Sinan Eskicioğlu’ndan Çerçevelik Yazılar. Ve İki Mustafa’nın Bize Öğrettikleri

4

Haftalık yazı tempomun ağır yüküne rağmen Ocak Medya yazarlarını takibe ayrı bir önem veriyorum. Altlı üstlü meram anlattığımız yazarlara olan mesuliyetimi ihmal etmemeye gayret ediyorum. Ekosistemimizin birbirini tamamladığına inanıyorum.

Sinan Eskicioğlu’nun birer gün ara ile yayınladığı iki yazı yukarıda tanımladığım çerçevede birbirini tamamlayan yap-boz mahiyetinde oldu benim için.

Aslında aylar önceki İhsan Eliaçık röportajında da değinilen konuları Kurani ayetlerle anlatan ilk yazısını okuduğumda fazlasıyla etkilenmiştim.

Ardından ikinci yazı geldi. Uzun uzun tane tane en anlamaza dahi derdini anlatan yazı ile tablo tamamlandı.

İslam’ın bitmez tükenmez ama bir o kadar da nafile tartışma ve kendi kendini tüketme ile malul İslamcılık versiyonunun; iplik stokunu dükkanın önüne yıkan bu iki yazı, onları okuyup da bundan sonra bu konularda bizlere ahkam kesmeye gayret edecekleri düzeltmekte ve düzlemekte.

Aslında Sinan’ın uzmanlığı haiz olduğu konudaki derin vukfu ile ülkesine olan mesuliyetine binaen biraz da geç kaldığını düşündüğüm yazılar bunlar…

İslamcıların ölü taklidi yapacak kadar akıllı olanları için bu çerçeveleri her daim işaret edeceğim. O kadarcık akıldan dahi yoksun olup sadece bize verecek kadar aklı olanlar içinse elimden bir şey gelmiyor. (Sinan Eskicioğlu aslında yazılarını okuyarak da paylaşıyor. Bu da okumaktan şişen kafalar için son derece faydalı bir hizmet.)

Arada derede olanlara ufak da olsa özet hizmeti yapacak olsam. Hemen ilk yazıdan alıntımı yapayım:
Hamr konusunda üç aşamalı ayet nüzulu olmuştur.
Bakara 219, sonra Nisa 43 ve sonrasında da Maide 90-91
Müslümanların Hamr (içki) konusundaki tarihselciliği de işte burada başlıyor. İlk ve ikinci aşama ayetlerini yok sayarak, son aşama ayetini delil kabul ederek sonuca varıyorlar. Yani ilk iki aşamadaki ayetler günümüze hitap etmezler, aynı tarihselcilerin dedikleri gibi.
Günümüzde üç aşamalı hamr yasağı bütün olarak vardır.
Ben bunu şu şekilde anlıyor ve yorumluyorum:
İlk insan tipi için, onlar için zararı vardır ama faydaları da vardır.
Diğer bir insan tipi için, ne söyleyeceğini bilinceye kadar namaza ve topluma yaklaşmasınlar.
Sonuncu insan tipi için de, hamr aranıza düşmanlık sokar, çok kötüdür ve bırakılmalıdır.
Nebiz konusunda ise benim anladığım kişinin kendi ‘limitini’ bilmesidir.”

Bugün içkinin zararı konusunda herkes hemfikir.

Lakin içkiden çok daha öldürücü olduğuna bahse gireceğiniz envai çeşit harp aleti daha mı faydalı sanki?

Ok’tan Nükleer başlıklı füzeye kadar insanın hayatını alan onca silah dururken içkinin dolaylı kötülüklerinin lafı mı olur?

Adı barış manasındaki bir dinin silahın öldürme kapasitesine içki vs.den daha toleranslı olacağını mı düşüneceğiz?

Yazıların rahatlıkla sağlam bir kitap özeti olduğunu ifade edebilirim. Bir kitaba sığacak bilgi ve detay ile dolu satırlarda kendi adıma bana son derece fena davranan Hüseyin Hatemi hocanın önceden de aynı olduğunu öğrenmek de bonus fayda oldu.

Yazıyı kendine Müslüman diyen herkesin mutlaka okuması, entelektüel sıfatını ekleyenlerin de en az 3 kere okuması icab-ı haldir.

Bu yazılar Türkiye’de geçerliği en yüksek olan “Kral Çıplak” masalının en şahane emsallerinden biri olarak hak ettiği değeri bulmalıdır.

Aynı konularda kalem oynatan Mustafa Öztürk’e fetva kesbeden akademik personelin şımarık özgüveni de bu emsalin tam tasviri değil mi?

Mustafa İslamoğlu’na reva görülen yalnız bırakma politikası da aynı resmin parçası değil mi? Yakın zamanda yapacağımız bir söyleşi ile kaygılarını bir kez daha güncelin ışığında duyacağımız İslamoğlu’na saldıranlar da olmayan iplikle diktikleri sahte elbiseyi kaftan diye pazarlayan erbab-ı ticaret değil mi?

Tarihin insani mücadelesinin yazdığı masalın güncelini yazmak için; ne taş baskıya, ne de meşakkate ihtiyaç var. İnternet çağında armutlar pişkin biçimde ağza düşüyor.

İnterneti sevmeyen, Umberto Eco’dan Gülün Adı’nı okuyabilir.

Allah’ın emaneti aklını kullanmaya üşenenler için ise; ne internet çağının keşiflerinden ne de Eco’dan hayır var.

Yazarın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/veysi.dundar.3344
https://twitter.com/VEYSDNDAR1

4 YORUMLAR

  1. Sinan beyin çoğu yazısında savunduğu düşüncelere katılırım, sağlamcı islam alimleri hakkında da bir kaç ayrıntı dışında düşüncelerimiz aynı paralelde sayılır. Okuduğumda acaba demiştim ama şimdi siz yazınca; alkolle ilgili insanları 3 kısma ayırma mecburiyeti doğuyor, bu ayrımın objektif kriterleri nasıl belirlenecek. Örneklem de yine hata var; okdan nükleer silahlara kadar insanın hayatını alan onca silahın kötülükleriyle alkolün kötülükleri arasında nasıl bir bağ var, Alaka kuramadım, ama alakası onlar 1000 şiddetinde kötülükken alkolün 1 şiddetindeki kötülüğü ihmal edilir, sıfıra yuvarlanır gibi yorumlanırsa, herşey sıfıra yuvarlanır. Hasılı ispata delil teşkil edecek örneklem ispatı çürütmüş yine. Aslında bizim hukuk sistemimizde de başlıklar yazılmış teferruata girilmemiş. Mesela hız sınırı, herkese aynı hız sınırı olucak şeymidir, insanların hata yapma olasılıkları aynımıdır? ilkokul mezunuyla akademik hayatının zirvesine çıkmış ordinaryus prof( çakarlı makam arabası yoksa) aynı hız limitlerine tabii, aşırı heyecanlı, panik yapmaya elverişli karakterli biriyle sakin ve soğukkanlu tabiatlı biri aynı hız limiti, 5 yılda 10 kaza yapmış biriyle 50 yılda hiç kaza yapmamış biride aynı limitlere tabii. Saçmalık değilmi bu. Sadece emniyet mensubları ile çakarlı makam araba sahipleriyle hakim savcı tebaasına sınır yok. Diğer cezaar da öyle şahsa özel limitler olması lazım.

    • İnsan öldürmek ne zamandır günah olmaktan çıktı Alper bey. Konumuz günah değil mi yoksa. Yorumlarınız yazardan rol calıyor ama özü ıskalıyor.

  2. Sayın yazar sitenin sürekli okuyucusuyum, Adını andığınız bu şahsiyetlerin Ehl-i Sünneti tenkid dışında bir meziyetleri var mı? Konda’nın yaptığı araştırma sonuçları yayınlandı, dinsizlik artıyor, ateizim yayılıyor, ınançsızlık ayyyuka çıkmış, ahlaksızlık ve sefahet almış başını gidiyor, bu zat-ı muhteremlerin bu konularla ilgili bir dertleri var mı? Neden bunları konuşmuyorlar? Neden insanların imanına kuvvet verecek kitaplar, makaleler kaleme almıyor; konuşmalar yapmıyorlar? Yoksa bütün bu yürek yakan gelişmelerin sorumlusu olarak da cemaatleri mi görüyorlar?

  3. Yazara akıl veren ukalalardan biri de benim.
    Özellikle dini konuda yazanların bir de ilahiyatcilar ise sanki bütün litaratürü hatmetmişlerde Dine ve Müslümanlara ait her meselede bu güne kadar söylenmiş her görüşü ve o görüşlere ait bütün delilleri gözden geçirip nihai bir hükme varmışlar gibi konuşup yazmaya devam ettikleri sürece ben olmasam da başka ilkokul mezunları akıl vermeye devam edecektir.

CEVAP VER