Rahatsızlıkları dile getirmek, güç-korku sisteminde seçimler

1
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Türkiye’de gazetecilik yapanları, köşelerinde makalelerini yayınlayanları kıskanmıyor değilim. İmkanları çok olduğu için, olayları değerlendirmede daha fazla veri kullanabiliyorlar. Sokağın nabzını tutma, kulisleri dinleme, partilerin yöneticileriyle konuşma gibi. Şirin Payzın ve köşe komşum Veysi Dündar bu kişilerden ikisi. Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu ile söyleşilerini de dikkatle takip ettim.

Olayları uzaktan takip etmenin avantajı da, büyük resmi görebilmek ve ülkenin içindeki atmosferden etkilenmeden analizler yapabilmek oluyor.

Seçimlere doğru hızla yaklaşırken, muhalefetin ve iktidarın durumu daha da netleşiyor. Netleşiyor ama ülkemize has özellikler sebebiyle, bu netliği flulaştırma gayreti de bir hayli fazla.

…..

Bu yazıyı isterseniz yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

…..

Ülkemize has özellikler derken, aslında her ülkenin, her milletin özellikleri bunlar, ancak ülkemizde biraz daha fazla. Tarihsel birikim ve bu birikimin kültürel kodlara etkisi ve aynı zamanda toplumdaki her birey tarafından da yapıldığı için normalleşmesi.

Nasıl normalleşme, şöyle örneklendireyim. Fanatik boyutta futbolla ilgilenen bir grubun içinde olduğunuzu düşünün. Futbolla abartılı şekilde ilgili olduklarını o kişilere gösterip, anlatamazsınız, çünkü hepsi de öyledir ve bunu algılayamazlar. Çünkü bu davranış şekli onlar için normaldir. İşte aynı böyle bir normallik, kastettiğim.

Uzun zamandır rahatsızlıklar dile getiriliyor. Kimi zaman özel ev sohbetlerinde, kimi zaman köşe yazılarında. Ama iktidar ve iktidara yakın olanlar tarafından görülmek istenmeyen, görülse de ‘gülüp geçilen’ ifadeler olarak kalıyorlar.

Görülmek istenmiyor, çünkü dönen çarkları rahatsız ediyor.

Gülüp geçiliyor, çünkü ciddiyetsizlikle beraber ‘öteki’ni önemsememe davranışı hakim.

MHP ile yapılan ittifak sebebiyle, birçok şehirde rahatsızlıklar arttı. Bu rahatsızlıklar da yüksek sesle dillendiriliyor. MHP ile yapılan ittifaka zarar vermemek adına, Ak parti kendi tarafında olanları kırmakta beis görmüyor. Aslında bu çok da yadırganacak bir durum değil. Uzun zamandır uygulanan bir davranış şekli. Partinin içindeki ağır topların etkisiz hale getirilmeleri ve belediye başkanlarının görevden alınması, hep bu davranış şeklinin tezahürleri. Ak parti sanki kaliteli insanları öğütme makinasına dönmüş durumda.

Rahatsızlık alanları da arttı: Ekonomi, Konda’nın araştırması ile gün yüzüne çıkan dindarlık sonuçları ve toplumda var olan ‘insanları önemsememe’ yaklaşımı…

Birçok Ak partili artık bunları daha fazla fark ediyor ve ifade etmekten de çekinmiyor. Yeni Şafak’ta son yazısını kaleme alan Aydın Ünal da son örnek.

Denge politikası gütmeye çalışan Yeni Akit gazetesini de unutmamak gerek. Hitap ettiği kesim sebebiyle tam eleştiri yapamayan, ‘hakkaniyetli olma politikasını’ da bırakamadığı için dengeleri gözeterek eleştirilerde bulunan ama herşeye rağmen Güc’ün yanında olmaktan haz alan…

Evet, güç önemli. Özellikle ülkemizde çok daha önemli. Güç ve korku, birbirinden ayrılmayan, sürekli birbirlerini destekleyen, toplumun her alanında çok etkili olan iki kavram.

Güç önemli, çünkü insanımız, güçleninceye kadar aşağı çekmek için uğraşır; ama güç tescillendikten sonra da, o güce hayran kalır ve yanından ayrılmaz. Zaten 16 devlet de bu özellik sebebiyle kurulup, yıkılmamış mıdır?

Ak Parti şu an gücün sahibi. Bu güç sebebiyledir ki, eskiden Ak parti ile uzaktan yakından ilgisi olmayanlar, bugün en hararetli Akpartililerdir.

Güç beraberinde imkanları da getiriyor tabii ki de. Bu imkanlar, büyük bir grubu doyuruyor. İhaleler, iş imkanları, reklamlar, şirketler, daha neler neler. Bu zenginliği paylaşanlar, yanlışlıkları görmeyen kesim. Görememekten bahsetmiyorum, isteyerek ve bilerek görmüyorlar. Medyada yazanlar-çizenler, TV programları yapanlar da bunlara dahil. Çünkü ‘ekmek kapısı’, bu kadar basit.

Peki bu kesim ellerindeki imkanları kaybetmemek için nasıl bir politika izliyor?

Eveet, orada da KORKU devreye giriyor. Az önce ifade ettiğim Güç-Korku ikilisi. Nimetleri kaybetme korkusu içinde olanlar, korkunun ne demek olduğunu en iyi bilenlerdir. İşte bu kesim de, topluma sürekli korku salarak yanlışlıkların ortaya çıkmasını engellemeye çalışıyorlar.

Saadet lideri Temel Karamollaoğlu’na çok teşekkür ediyorum.  Neden mi? Çünkü röportajlarında bu korkuya değindiği için.

Temel Bey neler söylemiş bir bakalım:

“İş çevrelerinde, esnafta, sendikalarda, bürokraside, her yerde korku var”.

“AK Parti Türkiye’de bir korku imparatorluğu oluşturdu, ama aslında kendisi korkuyor”.

Bu korku imparatorluğu var olan korkular üzerine bina edildi. Dini, kültürel, genetik kodlarımıza işlenen korkular artık habituslarımız haline geldi ve bizi oluşturan değerler gibi algıladık.

Nedir bunlar:

Yaratıcı, cehennem, günaha girme korkuları; ebeveyn-aile korkusu; çevre ve sosyal yapının uyguladığı korkular (kınama, dışlanma gibi); insanların hayatlarında önemli dönüm noktaları olan sınavların korkuları ve işsiz kalma korkusu; toplumdan dışlanarak evlenecek biri bulamama, evlenince mutlu olamama, sosyal yapı oluşturamama korkuları ve diğerleri.

Korku beraberinde hep güç noktalarını da oluşturdu.

Devlet olmayıp dışarda kalma korkusu, devlete bağlılığı; dini alandaki korkular dinsel güç şahsiyetlerini, ebeveynin ve sosyal yapının güç merkezi olması; işsiz kalmama için üstlerin gücünü abartılı güç görme gibi.

Korktukça güce bağlanma arttı, güce bağlanma arttıkça korkular. Korkuları en çok kullananların aslında en çok korkanlar olduğunu duysak da, ‘yeter’ diyemedik.

Bu yüzden ‘HAYIR’ diyebilmek çok önemli. ‘Yeter’ ve ‘Hayır’…

Hayatımızı kendi ellerimizin arasına almak istiyorsak, ki hesabını kendimiz vereceğimiz için almalıyız. Bu yüzden de, kendini kutsal gibi göstermeye ve toplumda korku salmaya çalışanlara da açıkça ‘yeter’ ve ‘hayır’ diyebilmeliyiz. Bunlar kimler olursa olsun…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

1 YORUM

  1. Doğrusunu isterseniz, söylenecek pek bir şey kalmamış. Doğruyu doğru zamanda ve doğru bir şekilde anlatmışsınız.Korku imparatorluğu üzerine kurulu bir düzen hepsinin işene geliyor.

CEVAP VER