Bana Kimse Balkon Konuşmasından Söz Etmesin Artık!

1

Beka siyaseti ile Balkon Konuşması Yapılır mı? / Kavramlara Dair Cemil Meriç’ten bir Alıntı…

Türkiye yazılı ve görsel medyasını tahakküm altına alan iktidar ve müttefikinin diline pelesenk olan yeni kavram olan Beka hakında dün de Sedat Peker konuştu ve “Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘ya beka ya bela’ dediğini belirterek, bu nedenle 31 Mart yerel seçimlerinde ölümüne Cumhur İttifakı’nın destekleneceğini söyledi.”

Sedat Peker’in sözlerinin devamında ise silahlanma çağrısı yer aldı.

Açıkçası Sedat Peker’in de dahil olduğu bu bekalı söylemin bir sonraki aşamasının nereye ulaşacağını öngörmekte güçlük çekiyorum.

AKP’nin değil MHP’nin bir kavramının seçim manifestosuna dönüşmesini başta Erdoğan olmak üzere AKP’nin geniş kadrolarının nasıl hazmettiğini anlamıyorum. Bir önceki seçimin hemen ertesinde meydanları silahlı kutlama ile dolduranlar akla geliyor. Bu defa seçimden önce silahın adı akla getiriliyor.

Türkiye gibi neredeyse varlığını güvenlik siyasetine emanet etmiş bir ülkede silahın gösteri maksatlı da olsa ortalık yerde bu kadar görünür olmasına akıl ermiyor.

Bırakın silahı tabancayı, sessiz protesto haklarını kullanan Cumartesi Annelerini dahi hazmedemeyen iktidarın, bekadan bahseden Sedat Peker’den toleransını esirgememesine artık şaşırmıyoruz.

Daha önce de yazdığım gibi davadan dönenin Bahçeli olmadığına gittikçe daha çok inanır haldeyiz. Akparti yıllar boyunca özene bezene yaptığı “Balkon Konuşması”nı bu defa seçimi kazanırsa nasıl yapacak merak içindeyiz.

Balkon konuşması aslında balkonun altında toplanan kendi kalabalığından ziyade ülkenin tamamına yapılması ile ayrışmaktaydı. Balkon konuşması balkona çıkanın 82 milyona hitap ettiği onlara kendini anlattığı bir toptan durum değerlendirmesi idi.

31 Mart akşamı Akpartinin ittifak ile birlikte alacağı olası bir ekseriyette balkon konuşmasını ekseriyete dahil olmayan kitlelere nasıl formüle edeceği giderek ciddi bir havuz problemine dönüşmüş durumda.

Havuz problemi çözmek havuz gazetesinde yazmak kadar kolay değildir. Siyaset kuramının ve bir ülkede meşruiyet temelli siyasetin alt yapısında seçimleri demokratik yarış olarak görme olgunluğu vardır.

MHP liderinin cılız oy tabanı ile değil ama onu kat be kat aşan bir mütehakkim dille bizi inandırmaya çalıştığı beka siyasetinin AKP’nin çoğunluğu kazanması ile devam edecek koalisyon için olduğunu anlamak zor değil. Zor olan sadece bir oy fazla alanın kazanacağı bir seçimde bir oy az alanın yutkunarak bakacağı neticenin bekaya katkısının ne olacağını anlamak olacak.

Beka söyleminin AKP tarafından bu kadar kolay satın alınmasının ve bir motto olarak benimsenmesinin AKP’yi kurucu ideallerinden ne kadar uzağa taşıdığı ise mutlaka altı çizilmesi gereken bir gerçeklik.

Ümmet siyasetinin öyle ya da böyle en fazla ülkenin %50 +/- birkaç puandan ötesi için kurulan bu ayrıştırma dili ile rabıtasını anlamak da imkansız artık.

AKP, Avrupa’da yükselen yabancı nasyonalist siyasetin akrabası olduğuna kuşku duyulmayan bir anlayışın Türkiye versiyonuna tabi olmaktan çekinmeyerek kendi siyasetinin temel taşlarını da birer birer tartışmaya açtı.

Beka kavramının İngilizcesi “Survivability”, yani hayatta kalabilmek..

Dedekorkut’un kitabında “biz de yiyelim, bu da yesin dese; bitmiş etmegün bekası olmaz, yemek gerekdür” olarak en eski kaydı bulunuyor.

Avusturya kökenli muazzam Türk etimologu Andreas Tietze’nin eserinde “baki kalış, ölmezlik” olarak çevriliyor.
Tietze’nin beka için alıntısı Şair Eşref’ten: “Bekası var mı dehrin dide-i iman ile bir bak / Nice mamure-i alem harebuzare dönmüştür” (Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati Cilt 1: A – E s.265)

Rahmetli Cemil Meriç’i, Tayyip Erdoğan sıkça refere eder. Ona atıf yapar. O zaman biz de Cemil Meriç’ten alıntı yapsak bize de belki bir değer atfedilir.

Cemil Meriç, “Bu Ülke” adlı eserinde kavramlara dair şu cümleyi kurar: “Önce kafalardaki keşmekeşi dağıtmağa, metafizik birer orospu olup çıkan kaypak, hain mefhumlara ışık tutmaya çalışalım.”

Cemil Meriç’in açık sözlülüğüne sığınarak beka denilen ve aslında ölümsüzlük ve hayatta kalmak anlamına gelen bir basit kelimenin hayatlarımızı esir almasına dair itirazımı birinci elden dile getiriyorum.

Demokrasi özgürlük eşitlik adalet insan hakları gibi asli kavramlar dururken zombiler gibi ölümsüzlük peşine düşüp, hayatta kalma üzerine kurulu söz oyununun basitliğine mi kendimizi tutsak edeceğiz?

Hadi diyelim tıp gelişti 100 sene yaşıyoruz. Beka siyaseti 100 bin senelik sonsuz hayat mı vaat ediyor?

Biz bilmiyoruz da transilvanya prensine mi dönüşeceğiz?

Beka denilen basit bir sözden kendisine ansiklopediler yazan MHP başkanı +/- %10 seçmeni ile bu kavramın içinden kendine bir ideoloji dizebilir.
Ama sadece bu toplumun değil insanlık ailesinin bir ferdi olarak anlamı bu kadar sıradan ve tek boyutlu bir sözü binlerce yılda tekamül etmiş insanlık birikiminin tüm değerlerinin yerine koymaya da en az Cemil Meriç’in işaret ettiği kadar itiraz ediyorum.

Mefhumları siz istediğiniz şekle sokup yoğurup kendinize siyaset biçseniz de bir Cemil Meriç gelir, ipliğinizi pazara çıkarır.

O vakit seçimi kazanmak değil, aslında balkona çıkıp halkın gözünün içine bakmak çok daha zor olacaktır.

Yazarın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/veysi.dundar.3344

https://twitter.com/VEYSDNDAR1

https://veysidundar.home.blog

1 YORUM

  1. İnsan ahiret inancını kaybedince hesap vereceği gerçeğine sırt çevirince tek düşüncesi ölümsüzlük olmaya başlar.
    Bunun da mümkün olmaması kişiyi çilgına çevirir ve toplumu kendine düşman olarak görür.
    Ne yöne bakarsa baksın her yönden kuşatıldığını hisseder.
    Aslında olay çok basittir.Çevresine sevgi adalet mutluluk veren bakışları sunması gülümsemesi insanları ayrıştırmadan kucaklaması bir anda domino etkisi yaparak toplumu kaynaştırır.
    Beka sorun olmaktan çıkar artık sefa başlar.
    Hani peygamber efendimiz ve arkadaşları bir gün yürürken bir köpek ölüsü görürler herkes iğrenip başını çevirir ama efendimiz dişleri ne güzelmiş der.
    Çirkinlikler içinden güzellik çıkarmak asıl maharet bu değilmidir.

CEVAP VER