızın hakkını teslim etmek lazım, bu konuda, ulusal ölçekte, günlük yazan yazarların çoğunluğuyla mukayesaye bile girmez, kendine özgü, akıcı, kıvrak ve şiirsel bir edebi tarzı var. Yazılarını fikrime uysun uymasın ilgiyle okuyorum, biraz somutlaştırmak gerekirse; hani soğuk sade Türk kahvesinden bir yudum içtikten sonra uvulada hissettiğiniz aroma gibi( kahveyi soğutup içerim genelde)
    Bazen, yazarın savunduğu düşüncenin özünü kavrayabilmiş ve sözkonusu düşüncesine karşı tamamen karşıt düşüncelerim olmasa bile, yazarın savını desteklemek için kullandığı argümanlara muhalif olduğumdan eleştiri yapmak durumunda kalıyorum. Eleştirinin usulu mukayese olsa dahi kendisi mukayese değildir, taşlamak hiç değildir.
    Bugünki yazısında da; Selahattin Demirtaş haklı gerekçelerle cezaevinde bulunmuyor olabilir, dahası orda bulunma sebebi siyasi nedenler olabilir, cezaevindeki br mahkumun da dışardaki insanlar gibi ifade hürriyeti vardır, Menderese de Demirtaşa da yapılan bir yerde zulüm olarak değerlendirilebilir, yapılan uygulama şüphe götürmez şekilde yanlıştır. Ama yanlış olan bir diğer konu da Selahattin Demirtaş la Selahattin Eyyübi’nin kıyas edilmesidir ki O Selahattin Eyyubi ile bizim Selahattin Demirtaş’ın aynı teraziye girmesi mümkün değildir. Bir tarafta tamamen kendi kontrolüne geçmiş bir şehirden gitmek isteyen hristiyanların cizyelerini kendi cebinden ödeyen bir Selahattin bir tarafta Aponun heykelini dikecek, kendi fikri olmayan, taşeron fikir işçiliği yapan bir Selahattin. Hasılı örneklemde yine hata var.

CEVAP VER