Din/Dindarlık Tartışmaları, Belirsizlik ve Kural ihlalleri

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Dindarlıkla ilgili araştırma bir hayli ses getirdi. Neden ses getirdi? Toplumda bir karşılığı olduğu için tabii ki de. Toplumun genelinde bir rahatsızlık var. Aslında söylenecek o kadar çok şey var ki. Umut Vakfı’nın yayınladığı bir raporda da şu bilgiler gün yüzüne çıktı:

Silahlı şiddet olayları son dört yılda %69 arttı. Bu bilgiler basında yer alan haberlerden oluşmuş, bir de basına yansımayanları var tabii. Başta Marmara bölgesi olmak üzere bütün bölgelerde artış var.

İstisnasız toplumun her kesiminden aynı rahatsızlık dillendiriliyor: ‘Nereye gidiyoruz? Gidişat iç açıcı değil…’

….

Bu yazıyı isterseniz yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

….

Toplumun iyi yere doğru gitmediği ortada. Malumunuz, bir ailenin suç örgütü gibi çalışması ve bunun ortaya çıkması da, aslında toplumun aynası.
‘Bu olumsuz gidişatı yavaşlatmak ve hatta durdurmak için neler yapılabilir’ diye zihnimize gelen soru karşısında vereceğimiz cevap da malum: Din…

Bu cevabı verdiğimizde de, karşımıza dindarlık ile ilgili araştırmanın sonuçları çıkıyor.

Resmi biraz netleştirelim:

  1. Dindar kökenlilerin uzun zamandır yönetimde/iktidarda olmalarına rağmen, toplumun geldiği nokta, dindarları da düşündürdü ve hatta durumlarını sorgulattı.
  2. Dindar olanlardan beklenen tevazunun olmaması, lüks ve israfın artması dindarların inandırıcılıklarını yitirmelerine sebep oldu.
  1. Dindarların yönetimde iken bunların yaşanması, dine ve dinin anlaşılması konusuna sorgulamaları arttırdı.

Dindar olsun-olmasın, toplumun bütün kesimleri bir şaşkınlık içinde aslında. Şaşkınlıkla beraber de bir belirsizlik hali var.

Neden belirsizlik.

Belirsizliğin sebebi, gelinen bu noktayı kimse kabullenmiyor. Dindarlar bile suçu kabullenmeyerek sürekli suçu başka yerlerde aramaya çalışıyorlar. Bunun sebebi var tabii. Sebebi de, devletin en üstünden en altına kadar, sürekli topluma sunulan ve kabullendirilmeye çalışılan düşünce.
Bu düşünce de, yeniden büyük Türkiye, ya da Neo-Osmanlıcılık…

Kabullenmeme gidişatı daha da kötü yapıyor, sebebi de, toplumdaki kamplaşma. Dindarların tutumlarında yanlışlıkları gören toplumun diğer kesimi de, Avrupa’dan ve dünyadan örneklerle, yanlışlıkları göstermeye ve ispatlamaya çalışıyorlar. İktidardaki ve toplumdaki dindarlar, toplumun diğer kesiminden gelen eleştiriler doğru bile olsa, kesinlikle kabullenmiyorlar. Kabullenseler, hem iktidar ve hem de toplumdaki din algısı sorgulanmaya başlanacak. Bunun kesinlikle olmaması gerekir. İşte bu yüzden, yanlış üstüne yanlışlar yapılmaya devam ediliyor.

Dindarların gerçeklerle yüzleşmesi de olmuyor, sebebi de malum, toplumun diğer kesiminin eline koz vermemek. Dindarlar, kendi içlerinde olduklarında, toplumun içinde bulunduğu durumdan rahatsızlıklarını konuşuyorlar pek tabii. Ama toplumun diğer kesiminden birinin olduğu meclislerde de, mutlaka ama mutlaka bir çıkış yolu bularak, olumsuzlukları olumlu gibi göstermeye çalışıyorlar. Hiç gösteremezlerse, ‘insanoğlu çiğ süt emmiş’ gibi cümlelerle olumsuzlukların her dönemde olduğunu ifade ediyorlar. Ve ‘en iyi savunma taarruzdur’ düşüncesi ile, geçmişi deşelemeye başlıyorlar. Yönetimde olanların ‘kazanımlar elden gidebilir’ söylemi de, dindarları korkutuyor ve yanlışlıklara sımsıkı sarılmaya devam ediyorlar. Ah be, şu korku duygusu nelere kadir…

Dindarların dindarlık tartışmaları, dindarlık araştırması sonuçlarını değerlendirmeleri de çok ayrı bir konu. Anlamakta zorluk çekiyorum. Çok farklı fikirdeki yazıları bile, özenle takip ediyorum. Sonrasında zihnimde oluşanlar şunlar:

Dindarlar, ya gerçeklerle yüzleşmek istemiyorlar, ya sosyoloji bilimini bilmiyorlar ya da biliyor ama kullanmak istemiyorlar, ya hala daha ‘biz en doğruyuz’ inancındalar, ya hayatı ve yaşananları gerçekten görmüyor ve anlayamıyorlar (bu da olabilir tabii, çünkü evlerde çocuklar farklı olup farklı düşünseler dahi, bunu saklıyorlar, çünkü korku denen bir imparatorluktan bahsediyoruz), veyahut yapılan hataları kabullenince İslam’a leke geleceğini düşünüyorlar, ya da din anlayışları onlara gizemli bir bakış açısı kazandırıyor ve gerçekten farkına varamıyorlar…

Dindarlık araştırması sonuçlarıyla ilgili yazılanları daha net anlatabilmek için, ben en iyisi futboldan örnek vereyim. Öyle daha iyi olacak. Neden mi? Çünkü konu din olduğunda, insanlar içlerindeki dini duygularından dolayı, anlatılanları dini duygularının eşliğinde dinleyerek huşu haline geçiyorlar. Bunu bilenler de, manzarayı çok güzel farklı gösterebiliyorlar.

Birincisi; şimdiye kadar herşey konuşuldu artık yaşamak lazım düşüncesinde olma. İnsanların İslam’ın güzelliklerini yaşamalarını engelleyen mi var, hele kendini dindar olarak tanımlayan 16 yıllık iktidar varken? Bunu futboldan şöyle örneklendirelim: Soyunma odasında taktikler veren antrenör herşeyi çok güzel anlatıyor, teoride herşey çok güzel. Ama takım maça çıkınca kaybediyor ve uzun süredir kaybediyor. Takım, teorideki taktikleri sahada oynayamıyor. Uzun süredir devam eden mağlubiyetlere rağmen hala daha ‘çok taktik verildi artık oynamak lazım’ denirse, bu hiç inandırıcı olur mu? Ya oyuncuları değiştirmek lazım, ya antrenörü, ya da takımı kapatmak lazım.

İkincisi; Kuran ve Peygamber’in haricinde kutsallıklar arayanlar, kutsal kanallar ve kişiler olduğunu sananlar. İslam diyor ki: Deliller; Kuran, sünnet, icma ve kıyas. Bu kadar açık ve net. Kural bu. Ama birileri çıkıyor ve bunlar haricinde kutsallık ortaya koyuyorlar. Kutsal kişiler (tarikatlar, mistik yapılanmalar gibi), kutsal kanallar arayanlar (Milliyetçilik, Kuran dışı vahiy arama gibi, kutsal kişilerin rüyaları gibi). Bunların yaptıkları ‘kural ihlali’. Yani kurala uymama. Bunu da futboldan şöyle örneklendirelim de, gençler de daha net anlasınlar: İslam kuralları koymuş, yukarıda ifade ettiğim gibi. Futbolun kuralı da ayakla oynanan bir oyun olması. İslam’ın kuralları haricinde davrananlar, futbolu elle oynamaya çalışanlar gibiler. Oyunun kuralı ayakla oynanması, bunu kalkıp elle oynadığınızda, bırakın çirkin oynamayı, oyun bile geçerli olmaz. Kasti elle oynamada, kırmızı kart cezası gerekir. Bütün bu düşüncedekilerin kırmızı kart cezası almaları gerekir, konu bu kadar açık.

Üçüncüsü; Dindarlar ‘çözüm odaklı bir sistem’ ortaya koyamıyorlar. Dindarlar, müslümanlar yüzyıllardır çıkmazın içindeler. Bu çıkmazda da sürekli birbirlerini suçluyorlar. Futbol takımı uzun zamandır kaybediyor. Bundan şikayetçi olan taraftarlar sonuç bekliyorlar. Ve her seferinde dindarlar, fotbolu oynayamamalarını, karşı takımın daha iyi oynamasıyla kaybettiklerini söyleyerek, duygu sömürüsü yapıyorlar. Sana ne karşı takımdan (Batı neyse ne, bizi biz ilgilendiriyor). Dindarlar çözümler üretemedikçe, takımın taraftarları da azalıyor ve başka takımlara meylediyorlar. Deizme kapılan gençlerin olması konusu, buna çok güzel örnektir.

İnsanlar, somut-ayakları yere basan, sonuç getiren-kurallara uygun-yaşanabilir; kısacası maçı kazandıracak çözümler istiyorlar.

Takım kötü oynuyor, takım kötü oynadıkça taraftar birbiriyle kavga ederek şiddeti arttırıyor, huzursuzluk had safhaya çıkıyor, ayakla oynanan oyunu elle oynayıp, bir de üzerine kurallar böyle diyerek cahillikler hele hiç kabul edilebilir değil…

Sizler şükredin ki, başka takıma meyledenler, sizi tribünlerden yuhalamıyorlar.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER