İslam ve Sol Çalıştayı: Saadet Partisi’nin Perspektifine Dair Yeni Öneriler

1

Geçtiğimiz hafta geniş bir yelpazeyi bir araya getiren bir çalıştay gerçekleşti. İslam ve Sol çalıştayına hastalığıma rağmen üşenmeyip en azından bir oturum da olsa dahil oldum.

İhsan Eliaçık’tan Alper Taş’a, Nuray Mert’ten Sarp Kuray’a, Zeki Kılıçarslan’dan Tayfun Atay’a uzanan “sağlam” diyebileceğimiz bir kadro, iki gün boyunca, İslam ve Sol’un çizgilerinin üzerinden geçti.

Benim katıldığım oturumda Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Bakır’ın yaptığı bir toparlama aslında herşeyin özetini ortaya koyuyordu: Materyalizm’i Maddiyatçılık’la eş anlamlı kullanmanın eleştirisini haklı olarak yapan Bakır, solun idealleri ile İslam’ın idealleri arasındaki benzerliği vurguladı. Materyalizmin felsefesini, maddiyatçılığın pragmatizmi hatta makyavelizmi ile mukayese etti.
Bu köşeden sıkça vurguladığımız konu başlıkları ile de son derece uyumlu bir özetti neticede Deniz Bakır’ın söyledikleri.

İslam ve Sol deyince benim aklıma soğuk savaş dönemi geliyor. Türkiye tarihinin son 75 yılının ağırlığı soğuk savaş döneminde geçti. Bu dönemin ana ekseni anti-komünizm idi. “Bu Kış Komünizm Gelecek” histerisi ile ömrünü tamamlayan Celal Bayar’ı anımsamak lazım.

Erdoğan’ın “Cehape camileri ahır yaptı” söylemini ve bugünlerde dahi hala komünistleri hedef göstermesini de bir soğuk savaş sekeli olarak görmek doğru olur diye düşünüyorum.

Soğuk savaş anti komünizm propagandasının en önemli materyali komünistlerin dine karşı oluşu idi. Bununla beraber yine sıkça yapılan bir referans da, “komünizmde her şey ortaktır, komünizm gelirse eşleriniz de bundan pay alacak, ortak olacak” idi. Bu tür söylemler propaganda makinası içinde sıkça başvurulan argümanlardandı.

Tabii ki soğuk savaş artık bitti, ayrıca soğuk savaş dönemi komünizminin de bir alternatif olma özelliği bulunmuyor. Bütün bunlara rağmen şu bir gerçek ki, o dönemde elde edilen ezberler bugünlerde hala sağ popülizm için işe yarıyan birer replik olarak gündemde kalıyor.

(Bu vesile ile yarın kendisine tam sayfa yer ayırdığımız Mehmet Soysal’ın bugün kaleme aldığı satırları da anmadan geçmek olmaz. Konuyu Çin’e oradan bizim komünistlere taşıyan Soysal’ın hayal gücüne yetişmek mümkün olmasa da kendisine Çin’in politikasını mecliste sorgulamaya AKP-MHP Cumhurunun karşı çıktığını hatırlatmak da bize düşsün. Malum Hürriyet amiral olduğu için bu kabil haberlere sıcak bakmıyor (!) Soysal’ın Hürriyet’te dün yazdığı satırların her birini bir vesika olarak tarihe bırakarak konuya dönüyorum.)

Ben bu noktada İslam ile Sol arasında oluşturulan bu Amerikan malı nifakın genlerinin revize edilmesini önemsiyorum. Muhayyel bir sözde İslam yandaşlığını pazarlayan Amerikan malı sağcılığın Türkiye’de açtığı bu yarayı, bu travmayı es geçmek mümkün değil.

Kendisi de İmam Hatip kökenli olan Alper Taş’ın tane tane aktardığı başlıklar da Deniz Bakır’ın perspektifi ile benim bu çalıştaya gelirken zihnimde çoğalan yukarıdaki düşünceler arasında köprü hüviyetinde idi.

Alper Taş’ın başlıklar halinde sıraladığı konular şu şekilde idi:
1-Solun dindar halkla hiçbir zaman barışık olmadığı efsanesi.
2-Emperyalizm eliyle geliştirilen siyasal İslamcılığa karşı mücadele kazanılmadan Türkiye’nin eşit-özgür geleceği kurulamaz.
3-Devrimci siyaset, laikliği esas alır ve inanan / inanmayan herkesi, laikliği kazanma mücadelesine davet eder.
4-Söylenenin, iddia edilenin tersine esasen sol maneviyatçı, sağ ise maddiyatçıdır.
5-Sol-sosyalizm, kendi söylemini İslami söyleme indirgemez.

Her biri ayrı bir makale konusu olacak derinlikteki başlıkların hiç birine ne itiraz etmek ne de bu başlıkları birbirinden ayrı düşünmek mümkün.

Bu noktada ideolojilere ve ideolojik yaklaşımlara olan kuşkucu bakışıma rağmen Türkiye’nin 68 yıldır neredeyse kesintisiz sağ iktidarlarla yol alıp bugün geldiği noktaya baktığımızda, sağın geleneksel olarak sömürdüğü dinin ve dindarlığın belki de bundan sonra kendini yeniden tanımlamak zorunda olduğu gerçeği öne çıkıyor.

Abdüllatif Şener’in ifadesi ile; “Türkiye’nin tek antiemperyalist siyasetçisi Necmettin Erbakan”ın mirasçısı olarak 16 yıldır ülke yöneten AKP’nin neo-liberal vahşi kapitalist uygulamalara cübbe ve sarık giydirerek makyajladığında ortaya çıkan ucube durumunu en iyi yine İslam’a kendini en yakın hissedenler tasvir edebilecektir.

Yakın zamanda kaleme aldığımız yazıda belirttiğimiz gibi, Saadet Partisi’ni kendi alanını işgal eden AKP’yi bu alandan söküp atmak için gereken de tam bu çelişkinin açığa çıkarılması olacaktır.

Saadet Partisi sağın kodlarını yıllar itibariyle önce soğuk savaşın Amerikancı politikaları ile çizen soğuk savaş bitince de o kodları eskitinceye kadar tekrar tekrar kullanan bu siyasetin İslam ile ne denli zıt sonuçlara karşılık geldiğini anlatabilecek ilk mercidir.

AKP’nin MHP soslu yeni görüntüsünün sağın enva-yı çeşidinin tatsız tutsuz ve diş kıran taşlarla dolu bir tabak aşureden ibaret olduğunu ve bu aşure ile kimsenin karnının doymayacağı aşikar.

İhsan Eliaçık’ın sıkça kullandığı ifade ile yeryüzü sofrasının içinde ise bu aşurenin bayat ve sahte malzemelerine yer olmayacaktır.

Yazarın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/veysi.dundar.3344

https://twitter.com/VEYSDNDAR1

https://veysidundar.home.blog

1 YORUM

CEVAP VER