Endülüs’ün Kuruluşu

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Endülüs’ün nasıl oluştuğuyla ilgili üç bölümlük yazı dizisinden sonra artık Endülüs’ün kuruluşuna geçebiliriz.

Tarihe bakıp yaşanan olayları ele aldığımızda, bakış açılarımız olayları değerlendirmede çok etkili olur ve hemen olumlu ya da olumsuz gibi bir sonuca varırız. Bu sebeple de, ‘Endülüs nasıl oluştu’yazı dizimizi için eleştirenler ve kabul etmek istemeyenler çok olmuştur.

Tarihe bakarken objektif kalarak, bugüne getirilmesi gereken birikimi ve alınması gereken dersleri önemsersek, aynı yanlışların tekrar yaşanmamasını sağlayabiliriz.

Hz. Peygamber’in vefatından, yani 632 yılından 756 yılına kadar geçen sürede müslümanlar, İslam’ın kendilerine sağlamış olduğu kazanımlar sebebiyle, geniş topraklara ulaşma imkanına kavuşmuşlardır.

Aradan geçen 124 yılda müslümanlar kendi içlerinde kıyasıya mücadele ettikleri gibi, aynı zamanda da başka dinden ve milletten insanlarla mücadele etmişler ve savaş kültürünün hakim olmasından dolayı da, olayları hep savaşla çözme yoluna gitmişlerdir.

Abbasiler Dönemi ile artık müslümanlar farklı coğrafyalardaki insanlarla tanışmışlar ve bu durum kültürel zenginliğin oluşmasına sebep olmuştur.

…..

Bu yazıyı yazarının sesinden de dinleyebilirsiniz

……

Aynı durum Endülüs’te çok daha bariz şekilde ortaya çıkmıştır.

Farklı coğrafyalarla tanışma, din alanında farklı düşüncelerin çıkmasına sebep olmuş ve ‘mezhepler’ oluşmaya başlamıştır.

İmam Malik 715 yılında doğmuştur ve hayattayken görüşleri Mısır’a kadar yayılmıştır. Ve daha sonrasında Kuzey Afrika ve Endülüs’e kadar ulaşmıştır. 1.Abdurrahman ile kurulan Endülüs Emevi Dönemi’nin ilk başlarında İspanya’da ‘Evzai’ mezhebi yaygındı. Ancak daha sonraki zamanlarda Malikilik yaygınlaşmış ve İspanya’da geniş kitleler elde etmiştir. Bunda etkili olan konu ise Abbasiler’le düşman olmalarıdır.

Görüldüğü gibi müslümanların hüküm sürme ve devlet olma arzuları sebebiyle aynı dönemde iki farklı müslüman devlet tarih sahnesinde olmuştur. Bir de bunlara sonradan katılacak olan Fatimiler (909)’i eklediğimizde, müslümanların ne kadar ayrışmış olduğunu çok daha iyi anlarız.

1.Abdurrahman’ın kurduğu Endülüs Emevi Devleti de diğer müslüman valilerle savaşmak zorunda kalmıştır. Özellikle Vali Yusuf el-Fıhri 1.Abdurrahman’ın devlet kurmaması için özel gayret sarfet etmiş ve onu bu isteğinden vazgeçirmeye çalışmıştır. 1.Abdurrahman’ın ısrarı ve Yusuf el-Fıhri’ye karşı durmasıyla Endülüs Devleti kurulmuştur diyebiliriz.

Endülüs Emevi Devleti kurulmadan önce de İspanya’da müslümanlar vardı ve ‘Vali’ statüsünde şehirleri yönetiyorlardı. 1.Abdurrahman’la birlikte bu şehir yönetimleri devletleşme sürecine girmiştir denebilir.

Müslümanların Endülüs’te yerleşmeleri, hayatlarını en iyi şekilde ikame etmeleri, orada bulunan halkla iletişim kurabilmelerinde onlara yardımcı olan grubun, orada yaşayan yahudiler olduğunu da söyleyebiliriz.

Bunun sebebi de Vizigotlardır.

Tek devlet ve tek din anlayışı ile hüküm süren Vizigotlar, Hristiyanların etkisi ile Yahudiler’e karşı düşmanlığa başlamışlardır. Hz. İsa’nın ölümünü Yahudiler’e yüklemeleri sebebiyle onları daha da düşmanlaştırmışlardı.

Vizigotlar, kararname yayınlayarak, Yahudileri İspanya’dan çıkartmak istemişlerdi. Buna göre; Yahudilerin bütün mallarına el konulacak, zorla hristiyanlaştırılacaklar ve hristiyanlaşmak istemeyenler köle olarak ailelere dağıtılacaklardır.

Ve hatta kimi yerlerde çocukları ellerinden alınarak hristiyan ailelere verilmiştir. Bir bakıma soykırıma tabi olan Yahudiler, bu durumdan kurtulmak istiyorlardı. İşte tam da bu sırada Müslümanlar İspanya’yı fethe başlamışlardı. Müslümanların İspanya’ya gelişi Yahudiler için çok önemliydi.

Müslümanlar kendi aralarında ‘hükümranlık’ için çok kavgalar ederler, savaşırlar ama başka kültürlerle tanışmalar arttıkça birlikte yaşama tecrübelerini de edinmeye başlarlar.

İşte bu sebeple, İspanya’da zülme ve soykırıma tabi olan Yahudiler’le beraber çalışmak, hem müslümanlar için kültürel zenginlik ve hem de kıtayı tanıma ve orada etkili olma açısından önemli bir fırsat olmuştur.

Yahudiler, Müslümanların İspanya’yı fethetmesinde açıkça yardımcı olmuşlardır da diyebiliriz. Özellikle Kurtuba ve Toledo’nun fethedilmesi buna bir örnektir.

Müslümanların şehirleri ele geçirip orada hükümran olmaları sadece kılıç ve güçle olmamıştır. Onların yönetimde kalıcı olmaları, birlikte çalışma içinde oldukları Yahudiler’in yönetimde onlara danışmanlık yapmaları ile de sağlanmıştır.

Endülüs’te oluşan bu ‘birlikte yaşama’alanı, iki dinin ve kültürün harmanlaşmasıyla oluşmuştur. Bu birliktelik sadece yönetimde değil aynı zamanda bilim ve sanatta da birçok gelişmelere kapı aralamış ve İspanya Endülüs Devleti’nde ilerleme çok hızlı olmuştur.

Yahudilerle Müslümanların birlikte çalışmaları karşılıklı alışverişi de getirmiş ve hemen hemen her alanda fikir alışverişi sağlanmıştır.

Müslümanlar 3 bin yıllık Yahudi kültüründen de yararlanarak,yeni bir medeniyet şekli ortaya koymuşlar ve bu da Endülüs’ün oluşmasına zemin hazırlamıştır.

Endülüs’teki bilim ve sanatı da önümüzdeki haftalarda ele almaya devam edeceğiz.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER