Endülüs nasıl oluştu (2) (Emeviler/Emevi Devleti)

3
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Geçen hafta dört halife döneminden yüzeysel olarak bahsetmiştim. Tekrar ifade edeyim, Endülüs’ü anlamak için geçmişin birikimini iyi tahlil etmek gerekir. Bugün de Emeviler Dönemi’ne yüzeysel olarak değineceğiz.

Dört Halife dönemindeki olaylardan bahsettiğim yazı için bir okurumuz, ‘Fedek’ arazisi konusunu da hatırlatmış, haklıdır da, önemlidir. Fedek arazisi tartışması, Hz. Peygamber’in miras bırakıp-bırakmaması konusu etrafında cereyan etmiştir. Fedek arazisinin miras bırakılması konusunda Hz. Fatıma ve Peygamber’in eşleri arasında tartışma çıkmıştır. Halife Ebu Bekir, ‘Peygamberler miras bırakmazlar’ hükmüyle, son kararı vermiştir.

Ancak benim bu konuya detaylı olarak değinmememin sebebi de şu: Daha büyük ve daha şiddetli, sonuçları bakımından bugünü etkileyen o kadar olay var ki, Fedek hurmalığı konusu, o olayların yanında biraz daha masum ve insani kalıyor.

….

Bu yazıyı isterseniz yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

….

İşlediğimiz konuları yoğun bir şekilde analiz etmek önemli ve gerekli. Ancak o aşama, binanın daha sonraki katlarının konuları. Ne demek istiyorum? Şimdiye kadar, Sahabe dönemi bizlere ve müslümanlara, allı-pullu, dini duygularla bezenmiş, sanki hiç olumsuz olay olmamış gibi sunuldu. Objektif olarak ele almakla temeli oluşturalım, sonrasında 1. ve 2. katları bina edelim, derin analizler bina yükseldikçe zaten oluşacaktır.

Muaviye’den bahsetmiştik. Onun Kuran sayfalarını mızrakların ucuna taktırarak ve aynı zamanda ‘hakem’ olayına gidilmesini sağlayarak yenilmekten kurtulmasından. Hz. Ali’nin hilafeti döneminde yaşanan bu olayla, Muaviye kendini topluma Hz. Ali ile eşit şartlarda olduğunu göstermiş oldu. Ve inanır mısınız, Muaviye’nin bu pervasız tutumuna karşı, toplumda geniş tabanlı bir tepki de oluşmadı. Ne kadar ilginç değil mi.

Emeviler Dönemi (661-750):

Emeviler dönemi ikiye ayrılır. Birincisi, Muaviye ve sonrasındaki dönem; ikincisi de Ümeyyeoğulları’ndan Mervan ve sonrasındakilerin geldiği dönem. Bu iki dönem de, ülke sınırlarının genişlemesi bakımından toprakların en uç noktalara kadar ulaştığı zamandır. Kuzey Afrika alınıp İspanya’ya kadar, Anadolu’nun yarısı ve Hazar Denizi’ne kadar, Aral Gölü’nden bugünkü Hindistan’a kadar.

Emeviler’in birinci döneminde iki isim öne çıkar: Muaviye ve oğlu Yezid.

Haricilerin Hz. Ali’yi şehit etmesiyle Muaviye’nin önü açılmıştı. Hz. Ali’nin oğlu Hz.Hasan ve Muaviye arasında çekişmeler başladı ve savaş durumuna kadar ilerledi. Hz. Hasan, müslümanların savaşla telef olmasını istemediği için Muaviye ile anlaşma yaptı ve ‘Halifelik’ten feragat etti. Böylece Muaviye halife olarak devletin yönetimini eline geçirdi.

Muaviye ile ‘Saltanat’ başlamış oldu. Yani yönetimin babadan oğula geçmesi. Aynı zamanda Muaviye ‘Mevali’ politikası ile müslüman dahi olsalar, Arap olmayanlardan vergi alınmasının önünü açtı. Aslında Muaviye ile ilgili o kadar söylenecek söz var ki, ben kısa kısa geçmeye özen gösteriyorum.

Muaviye kelimenin tam anlamıyla, yönetim, yönetimde kalma ve iktidarını uzatabildiği kadar uzatma konularında ‘her yol mübahtır’ düşüncesinde idi.

Onun zamanında ‘din devlet içindir’ ilkesi oluştu, yaygınlaştı. Yani dinin hayat için yaşanması yerine, Ulul Emr’e itaat ile din devlete itaat aracı haline geldi.

Ayrıca Muaviye kendi akrabalarını yönetime getirdi, ama kilit noktalara getirmedi ki, ileride kendisine alternatif güç olmasınlar diye. Tek güç olmak istediği için, önemli ve ağır kişilikleri hep dağıtmış ve yok etmiştir. Valileri uzun süre aynı bölgede tutmuyordu ki, o bölgede güçlenip kendisine karşı çıkmasınlar diye. Çünkü kendisi öyle yapmıştı. Ve işin çok garip tarafı, Haricileri bastırmak için de, Hz. Ali’ye tabi olanları kullanmıştı.

Muaviye’nin oğlu olan Yezid halife olduğunda, artık halifelik babadan oğula geçen sisteme dönüşmüştü. Onun döneminde de meşhur Kerbela olayı yaşanmıştır. Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi olayı.

Dikkat ettiniz mi, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin aynı düşünce ve bakış açısından dolayı, Muaviye’ye karşı koymadılar. Müslümanların birbirlerine düşmemeleri ve ikilik çıkmaması için. Ama buna rağmen oldu.

Erdemli insanların susmamaları, yapılan kötülüklere karşı tepki göstermeleri, işte bu sebeple çok ama çok önemlidir. Muaviye ve Yezid gibi tipler her dönemde olmuşlardır, olacaklardır ve insanları herşeyle kandıracaklardır, kandırıyorlar da.

Emeviler’in birinci dönemi genişleme açısından toprak kazanımı olsa da, müslümanların bölünmesi-ayrışması ve kanlı mücadeleler açısından tam bir felaket dönemi olmuştur. Bölünme ve ayrışma o boyutlara ulaşmıştır ki, ileriki zamanlarda ele alacağımız, birden fazla İslam Devleti ve Halifelik olacak kadar…

Emeviler’in ikinci döneminde Abdülmelik’in kardeşi Halife Ömer b. Abdülaziz’den bahsetmeden geçemeyiz. Düzgün kişiliği ve adaletli olmasıyla, kendisine ‘II. Ömer’ denmesine sebep olmuştur. Ancak O’nun adaletli tutumu müslümanların feraha ulaşmalarına yetmemiştir. Bunun sebebi de, kollektif bilinç ve kollektif hayat anlayışı dediğimiz, toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren ‘Erdemlilik’ her birey tarafından kabul edilip, uygulanan bir davranış olmadığı için.

Bütün bunları neden anlatıyoruz, bu konuları neden işliyoruz? Evet, Endülüs’ü anlamak için. Ama sadece Endülüs’ü anlamak için değil, aynı zamanda daha sonraki zamanları ve bugünü anlamak, analiz yapabilmek için.

Dört Halife Dönemi’ni yaşayanlar, Hz. Peygamber’i gören ve hatta O’nunla İslam’ın gelişine şahitlik eden Sahabelerdi. Emevi Dönemi’nde yaşayanlar da sahabelerdi. Hz. Peygamber’i görüp, O’nun neler yaşadığını, O’nun sorunlar karşısında nasıl çözümler bulduğunu gözlemleyen kişilerdi.

Bütün bunlara rağmen; Fedek arazisi konusunda, insan dediğimiz varlığın nasıl para ve mal arzusunda olduğunu gördük.

Bütün bunlara rağmen; halifelerin şehit edildiklerini, güç-iktidar hırsı-yönetme arzusu yüzünden neler yapabildiklerine şahit olduk.

Güç-iktidar hırsı sebebiyle dini nasıl devletin menfaati için kullandıklarını gördük. Dini devletin bekaası için alet ettiklerini gördük.

Müslümanım diyenlerin, insani zaafları yüzünden nasıl birbirlerini katlettiklerini ve o kadar ayet ve hadise rağmen, haklı çıkmaya çalıştıklarını görmüş olduk.

Hz. Peygamber zamanında oluşan, hayata ve dünyaya bakış vizyonunun nasıl yerle bir edildiğini  gözlemledik.

Velhasıl insan denen varlık hep aynı insan. Çok eski zamanlarda da aynıydı, dün de öyle, bugün de aynı.

O zamanlar yaşanan akrabaları kayırma, akrabacılık-kavmiyetçilik; bugün mezhepçilik, dini grupçuluk, cemaatçilik, particilik halini aldı.

Dört halife zamanı ve Emeviler döneminde bunlar yaşandıysa, daha sonraki zamanlarda ve hatta bugün para-mal-mülk, güç ve iktidar için insanların neler yapabileceğini varın siz düşünün….

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

3 YORUMLAR

  1. “Endülüs nasıl oluştu” yazı dizinizle sanırım tarihe ışık tutma amacındasınız.

    Fakat verdiğiniz bilgiler ve yaptığınız yorumlarla; “Sahabi” dediğiniz insanlar, insan üstü varlıklar değildi, onlar da bizim gibi normal insanlardı, insani zaafları vardı gibi vurgular yapmaktasınız.

    Sayın Eskicioğlu,
    Elbette ki ‘ Sahabiler” insandı, insan üstü varlıklar değildi. İsmet sıfatları yoktu, üstelik onlar da bizim gibi imtihana tabi idi. Dolayısıyla günahları da olabilir. Fakat onların günahkar olmaları demek onlar değersizdi demek anlamına gelmez Acaba Peygamberler ve Sahabiler dışında, dünyada ya da kendi toplumlarında hüsn-ü kabül gören insanlar hatasız ve günahsızlarmıydı? Hayır ve asla. Ama kabül edelim ki o insanlar mükemmele daha yakın insanlardı. İşte ” Sahabi Efendilerimiz” de günahları olabilmekle birlikte Peygamberlerden sonra mükemmele en yakın insanlardır. Bizim, onlardan kendimize önder kabül edebileceğimiz çok insan vardır. Onlar, Peygamberlerden sonra başımıza tac edeceğimiz insanlardır.

    İzninizle size bir soru sorayım. Yarın mahşerde ameller tartıldığında %51’i iyi, %49’u kötü olan bir insan cennetlik midir cehennemlik midir? Cevabınızı siz düşünürken ben cevap vereyim: Elbette cennetliktir.

    Şimdi %49’u kötü olan bir insan cennetlik oluyorsa biz kalkıp da ne hadle, Peyygamberlerden sonra insanlığın en şerefli tabakası olan Sahabiler hakkında ileri geri serd-i kelam ediyoruz, aman canım onlar da bizim gibi insandı, çok abartmaya gerek yok kabilinden istifhamlar oluşturmaya çalışıyoruz . Unutmayalım ki, sahabi efendilerimiz Peygamber Efendimizin arkadaşlarıdır. Onlardan bahsederken, önce şöyle bir edep tavrını takınalım. Unutmayalım ki Sahabi Efendilerimiz, kendilerinden sonra gelen tüm müslümanların işlediği sevaplardan hissedardırlar. Peki bu durumda aramızda var mı onların mertebesine yetişecek olan?

    Sayın Eskicioğlu,
    “SAHABİ” kelimesi bu millet ve bu ümmet için bir moral değerdir. Bu milletin sair moral değerleri ile birlikte “Sahabi” moral değerini de yıkmaya çalışmak, şuurlu düşmana şuursuzca yardım etmektir.

    Unutmayalım ki, yarın huzur-u iahi’de, hakkında ileri geri konuştuğumuz insanlar bizden davacı olacaklar.

    Saygıyla, sevgiyle ve bilgiyle kalın.

  2. Musa Aydın haklı. Allah Teâlâ, ashabı Rasulü’ne yardımcı kıldı. Onlar malları ve canlarıyla İslam davası için mücadele verdiler. Her Müslüman onlardan bahsederken saygı ve sevgi çerçevesinde bulunmakla mükelleftir. Tevbe 100. ayette şöyle buyurulmuştur:
    “(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.”
    Allah rızasına talip olan sahabeye tâbi olur. Aşırılığa kaçıp onları kutsallaştıranları uyarmak için Kur’ân ve Sünnet’te yeterince malzeme bulunabilir.

CEVAP VER