Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (77)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

5 Aralık Cumartesi

Köln

‘Erotizm ve zevk sınırlandırılabilir miydi ki …’

Buket ve Topraksu, üniversite kantininde tanışmalarının ardından, birlikte Topraksu’nun evlerine gitmişlerdi. Kenan ve eşiyle de tanışıp, samimi olmuşlardı.

Aradan geçen zamanda arkadaşlıkları daha da derinleşmiş ve samimiyetleri artmıştı.

Samimiyetin artmasıyla daha sık görüşmeye başlamışlar ve Cumartesi günü için sözleşip, birlikte bir şeyler yapmak istemişlerdi.

Buket’in şık giyinme tarzı ve kadınsılığının aksine Topraksu daha doğal ve sade bir kişilik sergiliyordu.

Giyimlerine yansıyan bu tarz farklılığı, hayata bakışlarında da vardı.

Farklılıkların zıt uyumu birbirlerine karşı yakınlık hissetmelerini sağlıyordu.

Neslihan’dan da bahsetmişti ona, farklı bir çevreden geldiğini, zorluklar ve baskı ile yetişse de, özgürce kendi olma çabasını gördüğünü ve onun adına da mutlu olduğunu.

Neumark’da buluşup biraz kitapçıları gezdikten sonra oturdukları cafede birbirlerini daha yakından tanımak için yaşamla ve gelecekle ilgili konuşuyorlardı.

İkisi de normal ve sevgi dolu bir çocukluk yaşadıkları için bakışaçıları da doğaldı. Her ne kadar farklı kişilikler olsalar da, bu doğallık ve normallik ikisinin de ortak yönleriydi.

Akşam Neslihan’ın yanına geleceğini söyleyip, Topraksu’yu da davet etmişti Buket. Odası küçük olsa da, birbirini anlayan kişiler için mekanın ve zamanın o kadar da önemli olmadığını ikisi de biliyordu.

Topraksu gelmeyi istese de, akşam için anne-babasıyla yaptıkları programdan dolayı gelemeyeceğini söylemiş ve Buket de bunu özlem çekerek anlamaya çalışmıştı.

Anne-babasını İzmir’de bırakalı neredeyse sekiz ay olmuştu ve yetişkin olsa da, onları görme isteği artık özleme dönüşmüştü. Topraksu’nun akşamki programı onu az da olsa kıskandırmıştı. Belli etmemeye çalışmış ve bunda da başarılı olmuştu.

İzmir ve orada okuma isteğini Buket’le de konuşmuş ve onun fikirlerini de almayı uygun bulmuştu.

İzmir’de yaşadıklarını, insanların davranış tarzlarını, toplumsal bilincin seviyesini ona da anlatmış ve onun bakışaçısını da öğrenip karar verme sürecini hızlandırmak istemişti.

Buket için normal olan şeylerdi birçoğu.

Doğup büyüdüğü şehirdeki insan davranışlarını tasvip etmese de tanıyordu ve onun için normalleşmişti.

Farklı davranış şekillerini görmeyenler için aslında durum hep aynıydı.

Neslihan’ın çevresi ile ilgili anlattıklarını normalmiş gibi anlatması ve Buket’in şaşkınlığını gizleyememesi de aslında aynı insan davranışıydı.

Ayrıldıklarında neredeyse akşam olmuştu.

Alışveriş yapan insanların doldurduğu tramvayda kendine yer bulduğu için sevinen Topraksu, konuştukları konuları zihninden geçirip günün değerlendirmesini yaparken, gözleri de hedefsizce dışarıyı izliyordu.

Buket çarşıda kalmış ve Neslihan’ın gelme vaktine kadar kendine birkaç bluz ve etek bakmak için alışveriş merkezine girmişti.

İstasyondan çıkıp, kilisenin merdivenlerini tırmanırken Buket de karşısına çıkmıştı.

Birbirlerini gördüklerinde ikisinin de yüzündeki gülümseme, sevinçlerinin tezahür etmiş haliydi. Sarılıp birbirlerinin sıcaklıklarını hissettiklerinde, ikisinin de içine akan birşeyler olmuştu tekrar. Her seferinde tekrar eden bir coşkuydu bu.

-‘Hoşgeldin. Umarım evde bir terslik olmamıştır bana geldiğin için’.

-‘Yok yok herşey yolunda. Ben artık daha açık ifade ediyorum ne istediğimi. Annem de zaten benim yanında olduğu için, artık daha rahatım’.

-‘Bu çok güzel bir haber. Sevindim’.

Türk restoranında yemeklerini yiyip, eve geçmek ikisi için de daha mantıklı bir karardı. Evde tekrar yemekle uğraşmak zorunda olmayacaklardı.

Zeytinyağlıların da satıldığı bir Türk lokantası aramışlar ama bulamamışlardı.

Nedense Almanya’da bütün Türk lokantaları, sadece döner ve kebap satışında bulunuyordu. Ve sadece büyük şehirlerde, Türklerin yoğun olduğu bölgelerde, lokantalar vardı.

Daha merkezi yerlerde ve toplumun geneline hitap eden, saygın lokantalar nedense yoktu.

Ege’nin zeytinyağlılarının olduğu, et yemeklerinin özenle hazırlandığı, balık ve deniz börülcesinin rakıyla sunulduğu, mezelerin çeşit çeşit arzı endam ettiği, hem iç-hem dış mekanın elit bir şekilde dizayn edildiği, yemeklerini yerken insanların sohbet edip, anın tadını çıkarabilecekleri lokantalar her nedense açılmıyordu.

Eve ulaştıklarında saat dokuza geliyordu. Haftasonu olduğu için caddeler eğlenmeye giden insanlarla doluydu.

Hafta içi sadece çalışmayla vakit geçiren insanlar, haftasonu da sadece eğlenmek için zaman ayırıyorlar. Gece yarılarına hatta gecenin geç vakitlerine kadar eğlenerek, sınırları zorlamanın keyfini çıkarıyorlardı.

Çalışma ve iş hayatındaki kuralcılık ve yoğunluk, bir bakıma eğlenme kültüründe de hakimdi.

Buket’in istediği deli gibi eğlenip, ertesi günler sadece su içip, kendi kabuğuna çekilip somurtmak değil; azar azar içerek zevkin ve lezzetin tadına varmaktı.

Dolaptan aldığı birasını açıp Neslihan’ın yanına oturdu.

-‘Bira içsem seni rahatsız eder mi?’

-‘Tadını hiç sevmiyorum ama rahatsız etmesin diye bir yudum alayım.

Ya bilmiyorum neden ama, kokusunu duyduğumda trenlerde işten çıkmış alt seviye insanları hatırlatıyor, hele onların iğrenç şekilde geyirmeleri falan aklıma geliyor, o zaman da iğreniyorum’.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER