Ev Kadınlarının Siyasal İslamcılarla Kesişen Hayatı

0

AKP’nin kendisine soramadığı soruların en birincisi hiç kuşkusuz memleketin okumuşlarından neden oy alamadığıdır. Hatta iş o noktaya geldi ki, memleketin okumuşlarının bir kısmının tası tarağı toplayıp ülkeyi terk ettikleri konuşuldu. Konuşmanın ötesinde rakamların da doğruladığı bariz bir durum aslında bu.

Memleketi terk eden insanların belki de en kalibreli, en eğitimli, ülkenin kaynaklarını en çok tahsis ettiği insanlar olduğu bir durum ile karşı karşıya kaldık.

AKP bu duruma genel olarak devekuşu tepkisi verdi. Başını kuma gömerek yokmuş gibi yaptı. İşine gelen bu yapının düzelmesi için değil de bir taraftan kendince doğrulanması için çabaladı. Üniversite hocalarından cehaletin ferasetine övgüler mi duymadık. Ankara’ya belediye başkan adayı olacak kadar kendine güvenen politikacıların üniversite mezunlarını hor gören demeçlerine mi rastlamadık. En samimisi ise eğitim düzeyi arttıkça daha az oy alıyoruz diyen siyaset ehli tavrı idi.

Tüm bu tepkilerin arka planında aslında AKP ekonomik modeli gizli. İnşaat rantını büyüterek var olan ekonomi bu ranttan artırabildiği ile toplumun kendine yatırım yapmayan kesimini sürekli devlet yardımları ile ayakta tuttu. Bunca muhtar senede yüz kere neden toplanıyor sanıyoruz?

Muhtarların toplanma sebebi herhalde onlardan vekil, bakan, elçi devşirmek değil. Muhtarların görevi sosyal yardımlara dayalı AKP ekonomi politiğini kaim kılmak. Toplumun sosyal yardıma sırtını dayayan kesimi ile AKP arasındaki bağı hep korumak.

“Biz gidersek, aç ve açıkta kalırsınız” endişesinin hep güçlü tutulması gerekiyor.

Devletin sosyal yardımlarını partinin propagandası haline dönüştüren bu regülatörün sürekli çalışır olması gerekiyor.

Sosyal yardımların gerekliliğine kimse itiraz etmez ama bir toplumda bunun makul bir oranda kalması gerekir.

AKP sosyal yardımları toplumun öyle geniş bir kesimi için var kıldı ki, bu durum artık Türkiye’de bir grup insanın çalışma hayatını aklından bile geçirmemesini olanaklı kıldı.

İnsan eşrefi mahlukat ve aynı zamanda Homo Economicus yani akılcı bireydir.
İnsanın bu temel özelliğini ciddi biçimde sorgulayan bir model ile köyler boşaldı, köyler kasabaya tahvil oldu. İnsanlar tavuğu bile çarşıdan alır oldu köylerde.
Bu dönüşümün insanda en kolay zaaf olan o nefsani tembelliğe hitap ettiğine şüphe yok.

AKP’nin varlık sebebinin ve sonsuz başarısının ona ideolojik olarak bağlanan kitlelerden değil sosyal yardımla nötrleştirilmiş geniş kitlelerden geldiğini anlamak için 24 Haziran seçim sonuçlarını yorumlayan İpsos anketine bakmak yeterli.

AKP 15 milyon ev kadını oyu ile bütün seçimlere 15 milyon oy önde başlıyor. 15 milyon farkı kapatmak çok zor. Türkiye’deki seçmen yaşındaki 30 milyon kadının 23 milyonu kendine ev kadını dediği sürece ve değirmen suyu bulduğu müddetçe AKP bu taban ile sonsuza kadar ülke yönetebilir aslında.

AKP’nin kadınlara, yaşlılara ve ülkenin ortası, doğusu ve güneydoğu’nun hububat üretici çiftçisine dayalı iktidarının tavanında ise yazının girişinde yer alan kesimin huzurunu kaçıran bir gölge var.

İktisadi alandaki başarısızlığa, neo liberal vahşi kapitalizme karşı ağır mağlubiyete, AVM-Plaza-Rezidans gölgesindeki camilere talim etmeye razı olan bu gölgenin sahipleri bir hayalin tantanası ile aslında AKP’nin İstanbul’un kıyı şeridinde neredeyse üçüncü partiye düşmesine sebep oluyorlar.

Siyasal İslam retoriğini elden hiç düşürmeyen bu kesimin AKP tarafından hoş görülen şedit dilinin ve AKP ile hiç kesilmeyen bağlarından daha gerçek bir kanıt olabilir mi, AKP’nin pasta kaymağı yeniyor dediği yörelerdeki yenilgisine. Oysaki en çok ıslak hamburgerdir buralardaki gıda.

Abdurrahman Dilipak’ın sadece “siyasi başarıyı nasıl elde ederiz?” konulu diskurlarından ibaret olan eleştirilerini kazıdığınızda Yeni Akit’in en trol takipçisinden başkası çıkmaz karşınıza.

Sözde eleştiri, özde siyaset tanzimi olan yazıları sadece AKP’lilerin okuduğunu sanan safdiller bilsin ki AKP ile siyasal İslamın bu anakronik mümessilleri arasındaki gönül bağı devam ettiği müddetçe AKP’nin İstanbul’un kıyılarına yaklaşma şansı bulunmamaktadır.

İnşaat ekonomisine dayalı sosyal yardım düzeninin, sadaka ekonomisinin başarısını kendi hanesine yazacak kadar siyaseti ve iktisadiyatı algılamaktan uzak kalan bu kesimin bu model üzerinden karşı tarafa yaptığı atışların tek bir neticesi oluyor: Karşı safta kalenin boyu büyüyor, duvarı kalınlaşıyor.

AKP’nin tarih okumasındaki ağır hatası onu ideolojinin olmadığı bir çağda ideoloji siyasetine mahkum etti. Türkiye’yi de hiç hak etmediği bir ayrışmaya tabi tutan bu ideoloji siyasetinin yanına yedek oyuncu olarak bir de milliyetçilik sosu alması ile aslında takım tamamlandı.

Bir zamanlar bir dizi vardı : “Desperate Housewives” diye. Çaresiz Ev Kadınları’nın Türkiye versiyonunda bu kadınlardan alınan oy ile dünyaya İslam’ın bayrağını taşıma hayali kuran zamanı şaşırmış bir kadro söz konusu.

Bu kadronun AKP’nin tüm vizyonunu kendi hesaplarına aktararak siyasetteki tıkanmaya ve oradan iktisadiyata ziyan vermeye yol açtıklarını anlamak için büyük oyunu görmeye gerek yok. Az çok kıraat etmek kafi.

Türkiye’de varlık nedenini kaybetmiş olan siyasal İslamcı kadroların bunu anlamamalarının acısını hep beraber çekiyoruz.
Zararın neresinden dönsek iyi demişler.
Yine de denemeye değer.

Yazarın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/veysi.dundar.3344

https://twitter.com/VEYSDNDAR1

https://veysidundar.home.blog

CEVAP VER