Konda’nın raporu: Hayal kırıklığı; görmek istemeseniz de böyle

1
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Hayata olumsuz bakanlardan değilim. Zerre kadar olumlu gelişme varsa bile, o zerreden başlayıp genişletmekten yanayımdır. Çünkü insan için her yeni gün, yeni umutlar demektir.

Bardağa dolu tarafından baksam bile, gelinen nokta hayal kırıklığı.

Konda Araştırma Şirketi bir rapor yayınladı. 2008 yılında yaptığı araştırmayı, 2018 yılında tekrarladı ve çıkan sonuç, benim bile pozitif bakışımı sarstı.

…..

Bu yazıyı isterseniz yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

…..

5793 kişiyle hanelerinde görüşme yaparak çeşitli soruları yöneltmiş ve on yıllık farkları grafiklerle sunmuş.

Sosyoloji biliminde saha çalışması önemlidir. Bundan dolayı da İstatistik dersi Sosyoloji için olmazsa olmaz.

Tek tek konuları ele alıp, soruları-cevapları ve grafikleri inceledim. Çok güzel bir çalışma olmuş.

Peki neden hayal kırıklığı?

Hayal kırıklığı olmasının sebebi, kendini ‘dindar’ olarak tanımlayan kesim için.

Genç olanlarımız çok bilmezler belki, normaldir.

Adını ne koyarsanız koyun. Dindar, muhafazakar, İslamcı, müslüman vb.

İşte bu kesim, 80’li yıllardan itibaren ‘bir dünya tasavvuru’ içindeydi. Ezilenlerin, adalete ulaşamayanların, fakirlerin, inancından dolayı eziyet görenlerin, farklı olduğu için dışlananların rahat nefes alacakları; toplumun her kesiminin rahat edeceği mutlu bir dünya.

Ekonomik, sosyolojik, psikolojik, dini ve yönetimsel refah düzeyi ve gelişmişlik. Hep bunların konuşulduğu, tartışıldığı, projelerin yapıldığı, jakoben devletin yerden yere vurulduğu ve kalitenin çok daha iyi olduğu bir zaman vardı. İşte bu dindar kesim kendinde bu gücü ve donanımı görüyordu.

Son on yıl ile ilgili veriler ortaya çıkınca, işin aslının farklı olduğunu görmüş olduk. Bu yüzden hayal kırıklığı…

Apartmanlaşma artsa da, ev sahibi olmada azalma,

Annelerin üçte birinin, babaların altıda birinin hala okur-yazar olmaması,

Mutluluğun 57’den 52’ye düşmesi,

Evli olanların oranının azalması, bekarların artması,

Özel sektör, devlet çalışanı ve esnafın oranının artması; çiftçi ve işçi oranında düşme,

Akıllı telefon sahipleri sürekli çıkışta,

Gazete okuma oranı 61’den 26’ya düşmüş, (İnternet gazetelerinin artması da göz önüne alınmalıdır).

Sosyal medya kullanımı 38’den 72’ye çıkmış,

Geleneksel muhafazakarlık 37’den 45’e çıkmış ama dindar muhafazakarlık 32’den 25’e düşmüş,

Buraya kadar olan konular, bana göre yönetimsel alanda, dindarların başarılı olmadıklarını göstermekte. Neden mi? Az önce de ifade ettiğim gibi, ‘bir dünya tasavvuru’ içerisinde olması gerekenler bunlar değildi. Herkesin ev sahibi olması, tarımın ilerlemesi, işçi sınıfının gelişmesi, okuma-yazma oranının tepelere çırakılması gibi.

Nereden mi biliyorum? Çünkü ben o mahalleden geliyorum. Hedeflenenler bunlar değildi.

Dindarlık konusuna gelecek olursak, orası daha da vahim.

Kendini dindar olarak tanımlayanlar 55’den 51’e düşmüş,

Kendini inançlı olarak niteleyenler artmış: 31’den 34’e.

Kendini ateist olarak niteleyenler 1’den 3’e çıkmış, yani üç kat artmış.

Düzenli oruç tutma, başörtüsü gibi konularla veriler devam ediyor. Bu olumsuz resimde, cemaat diye insanları kandıran ve onları ceza evlerine mahkum bırakan dini grubun payı da çok yüksek, bunu da özellikle belirtmek isterim.

Hedeflenen, istenen noktaya gelinmedi. Peki neden? Neden böyle oldu?

İktidarı her yönden başarılı görenlerin kabul edeceği bir manzara değil bu, farkındayım. Neden kabul edilmez? Çünkü sistem öyle işliyor. Tepeden gelen bir yetki ve menfaat dağılımı var. Menfaati olanlar da manzarayı farklı gösteriyorlar. En tepeden en alt belde belediyelerine kadar durum bu. Kişisel menfaatler bunda ön planda.

Sistem zihniyetiyle düşünenler tersliği görüyorlar, eleştiriyorlar, ama genel eğilim böyle olmadığı için çok yankı bulmuyor.

Din endeksli bakanlar da durumun yanlışlığını ifade ediyorlar ve eleştiriyorlar, ama onlar da toplumdan kopmamak için eleştirilerini küçük harflerle yapıyorlar.

Ben daha da gerilere gitmek istiyorum. Ak partinin kurulma dönemine. Nedense dün aklıma geldi bu konu. Hakikaten Ak parti neden kurulmuştu?

Cevap: Rahmetli Erbakan’ın gençlere söz hakkı tanımaması ve tek yetkili merci olması.

Bugün Ak parti, kurulma düsturu çerçevesinde mi çalışmaktadır? Önemli soru, bu bence.

Hedeflenen noktaya neden gelinmedi sorusuna gelecek olursak. Aslında sorun 90’lı yılların sonlarına doğru ortaya çıkmaya başlamıştı. Kırsaldan gelen, kırsalın sosyolojik özelliklerini taşıyan dindarlar, bu özelliklerle topluma bulaşmadan güzelce yaşıyorlardı. Ancak yeni nesillerle beraber yeni alışkanlıklar ve hayat şekilleri ortaya çıkmaya da başlamıştı. Ama o zamanki gençler, ailelerine ve büyük dindar aile yapısına ters düşmemek için seslerini çok yükseltmediler. Ama hayatlarına tam da oturtamadıkları şeyler vardı.

Nelerden bahsediyorum?

Ayıp, günah gibi dinsel ve sosyal baskılarla korunan ve çevrelenen dindarlık ve müslümanlık. Zaman ilerledikçe yeni nesiller kendilerine uyan bir hayatı yaşamaya başladılar.

Tarım toplumu İslam’ı, ayıpla-günahla-dinsel ve sosyal baskılarla yaşanabiliyordu ama biz artık tarım toplumunu yaşamıyorduk. Bilgi toplumu dediğimiz toplumda bilgiler, fikirler, sistemler, karşılıklı tartışmayla oluşan konsensüs önemliydi. İşte yeni nesiller bunu biliyorlardı, ama tarım toplumu dindarlığı ya da İslam’ı buna uygun değildi.

İşte bu yüzden değil midir, Abdullah Gül’ün ikinci listeyle ortaya çıkması ve yenilikçi hareketi başlatması? Fazilet partisindeki eski değerlilerin, hayata bakışları farklıydı çünkü. Bu yenilikçi hareketle Ak parti oluştu ve doğdu.

Ak partinin yönetime gelmesi ile iş bitmemişti. Esas iş, o zaman başlıyordu ama dindarların-müslümanların bilmediği de, işin o zaman başladığı konusuydu.

Şöyle örneklendireyim: Dindarlar-müslümanlar, İspanya’nın fethiyle işin biteceğini sanıyorlardı, ama esas iş fetihten sonra İspanya’da Endülüs’ü oluşturmaktı. Evet, Endülüs çok önemli. Cuma günü Endülüs’ten bahsetmeye başlarız umarım.

Bugün yaşanan hayal kırıklığı da, o kadar yıla rağmen, hala daha işin İspanya’yı fethetmek olduğu sanılıyor. Bu yüzden gemiler yakılarak, ölüm-kalım savaşı gibi seçimlere hazırlanılıyor. Oysa mesele seçimler, seçimleri kazanmak değil; mesele İspanya’da Endülüs’ü kurabilmek….

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

1 YORUM

  1. Ufuk açıcı yazınız için teşekkür ederim.Sizleri sessiz de olsa takip etmeye devam ediyoruz.Dediniz ya “Çünkü bende o mahalleden geliyorum” diye ,işte bizlerde aynı mahallenin insanlarıyız ve hepimiz bu iktidarın yaptığı yanlışlardan dolayı hayal kırıklığı içerisindeyiz.Bunlar kendi bindikleri dalı kesmekle de kalmıyorlar kelime ve kavramları da saptırıp insanların düşünce ve zihinlerini de ifsat ediyorlar.Bugün namazsız mücahit geçinenler ile,başı eşarplı tesettürsüzler bu iktidarın ürünleridir. ve tabii dahası da var ama ne yazmak geliyor insanın içinden ne de başka bir şey.Allah cc akıbetimizi hayreylesin.Adeta zombileşmiş bir toplum haline dönüşmüşüz.Ne düşünüyor,ne okuyor ve nede araştırıyoruz.Şu dünyada insanca kalabilmeyi ve insanca yaşayabilmeyi ve insanca ölebilmeyi becerebilmek.Çünkü İnsan inanan varlıktır.

mümin için bir cevap yazın İptal