Emekli müftü Mehmet Gündoğdu yazdı: Dünyada korumalarımız, ahirette tanıklarımız, melekler

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun.

Dünyada korumalarımız, ahirette tanıklarımız, melekler

Her zaman, her yerde, hemen yanı başımızda, hayatı paylaştığımız Allah’ın görünmez kullarının var olduğunu biliyoruz ve inanıyoruz.

Bunlar, melekler ve cinlerdir.

Onları tanıyor muyuz?

Tanıyorsak ne kadar tanıyoruz?

Tanımıyorsak geç kalmış sayılmayız.

Gelin şimdi tanışalım.

Aslında biz burada iman esaslarını teker teker ele alıyoruz.

Allah’a imanı, tevhid konusunda işledik.

Şimdi sırada meleklere iman var.

Melekleri yazarken Allah’ın diğer görünmez kullarını da  (Cinleri ve cinlerden olan Şeytanları) yazalım istedik. Böylece üç bölümden oluştu.

Biz bu varlıkları göremesek de, onlar yakınlarımızda bir yerlerde varlar.

Bu hayattaşlarımıza biraz daha yakından bakalım İstedik.

Buyurun okuyalım.

MELEKLER 

A-Tanım

Arap dil  uzmanları, “ملك – melek” sözcüğünün kökeni ile ilgili olarak iki farklı görüş beyan etmişlerdir.

Birinci görüşe göre; “Melek” çoğulu  “melâike” sözcükleri, “elçi göndermek” anlamına gelen  ؤلوك “ulûk” kökünden türemiştir. Türkçede de “ulak” şeklinde ifade edilir.

İkinci görüşe göre; kuvvet, yönetim gücü” anlamındaki “ملك – melk” kökünden türemiştir.

“Mülk, milk, malik ve melik” sözcükleri de bu kökten türemişler ve anlamlarını da bu kökten almışlardır.

Kur’an’daki  “melek ” ve “melâike” sözcükleri, her iki kökten de türemiş ve türediği kökün anlamına göre farklı manalarda kullanılmıştır.

Mesela, Harût, ile Mârut hakkındaki Bakara sûresinin 102. ayetinde geçen “melekeyni” (İki melek) sıfatının  okunuşu, birinci görüşteki (elçi göndermek) manasındadır.

Bazı kıraat imamları tarafından “ Melikeyni ” şeklinde okunarak, ikinci görüşteki manayı (İki güç sahibi, İki Melik) ifade eder. Bazı müdekkik tefsir ve kelam alimleri bu manayı esas kabul etmişlerdir.

Terim olarak “melek” sözcüğü;  Nur’dan yaratılmış, Allah’ın bütün emirlerine uyan, O’na asla isyan etmeyen yaratılmışları ifade etmektedir.

“Uluhiyet”, Allah’ın, kâinattaki tasarruf ve hâkimiyetidir. Uluhiyet ile her şeyi kendisine ibadet ve itaat ettirmesi anlamına gelmektedir.

Rububiyet” ise, Cenab-ı Hakk’ın her zaman her yerde her mahluka muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye ve tedbir etmesi ve malikiyyet (yönetim, idare) ve besleyicilik keyfiyetini ifade eden bir terim, bir isimdir.

B-Tarihçe

Meleklerin ne zaman yaratıldığı bilinmemektedir.

Ancak Kur’an-ı Kerim’de meleklerin, Âdem’in yaratılışından önce mevcut bulundukları ve Allah’ın hitabına mazhar olup bizzat O’nunla konuştukları anlaşılmaktadır (el-Bakara, 30-34; el-Hicr, 28-29).

Meleklere Hz. Âdem’in önünde saygı ile eğilmelerini emreden Allah (Bakara, 30),

Hz. Âdem’e de melekleri selâmlamasını emretti ( Buhârî, İsti’zân, 1).

Böylece bizzat Rabbimiz tarafından tanıştırılan insanoğlu ile melekler arasında karşılıklı tanışıklık ve sevgiye dayalı bir yakınlık oluşmuştur. (Selam sevgi demektir)

İslamdan önce Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi vahye dayanan dinlerde de melek inancı vardır.

C-Meleklere İman

Kur’ân-ı Kerîm’de (el-Bakara, 285; en-Nisâ, 136) ve tevâtür derecesine ulaşan hadislerde;

Allah’a imandan sonra ikinci sırada meleklere İman, İslam dininin inanç esasları arasında yer almaktadır (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 1).

Meleklere inanmadıkça mü’min olunmaz. İslam dininin inanç esasları açısından olmazsa olmazlarındandır.

D-Meleklerin Mahiyetleri 

1-Melekler hangi maddeden yaratıldı?

“Melek”lerin hangi şeyden yaratıldığı hakkında Kur’ân’da bilgi verilmemiştir.

Fakat Kütüb-ü Sitte’den Sahih-i Müslim ve Müsned-i Ahmed b. Hanbel’de yer alan bir rivâyette, meleklerin “nur”dan yani ışından/enerjiden yaratıldığı nakledilmektedir.

Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Melekler nurdan, cinler alevli ateşten, Âdem ise size (Kur’an’da) tarif edildiği üzere (balçıktan) yaratılmıştır.” (Müslim, Zühd, 60).

2-Meleklerin özellikleri

Kur’an’da melekler, “el-melâiketü’l-mukarrebûn” tamlaması ile  adlandırılmıştır.  (ez-Zümer, 75; el-Mü’min, 7; el-Hâkka, 17; en-Nisâ, 172)  Bu manada melekler, Allah’ın ulûhiyyet makamına yakın kullarıdır. 

Kur’ân’dan öğrendiğimize göre, diri ve akıllı olan, her şekle girebilen meleklerde cinsiyet, şehvet, yeme-içme ihtiyacı ve insanlardaki kötülük işleme gibi özellikler yoktur.

Kur’anda görevleri icabı iri cüsseli ve güçlü oladukları belirtilmiştir. (Hûd, 69-70; ez-Zâriyât, 24-28); (en-Necm, 5; et-Tahrîm, 6; et-Tekvîr, 20).

Meleklerin güçlerini temsil eden ellere (el-En‘âm, 93) ve  birden fazla   “cenâh”a, (çoğulu ecniha) (Fâtır, 1) sahip bulundukları bildirilmiştir.

Âyette geçen “cenâh” (çoğulu ecniha) kelimesi “uçan yaratıklar için kanat” anlamına geldiği gibi “taraf, yan, el” ve mecazi olarak “kudret” mânalarına da alınabilir.  Ancak meleklere nisbet edildiğinde bu kelimenin mahiyetini ve niteliğini kesin olarak bilmek mümkün değildir.

Allah tarafından kendilerine verilen görevleri eksiksiz yerine getirmekle yükümlü olan meleklerin günah işlemedikleri ve mâsum oldukları yönünde âyetlerde ifadeler  bulunmaktadır. (en-Nahl, 49-50)

Onlar, onurlandırılmış kullar olarak söz ve davranışlarında Allah’a isyan etmezler ve sadece O’nun emirleriyle hareket ederler (el-Enbiyâ,26-27).

Melekler bu özellikleriyle itaatsizlik gösterebilen cinlerden ve insanlardan ayrılmaktadırlar.

3-Meleklerin ibadetleri

Meleklerin,  yaratılmış diğer varlıklarla birlikte sürekli;

Allah’ı yüceltme (tesbih etme);

O’na secde etme (el -A‘râf, 206; er-Ra‘d, 13; el-Enbiyâ, 20);

Allah’ın emirlerine âmâde olup onları yerine getirme (en-Nahl, 49-50; et-Tahrîm, 6);

Peygamber’e salât ve selâm getirme (el-Ahzâb, 56);

Müminler  için dua ve istiğfarda bulunma (el-Mü’min, 7-9; eş-Şûrâ, 5);

gibi ibadetleri vardır.

E-Kur’an da ve Hadislerde,  Meleklerin isimleri ve Misyonları            

Kur’anda türlerini ve sayılarını Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği (el-Müddessir, 31) belirtilen meleklerin;

1-Allah’ın tabiat ile münasebetleri,

2-Allah’ın Peygamberlerle münasebetleri,

3-Allah’ın insanlarla münasebetleri,

4-Ahiret aleminde görevleri açısından çeşitli isimleri ve misyonları olduğu anlaşılmaktadır.

Allah’a teslimiyetin sembolü olan melekler;

Fizîkî âlemde, varlıklar ile (zaman ve mekândan münezzeh) ulûhiyyet makamı arasında köprü vazifesi görmektedirler.

Yüce Allah’ın başta Uluhiyet ve Rubûbiyetinin ve diğer isimleri ve sıfatlarının tecellilerini,  bir çok hikmete binaen melekleri vasıtası ile gerçekleştirmekte olduğu Kur’anda haber verilmektedir.

1-Allah’ın tabiat ile münasebetleri açısından, meleklerin isimleri ve misyonları

Kur’an’da yerde ve gökte Allah’ın ordularının bulunduğu (el-Feth, 4, 7) ve meselâ gök gürültüsüyle beraber meleklerin de Allah’ı tesbih ettiği (er-Ra‘d, 13) vurgulanırken, tabiatın yönetiminin melekler vasıtasıyla Cenâb-ı Hakk’ın kontrolü altında olduğuna işaret edilmektedir. 

a-Mîkail  

Rüzgârın estirilmesi ve yağmurun yağdırılması gibi tabiat olaylarıyla görevli melektir.

İsmi bir âyette geçen (el-Bakara, 98) Mîkâîl, hadislerde rızık ve rahmet meleği olarak tasvir edilmiştir (Müslim 770/200).

b- İsrafil,

Kur’ân-ı Kerîm’de kıyametin kopması ve âhiret hayatının başlaması sırasında sûra üflenme hadisesinden (en-Neml, 87; ez-Zümer, 68) ve yeniden dirilişi haber veren bir çağırıcıdan (Kāf, 41; el-Kamer, 6) söz edildiği halde bu işle görevli meleğin adı anılmamıştır.

Ancak hadislerde söz konusu duyuruyu yapacak olan (sûr’un üfürülüşü) İsrâfil’in adıyla zikredilmektedir. (Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 200)

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Sûr’a üfürülünce, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince birden onlar ayağa kalkmış bakıyor olurlar.” (Zümer, 68).

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Allah göklerle yeri yaratmayı bitirdikten sonra Sûr’u yarattı ve onu İsrafil’e verdi…”

(Taberî, Camiu’l-Beyan 16/25, Kurtubî, el-Camiu Li Ahkami’l-Kur’an 13/239, İbni Kesir Ölüm Ötesi Tarihi 171, Ebu Ya’la).

c- Arş’ı Taşıyan Melekler

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

 “Arş’ı yüklenen ve O’nun çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ile tesbih eder, O’na iman eder ve iman edenler için de istiğfar ederler.” (Mü’min, 7).

“Melekler onun (göğün,arşın) etrafındadır. O gün Rabbinin Arşı’nı üstlerinde sekiz (melek) yüklenir.” (Hâkka, 17).

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buna dair şöyle buyurdu:

“Allah’ın Arş’ını taşıyan meleklerinden birisi hakkında bahsetmeme izin verildi…” (Ebu Davud, 4727). 

d-Dağlarla Görevli Melekler

Allah’ın dağlar üzerinde tasarruf ve idare ile görevlendirdiği melekler vardır.

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nübüvvetin 10. yılında kendisini Kureyş müşriklerinin zulmüne karşı koruyan amcası Ebu Talib’in  vefatı üzerine; himayesine gireceği birilerini aramak için Taif’e gitmişti.

Aradığını bulamayan, üstelik ayak takımının taşlarına hedef olan Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzgün bir halde geri dönerken, Cebrail (Aleyhisselam) tarafından karşılanmış ve Allah’ın ona, dağlar meleğini gönderdiğini bildirmiş, dağlar meleği de ona, kendisine emrederse iki dağı onların üzerine kapatıvereceğini söylemiştir. (Buhari, 3042, Müslim, 1795/111).

2-Allah’ın Peygamberlerle münasebetleri açısından, meleklerin isimleri ve misyonları

Allah’ın Peygamberlerle münasebetleri misyonunu eda eden tek görevli melek Cebrail’dir.

Cebrail,

Cebrail, Kur’an’da kendi adıyla üç defa zikredilen (el-Bakara, 97, 98; et-Tahrîm, 4) ve çeşitli âyetlerde “ruh” ve “resul” gibi sıfatlarla anılan, peygamberlere vahiy getirmekle görevli melektir.

Allah ile Peygamberleri arasında vahiy memurluğu yapan büyük meleklerden biri olup Allah’ın en değerli yarattığı kullarındandır. Allah’tan aldığı vahyi Allah’ın dilediği nebi veya rasule indirir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“De ki: Cebrail’e kim düşman ise şunu bilsin ki, Allah’ın izniyle Kur’an’ı senin kalbine, önce gelenleri tasdik edici, bir hidayet ve mü’minler için bir müjde olarak o indirmiştir.” (Bakara, 97).

“O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi indinde itibarlı bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür. O, orada sayılan, güvenilen (bir elçi)dir.” (Tekvir 19, 21).

Cebrail (Aleyhisselam)’ın Ruh, Namus, Ruhu’l-Emin ve Ruhu’l-Kudüs diye isimlendirildiği de ayet ve hadislerle bilinmektedir. (Şuara, 193, Nahl, 102, Nebe, 38, Buhari, 147, Müslim, 160/25).

Medine’ye gelişi ile şehri şereflendiren sevgili Peygamberimiz bir gün oturmuş ve yanından hiç ayrılmayan dostları ile sohbet ediyordu. Aralarında, daha sonra müminlerin ikinci halifesi olan Hattâb oğlu Ömer de vardı.

Uzaklardan gelen birisi ilişti Hz. Ömer’in gözüne. Simsiyah saçları ve giydiği kar beyazı elbisesi ile bu gelen tanıdık birisi değildi. Uzun yoldan gelmiş gibi bir hâli de yoktu. Yaklaştı ve sevgili Peygamberin yanına oturdu. Dizini onun mübarek dizlerine yasladı ve ellerini onun uylukları üzerine koydu.

Sahâbenin meraklı bakışları arasında kutlu Elçi’ye sordu: “Ey Muhammed, İslâm nedir?”

Allah Resûlü anlattı. Yine sordu: “İman nedir?” Efendimiz açıkladı. İhsandan, kıyametten ve kıyamet gününün işaretlerinden konuşuldu.

Derken yabancı, edebince müsaade isteyip oradan ayrıldı ve geldiği gibi gitti.

Bir zaman sonra Resûl-i Ekrem Hz. Ömer’e, “O gelen kimdi bilir misin?” diye sordu. “Allah ve Elçisi daha iyi bilir.” dedi Hz. Ömer.

Resûlullah “O, Cebrail’di ve size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu. (Müslim, İman, 1).

Cebrail, Peygamber Efendimize bazen altı yüz kanadı ile birlikte göründü,(Müslim, İman, 280), bazen insan şeklinde (Nesâî, İftitâh, 37). Zaman zaman da sahâbeden Dihyetü’l-Kelbî suretinde (Buhârî, Menâkıb, 25). 

Kur’an’daki ayetlerden, meleklerin çoğu kez insan suretinde Allah’ın mesajlarını peygamberlere ilettiklerini anlıyoruz.

Nitekim ilerlemiş yaşına rağmen Hz. İbrâhim’e oğlu İshak’ı müjdelemeye, Hz. Lût’a kavminin helâk olacağını bildirmeye gelen melekler insan suretinde gelmişlerdir. (Hud, 71, 81)

Nitekim Peygamberimiz Cebrail ile birlikte  Kâbe’de namaz kıldılar. Resûlullah’a abdesti, namazı öğreten Cebrail, imam oldu (Ebu Davud, Salat, 2). Ramazan ayında karşılıklı (Mukabele) Kur’an okudular. İnen âyetleri tekrar ettiler (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 7).

Cebrail, meleklerden bir ordu ile Bedir’de de yetişti imdada. Allah Resûlü, elbisesi mübarek omuzlarından aşağıya düşecek kadar ellerini gökyüzüne kaldırmış; kendinden geçmiş bir şekilde Allah’a yakarıyor, (Müslim, Cihâd ve siyer, 58) yakarışı bin meleğin yer aldığı bir ordu ile karşılık buluyordu (Enfal, 9).

Yüce Allah meleklere, “Şüphesiz ben sizinle beraberim. Haydi destek olun iman edenlere. Ben inançsızların yüreğine korku salacağım” buyurmuştu( Enfal, 12) ve Müslümanlar zaferle döndüler Bedir’den Medine’ye.

“Bedir’in aslanları” nasıl Müslümanlar arasında seçkin ve üstün sayıldılar ise, göklerde de “Bedir’in melekleri” Bedir’e katılmayanlardan öylece üstün tutuldu. (Buhârî, Meğâzî, 11)

Sevgili Nebî Uhud savaşının o sıkıntılı anlarında, “Üstünde savaş elbiseleri ve silahı olduğu hâlde atının başını tutmuş bekleyen şu adam var ya, işte o Cebrail’dir.”( Buhârî, Meğâzî, 1) diyordu.

“Size yetmez mi, Rabbinizin sizi üç bin melekle güçlendirmesi?” diye soruyordu müminlere.

Ardından da şu nasihatte bulunmuştu: “Sabredip Allah’tan sakınırsanız, Rabbiniz sizi beş bin melekle de güçlendirir. Allah bütün bunları sizin gönlünüz yatışsın ve size müjde olsun diye yapıverir.” (Âl-i İmrân,124-126)

Hendek Savaşı sonrasında Peygamber Efendimiz üzerindeki savaş elbisesini çıkartmış ve henüz yıkanmıştı. Başındaki tozları silkeleyerek gelen Cebrail, Hz Peygambere Aleyhisselâm’a Kurayzaoğulları’nın yurdunu göstererek “Onların üzerine yürü.” dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, anlaşmayı bozarak müminleri Medine’de arkadan vurmaya kalkan Kurayzaoğulları’na dersini vermek üzere yeniden yola çıktı (Buhârî, Meğâzî, 31).

Hz. Peygamber’in genç hizmetkârı ve öğrencisi Hz. Enes, meleklerin Kurayzaoğulları yurduna doğru gidişini yıllar sonra şöyle hatırlıyordu: “Cebrail diğer melekler ile birlikte Ganemoğulları sokağından geçerken arkalarından yükselen toz bulutunu hâlâ görür gibiyim.” (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 6).

Yine Cebrail, Hz. Meryem’in gözüne bir insan şeklinde görünmüştür. (Meryem, 16-34, Nisa, 59)

3-Allah’ın İnsanlarla münasebetleri açısından, meleklerin isimleri ve misyonları

a-Kirâmen Kâtibin

İnsanların söz ve davranışlarını kaydeden ve Kur’an’da, “Kirâmen Kâtibin” şeklinde nitelenen yazıcı melekler (ez-Zuhruf, 80; Kāf, 17-18; el-İnfitâr, 11) vardır.

Kiramen katibînin anlamı: Değerli, şerefli yazıcılar demektir.

Her insanın iki omzunda iyilik ve kötülüklerini yazan, istisnalar hariç kuldan hiç ayrılmayan yazıcı melekler vardır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki üzerinizde muhafızlar vardır. Onlar şerefli yazıcılardır, yaptığınız şeyleri bilirler.” (İnfitar, 10, 12)

İki mütelekkiyan (yazıcı melek, insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazarlar. (İnsanın) her sözünü yanındaki gözetleyici ve yazmaya hazır bir melek yazar.” (Kâf, 17, 18) 

Başka bir ayette Kirâmen Kâtibin meleklerine “rakîbün atîd” (her an hazır gözetleyiciler) (Kāf, 18) ismi verilmiştir.

b-Muakkibât ve Hafaza Melekleri

Muakkibât meleklerinin anlamı: Takip eden Melekler demektir.

Kulları, önlerinden ve arkalarından olmak üzere Allah’ın izni ile daima takip eden ve onları koruyan meleklerdir. Gece ve gündüz iki ayrı posta çalışırlar ve sabah ile ikindi vakitlerinde görevi değişirler.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

Onun (insanın) önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan muakkibât (takip edici melekler) vardır…” (Ra’d, 10-11) 

Başka bir ayette de,Muakkibât meleklerine,“hafaza” (koruyucular) melekleri ismi  verilmiştir (el-En‘âm, 61). Bu melekler daima yanımızda mevcuttur. 

Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Birtakım melekler geceleyin, birtakım melekler de gündüzleyin birbirlerini takiben size gelirler. Bunlar sabah ve ikindi namazlarında birleşirler. Sonra sizinle beraber bulunup da görevini tamamlayanlar semaya yükselirler. Kullarının hallerini en iyi bilir olduğu halde Rableri onlara:

−Kullarımı ne halde bıraktınız? diye sorar.

Onlar da:

−Onları namaz kılar halde bıraktık, yanlarına da namaz kılarlarken varmıştık, derler.” (Buhari, 619, 3037, 7353, 7297, Müslim, 632/210).

c-Ölüm Meleği, (Azrail)

Eceli gelenlerin ruhunu kabzeden meleğe âyetlerde genelde “Melek’in” çoğul sîgasıyla “melâike” ismi ile yer verilmiştir (en-Nisâ, 97; el-En‘âm ,61, 93; el-Enfâl, 50; Muhammed, 27).

Bir ayette de “melekü’l-mevt” (ölüm meleği) ismi ile (es-Secde, 11) atıfta bulunulmuştur.

Ölüm anında canlılardan ruhlarını  almakla görevlidir.

Yaygın olarak bilinen Azrâil ismi Kur’an’da yoktur. Azrail ismine sadece bazı zayıf hadislerde rastlanmaktadır.

Emri altında çalışan ve kendisine yardım eden başka melekler vardır. Bu sebeple birçok ayet ve hadiste ‘ölüm melekleri’ şeklinde çoğul olarak zikredilmişlerdir. (Nisa, 97, En’am, 61, 93, Enfal, 50, Nahl, 28, 32, İbni Mace, 4262).

Bununla beraber tekil olarak ‘ölüm meleği’ şeklinde de zikredilmiştir. (Secde 11, Buhari 1261, Müslim 2372/157).

Ölüm melekleri, kulların amellerine uygun bir sıfatta onların ruhlarını almaya gelirler.

(Ahmed b. Hanbel, 4/287, 288, No 18733, 4/295, 296, No: 18815). 

Ölüm melekleri Ahiret yolculuğuna çıkarken bu ebedi yolculukta yol arkadaşlarımızdır.

Kur’an’da, Allah’a inanıp dürüst bir hayat sürenlere son nefesleri sırasında meleklerin gelip ölümden korkmamalarını, kendilerini mutlu bir hayatın beklediğini ve onların dünya hayatında olduğu gibi âhirette de dostları olduklarını ifade edecekleri belirtilir (Fussılet, 30-32).

4-Ahiret Alemindeki Görevleri açısından, meleklerin isimleri ve misyonları 

a-MünkerNekir

Kabirde sorgu yapan ve “MünkerNekir” adlarıyla bilinen iki melek ise yalnızca hadislerde geçmektedir (Tirmizî, “Cenâʾiz”, 70) Sorgulayıcı Meleklerdir.

Kul kabrine defnedilip arkadaşları onu terk ettiğinde Münker ve Nekir adı verilen iki melek onun yanına gelir ve onu;

  1. a) Rabbin kim?
  2. b) Dinin ne?
  3. c) Şu Muhammed denilen kimse hakkında ne dersin? şeklinde üç soru sorarak sorgularlar. (Ebu Davud, 4753, Terğib ve Terhib, 7/75, Tirmizi, İbni Hibbân)
b-Hazin-Hazene  

Âhirette cennetlik müminleri selâmlayarak karşılayacak cennet bekçilerine (er-Ra‘d, 23-24; el-Enbiyâ, 103; ez-Zümer, 73);

Cehennemde, cehennemlikleri karşılayan, görevlilere (ez-Zümer, 71-72; et-Tahrîm, 6; el-Müddessir, 30-31) genel olarak “hâzin” (çoğulu hazene) adı verilmiştir.

c-Cennette Görevli Melekler

Bu meleklerin sayısını ancak Allah bilir. Başları Rıdvan isimli melektir. Onlar cennet ehlini orada ebedi kalmakla müjdelerler ve onlara hizmet ederler. (Süyûtî, s. 67)

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Rablerine karşı gelmekten sakınanlar bölük bölük cennete sevk edilirler. Kapıları açılmış olduğu halde oraya vardıklarında bekçileri onlara: ‘Selamün aleyküm! Tertemiz oldunuz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya! derler.” (Zümer, 73) 

“…Ve melekler de her kapıdan onların yanına girerler: ‘Sabretmenize karşılık selam size! Dünya yurdunun sonu ne güzeldir derler.” (Ra’d, 23, 24)

d-Cehennem Görevlisi Melekler

Sayıları 19 olup, başları Malik isimli melektir.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin diye seslenirler. Malik der ki: Siz (öylece) kalacaksınız.” (Zuhruf, 77)

“Sekar’ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? O ne bırakır, ne de vazgeçer, İnsanın derisini kavurur. Üzerinde on dokuz (melek) vardır. Biz cehennemin işlerine bakmakla, ancak melekleri görevlendirdik. Onların sayısını da, ancak inkârcılar için bir fitne yaptık…”

Kur’an’da Cehennem görevlileri ayrıca “zebâni” olarak da adlandırılmıştır (el-Alak, 18; Müddessir 27, 31).

Netice itibariyle;

Her zaman, her yerde yanımızda bir yerlerde bulunan meleklerle birlikte yaşıyoruz.

Allah tarafından insanlara koruma görevlisi olarak da verilmiş olan meleklerin, şahitlik etmedikleri bir hayat yoktur. Onların tanıklıklarında ne bir eksiklik, ne bir yanlışlık, ne de yalancı şahitlik vardır.

Başta Nuh (a.s), İbrahim (a.s), Lut (a.s), Davud (a.s), Süleyman (a.s), Yusuf (a.s) ve Hz. Muhammed (s.a.v; Bedir, Uhud, Hendek) olmak üzere vb. bir çok Peygamber ve ashabına, zor durumda kalanlara, mazlum ve mağdurlara, meleklerin Allah’ın lutuf ve inâyetiyle yardım etmeleri, destek vermeleri;

Yine Allah’ın emri ve kahrı ile, başta Âd, Semud, Ashab-ı Eyke, Ashab-ı Fil, Lut kavmi, Nemrut, Firavun, Karûn vb. kavimlerin ve zalimlerin meleklerce helak edilmeleri (Hud, Enbiya, Araf, Neml, Fil sûreleri, Âl-i İmrân, 123-125; el-Enfâl, 9; et-Tevbe, 26, 40; Fussilet, 30);

Meleklerin Kur’an-ı Kerimi dinlemeye gelmeleri (Buhârî, “Feżâʾilü’l-Ḳurʾân”, 15; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 242);

Mübarek gecelerden, Kadir Geceside yeryüzünde ilahi kudretin tertiplediği mânevî  atmosfere iştirak ederek görevlerini tebellüğ etmeleri (Kadir suresi);

İslam dininin metafizik boyutundaki meleklere iman konusunda derin hikmetleri ortaya koymaktadır.

Vesselam.

Kaynaklar:

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, Melek mad.

D.İ.B, Hadislerle İslam, I cild, sh. 243.

CEVAP VER