Emekli müftü Mehmet Gündoğdu yazdı: İnsanlığın Ezeli Düşmanı Şeytan

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasûlüne salât, selam olsun.

İnsanlığın Ezeli Düşmanı Şeytan

Her zaman, her yerde, hemen yanı başımızda, hayatı paylaştığımız Allah’ın görünmez varlıkları ve kullarının var olduğunu biliyoruz ve inanıyoruz.

Bunlar, Melekler ve Cinlerdir.

İman esaslarından; Allah’a imanı ve Meleklere İmanı yazmıştık.

Melekleri yazarken, konu birliği çerçevesinde, Allah’ın diğer görünmez kulları Cinleri ve cinlerden olan insanlığın ezeli düşmanı Şeytanları yazalım istedik.

Düşmanını tanıyan inisiyatifi elinde tutar, üstünlük ondadır, daima kazanır.

Düşmanı tanımayan üstünlüğünü  kaybeder, inisiyatifi düşmanına kaptırır.

Şeytanı bilmeyen yoktur, ancak tanımayan çoktur.

Hadi gelin ezeli düşmanımızı tanıyalım:

A-Tanım

Şeytan, Arapça “şetane” kökünden rahmetten uzaklaştı, hak’dan uzak oldu;

“Şâta” kökünden ise, öfkeden tutuştu, helak olacak hale geldi gibi manalara gelmektedir.

Terim olarak; Yüce Allah’ın Âdem’e secde emrine karşı gelip isyan ettiği için ilâhi rahmetten kovulan ve insanların amansız düşmanı olan, cin taifesinin inkarcı kesiminden (el-Kehf, 50);

Gözle görülmeyen fakat varlığı kesin olan, azgınlık ve kötülükte çok ileri giden, kibirli, âsi, insanları saptırmaya çalışan cinlere şeytan adı verilir.  Kötü ve kötülüğün sembolü olmuş varlıktır.

İblis, Arapçada iblâs kökünden türemiştir. Şeytanı ifade etmek için kullanılır.  “Ümit kesmek, pişman olmak, söyleyeceği bir şey olmayıp şaşırıp kalmak” anlamındadır.n (Lisânü’l-ʿArab, “bls” md.); (el-En‘âm, 44; el-Mü’minûn, 77; er-Rûm, 12, 49).

Şeytan, kötü ve kötülük yapan, insanlığın ezeli düşmanı, inkarcı cinler ve insanlar  (taifesine) verilen cins isimdir. (Nas, 6).

İblis ise, Adem’e secde etmeyen şeytanın özel ismidir. (Alusi, Ruhu’l-Meani, Beyrut (t.y.), I , 229).

Kur’ân’da şeytan tekil olarak 70, çoğul  “şeyâtîn” olarak 18 olmak üzere toplam 88 yerde geçmektedir. Kur’ân’daki diğer adı olan iblis ise 11 ayette zikredilmektedir.

Şeytanın diğer isimleri: Garûr, Vesvs, Hannâs, Kâfir, Sağîr, Mârid, Tâif, Fâtin, Mel’ûn, Mez’ûm, Medhûr, Mekzû, Kefr, Hazûl, Adüvv, Mudill, Merid’dir (Frûzâbâd, Kâmus Tercemesi, İstanbul 1305, IV, 665;

B-Şeytanın Mahiyeti

Onu duymayan, bilmeyen var mıdır?

Kimi vesvesesinden, kimi iğvâsından ve ifsadından tanır onu.

Kimine unutkanlığı, kimine korkuları;

Kimine de ruhsal bir rahatsızlığı hatırlatır.

Bazen kurnazlık dendiğinde akla ilk o gelir.

Öyle ya da böyle her insanın zihninde, dünyasında bir karşılığı vardır şeytanın.

Şeytanı bilmeyen yoktur. Çünkü o, insanın cennette başlayıp yeryüzüne gönderilmesiyle devam eden ve kıyamete kadar sürecek olan varoluş serencamının önemli bir figürüdür ve onun kaderi insanla birlikte yazılmıştır.

1-Şeytanın yaratılışı  

Şeytan İnsan yaratılmadan önce vardı. Ne zaman yaratıldığı hakkında bilgimiz yoktur.

Evrende Adem’den (a.s) önce yaratılmış melek ve cin adında iki varlık mevcuttu (el-Bakara, 31; el-Hicr, 26-29).

Melekler ve cinler gibi duyu organlarıyla algılanamayan fakat varlığı Kur’ân-ı Kerîm ve sahih hadislerde kesin biçimde haber verilen şeytan, ateşten yaratılmıştır.

Aslında cinlerden bir varlık olması (Kehf, 50) itibariyle, tıpkı İnsan gibi Allah’a ibadet için yaratılmıştır. (Ahkaf, 56).

2-Şeytan cinlerdendir

“…İblîs cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı…” (el-Kehf, 50)  âyetinden de açıkça anlaşılacağı gibi, aslında şeytan bir cindir.

C-Şeytanın İnsanoğlu düşmanlığına giden tarihi süreç

1-Şeytan imtihan ediliyor

Şeytan, cin denen varlık grubuna mensup idi” (el-Kehf, 50).

Hz. Âdem’e secde emrine kadar hissiyatına dokunan bir teklif yapılmamış ve imtihan olunmamıştı.

Onun bu ana kadar, Allah’ın emirlerine göre mi, yoksa öz nefsinin isteklerine göre mi hareket ettiğinin bilinmesini murad etti Allah.

Hz. Adem’e secde emri ile onu imtihan etti.

Aslında bu secde emri gerçekte (zaman, mekan ve cihetten münezzeh olan ) Allah’adır.

Ancak şeytana Hz. Adem kıble yapılmıştır. İnsana Kabe kıble yapıldığı gibi.

Hz. Âdem’e secde emri onun hissiyâtına ters düştü. Emri yerine getirmekten kaçındı. Gerekçe, kendisinin ateşten, Hz Adem’in ise topraktan yaratılmış olmasıydı.

“Hani biz meleklere Âdem’e secde edin demiştik. İblîs hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu” (el-Bakara, 34).

Böylece o, itiraf ve özür dileme yerine itirazı ve isyanı tercih etti. Ona göre ateşten yaratılmış olmak bir üstünlük sebebiydi. (Sâ’d, 71-85).

Böylece o, ateşin topraktan üstünlüğü gibi iki madde arasında, aslında olmayan bir farklılık görmüştü.

Her iki maddenin yaratıcısının da Allah olduğunu itiraf etmesine rağmen Âdem’in yeryüzünde, Allah’ın halifesi olması, Allah’tan bir ruh taşıyor taşıması gibi (el-Hicr, 29; Sâd, 72) asıl üstünlüklerini bilmezden gelmişti. (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, III, 2135).

Bu anlayış Şeytan’a, Allah’ın huzurundan kovulma, rahmetinden ümit kesme ve kıyamete kadar O’nun lânetini haketme dışında hiç bir şey kazandırmadı.

Çünkü o dar görüşlüydü, maddenin ötesini görememişti. Maddeyi tek ve gerçek ölçü sanmakla şeytanca bir yanılgıya düşmüştü.

His ve duygularıyla hareketi sonucu kendi nefsinden kaynaklanan yanılgısını Allah’ın emrine tercih etmekle insanın üstünlüğü gerçeğini kabul etmemişti.

Çünkü bu secde emri yalnız Âdem’in sahsına değil, zürriyeti de dahil, insan nev’ine verilen bir şeref ve imtiyazdı (Yazır, a.g.e., III, 2129).

Bu aynı zamanda insanın üstünlüğüne yapılan ikinci itirazdı.

Birinci itiraz da meleklerden gelmişti (el-Bakara, 30).

Şeytan’ın bu itirazı, büyüklük taslamaya ve neticede kendisini inkâra götüren bir isyana dönüştü.

Çünkü o, neticede sahibini alçaltacak olan bir tekebbür anlayışına sahipti.

2-Şeytanın cennetten kovuluşu ve lanetlenmesi

Nihayet Allah’tan şu hitap geldi: “İn oradan! Orada büyüklenmek sana düşmez, defol!… Sen alçağın birisin! Defol oradan. Sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lânet sanadır” (el-A’raf, 13; el-Hicr, 34-35; Sâd, 77-78).

3-Şeytanın küfrü Allah’ı inkar değil, Allah’ın  emrine isyandır.

Aslında şeytan, Allah’ı ve öldükten sonra dirilmeyi inkâr etmediği gibi Âdem’in nesli ve zürriyeti olacağını, dünyada bir müddet yaşayıp sonra öleceklerini ve bir gün gelip tekrar diriltileceklerini de biliyordu.

Şu halde onun küfrü Allah’ı ve âhireti inkâr şeklinde değil, teklif edilen emrin gereğini yerine getirmeyi kabul etmeme ve itiraz şeklindedir (Yazır, a.g.e., III, 2135).

4-Allah’tan kıyamete kadar mühlet istedi. (Şeytanın ölümsüzlük isteği)

Hz. Âdem’e (a.s) secde emri karşısında büyüklük taslaması sonucu ilâhi rahmetten ümidini kesen ve tamamen yalnız kalan şeytan, hayatından da endişe etmeye başladı.

“- İnsanların tekrar dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver” (el-A’raf, 14) diye Allah’a yalvardı.

İnsanların tekrar dirilecekleri günden maksat ise sûr’a ikinci üfürülüş zamanıdır (ez-Zümer, 68; el-Mutafffin, 6).

Bu şekilde mühlet istemekle tekrar dirilmeden sonra artık ölümün olmayacağını biliyor ve böylece ölümden kurtulacağını sanıyordu.

Onun bu ölümsüzlük isteği, “…belirli bir zamana kadar” (el-Hicr, 38) kaydıyla, “Sen mühlet verilenlerdensin!” (el-A’raf, 15) seklinde cevaplandırıldı.

Belirli bir zamandan maksat ise, sûr’a birinci üfleniş zamanıdır (en-Neml, 87).

5-Şeytan tevbe etmeyi değil, insana düşmanlığı tercih etti

Belirli bir zamana kadar mühlet verilen şeytan, hatasını anlayıp tevbe ederek suçunu affettirme yoluna gitmedi. Bilakis daha da azgınlaştı.

Kendisine, kıyamete kadar meşgul olabileceği bir hedef seçti. Bu hedef, ilâhi rahmetten uzaklaştırılmasına sebep olan insandı.

Gönlünü intikam duyguları bürümüştü. Cüretkâr bir edâ ile bu duygularını Yüce Allah’a şöyle açıkladı:

Öyleyse, dedi, beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onlar(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım da çoğunluğunu şükreder bulamayacaksın” (Arar,16,17). 

“- Beni azdırdığın için yemin ederim ki, yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim ve onların hepsini saptıracağım” (el-Hicr, 15/39).

“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler. Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.” ( Nisâ, 119).

Görüldüğü gibi, Yüce Allah isyanından dolayı şeytanı hemen huzurundan kovmamış, önce ona konuşma fırsatı vermiş, hatasını anlayıp tevbe etme imkânı tanımış, fakat o, inat ve küfründe ısrar edince, bulunduğu makamdan indirmiştir.

6-Şeytanın insan nesline karşı algı operasyonları nelerdir?

Kur’an-ı Kerim’de  şeytanın insan nesline;

düşmanlık (Fâtır, 5),

saptırmak (Kasas, 15),

vesvese vermek (Nâs, 1-4),

aldatmak (Lokmân, 33),

nankörlük etmek (İsra, 27),

isyan ettirmek (Meryem, 44),

şüpheye  düşürmek (Sebe’, 20),

kötü İşleri  güzel göstermek (Ankebût, 38),

içki, kumar ve fuhuş gibi eylemleri sevdirmek şeklinde, algı operasyonları yaptığı ifade  edilmektedir. (Mâide, 91-92).

7-Şeytanın etkisi altına alamadığı kimseler

Kulluk vecibelerini yerine getirenlerle Allah’a inananlara zarar veremez (Nahl, 99).

Yarın kıyamet gününde gerçek ortaya çıktığında şeytan aczini ve iflasını itiraf ederek gerçekleri ortaya koyacak (İbrahim, 22), ancak bu gecikmiş bir itiraf ve beyan olduğundan kimseye faydası olmayacaktır.

Yüce Allah, Kur’an okunduğunda kovulmuş şeytandan kendisine sığınılmasını emrettikten sonra, Allah’a içtenlikle inanıp ibadet eden, yasaklarını çiğnemeyen kimseler üzerinde şeytanın hiçbir etki ve hâkimiyetinin olmayacağını ifade etmiştir (bk. en-Nahl, 98; el-İsrâ, 65; el-A‘râf, 21).

“Halis kullarım üzerinde senin bir nüfûzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır” (el-Hicr, 42).

Allah’ın hâlis kullarına tesir edemeyeceğini, şeytan, bizzat kendisi de itiraf etmiştir (el-Hıcr, 28-43; el-İsrâ, 61).

“Şeytan seni dürtecek olursa Allah’a sığın, doğrusu O işitir ve bilir. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah’ı anarlar ve hemen gerçeği görürler” (el-A’raf, 200-201).

“Kur’ân okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfûzu yoktur. Onun nüfûzu sadece, onu dost edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir” (en-Nahl, 98-100).

Bu âyetlerden de anlaşılacağı gibi, şeytana, Allah’ın hâlis kulları üzerinde etkili olabilecek hiç bir güç verilmemiştir.

Binaenaleyh düşüncesinde, yaşayışında ve huyunda şeytana karşı olan insan, “Allah’ın kulu” sıfatını koruyacaktır. Şeytana âit bir vasfı taşıyan kimsede ise, şeytandan bir haslet var demektir (Yazır, a.g.e., 111, 2138).

8-Şeytanın kendisine tabi olanlarla, hesaplaşması

Bir kıyamet sahnesinde de şeytan, kendisine uyanları kınayacak ve şöyle diyecektir:

“İş olup bitince şeytan: ‘Doğrusu Allah size gerçeği söz vermişti. Ben de size söz verdim ama, sonra caydım; esasen sizi zorlayacak bir nüfûzum (gücüm) yoktu; sadece çağırdım, siz de geldiniz. O halde, beni değil kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Beni Allah’a ortak koşmanızı daha önce kabul etmemiştim; doğrusu zâlimlere can yakan bir azâb vardır’ der” (İbrâhim, 22).

9-Şeytana tabi olanlara Allah’ın hesap sorması

Allah Kıyamet günü, insanları doğru yoldan uzaklaştıran kötü gruba hitaben şöyle der: “…Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız. İnsanlardan onlara uymuş olanlar, ‘Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık’ derler. Allah, ‘Cehennem, Allah’ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır’ der” (el-En’âm, 128).

İnsanlara hitâben de: “…Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi? And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz? İşte bu, size söz verilen cehennemdir. Bugün, inkârcılığınıza karşılık oraya girin” (Yâsin,59-64)buyurmuştur.

D-İmtihan  edilme sırası Âdem’e geldi

1-Adem ile Havva’nın cennet hayatı

Bilindiği gibi ilk insan olarak yaratılan Hz. Âdem erkekti; Adn Cenneti’nde ikamet ediyordu. Burası Âdem’in ilk vücut nimetine mazhar olduğu hilkat bahçesiydi.

Kendi cinsinden ve nefsinden eşi de yaratıldı. (er-Rûm, 21). Eşinin adı Havva idi (Sahih-i Buhari, Tecrid-i Sarih Tercemesi, IX/81).

Artık evrende iki insan vardı: Âdem ve Havva. Böylece insanın Cennet hayatı başlamıştı.

2-Adem ile Havva’nın imtihanı başlıyor

Âdem ve eşini Allah şöyle uyardı: “Ey Âdem! Eşin ve sen Cennette kal, orada olandan istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz ..” (el-Bakara, 35; Tâ-Hâ, 117-119).

Aslında Âdem’e ve eşine yaklaşılmaması tavsiye edilen ağaç, aynı zamanda bir imtihan sahasıydı.

Onun meyvasından yemek ise, yasak bir fiilin işlenmesi, sorumluluk sahasının dışına çıkılması ve Allah’ın koyduğu bir yasağın çiğnenmesi demekti.

Bu yasağı çiğnemekse Allah’ın tayin ettiği sınırları ve hukuk dairesine tecavüz demek olacağından, bir haksızlık ve dolayısıyla kişinin kendisine zulümdü. Bunun için zalimlerden olursunuz denilmişti (Yazır, a.g.e., III, 2139).

3-Şeytanın intikamı

Öte yandan, Âdem’i kendi felaketine sebep bilen şeytan, ondan öç almayı plânlıyordu.

Nihayet “şeytan oradan ikisinin de ayağını kaydırttı…” (el-Bakara, 36) ve onların yanılmalarını sağladı (A’raf, 20-22; Tâhâ, 120).

Onlara o yasak ağaçın meyvesinden yedikleri takdirde; Melek olabileceklerini ve cennette ebedi kalabileceklerini fısıldıyor ve bu  telkinatında bulunuyordu.

Âdem ve eşi, melek olma veya Cennet’te ebedi kalma ihtimallerini duyunca, şeytanın kendilerine düşmanlık ettiğini, onları aldattığını farkedemediler. “Ağaca yaklaşmayın” emrine sabırsızlık edip, nihayet ondan yediler (Tâhâ, 115).

Ağaçtan meyve tadınca ayıp yerleri kendilerine açılıverdi. (Tahâ, 121).

Allah Âdem’e görevini hatırlatarak “Ben sizi o ağaçtan men etmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” diye seslendi (el-A’raf, 22).

4–Adem ile Havva’nın  yeryüzüne indirilişleri ve şeytanın düşmanlığı dünyada da devam etmesi

Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, ‘Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır’ dedik”(Bakara,36)

5-Adem ile Havva’nın hemen tevbe etmeleri

Nimetin devamlılığı ve Cennet’te edebi kalma arzusu onların bu duruma düşmesine ve şeytana uymalarına sebep olmuştu. Fakat hatalarını çok çabuk anladılar, meleklerin yolunu seçerek derhal tevbe ettiler. “Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, kaybedenlerden oluruz… (el-A’raf, 23) dediler.

Allah da tevbelerini kabul etti (el-Bakara, 37; Tâhâ, 122).

E-Allah’ın şeytana karşı insanları uyarıları

Şeytanla Âdem ve Havva arasında geçen bu hadiseden sonra Allah, şeytana karşı tedbirli olmaları için insanları da uyardı ve şöyle buyurdu:

“Ey insanoğulları! Şeytan, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak ananızı babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. Sizin onları görmediğiniz yerlerden o ve tarafları sizi görürler. Biz şeytanları inanmayanlara dost kılarız” (el-A ‘raf, 27). 

“Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helâl şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır. Muhakkak size kötülüğü, hayasızlığı, Allah’a karşı da bilmediğiniz şeyi söylemenizi emreder” (el-Bakara, 168-169).

“Onlar Allah’ı bırakıp tanrıçalara taparlar ve: ‘Elbette senin kullarından belli bir takımı alıp onları saptıracağım, develerin kulaklarını yarmalarını emredeceğim, onlara kuruntu kurduracağım, Allah’ın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim’ diyen, Allah’ın lanet ettiği azgın şeytana taparlar. Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinen şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır. Şeytan onlara vâdediyor, onları kuruntulara düşürüyor, ancak aldatmak için vaadde bulunuyor. İşte onların varacağı yer cehennemdir. Oradan kaçacak yer de bulamayacaklardır” (en-Nisa, 117-121) Ayrıca bkz. (el-Kehf, 50; el-Fâtır, 6).

Bu âyetler aynı zamanda insanın, şeytanın fitnesinden sakınmasının mümkün olduğunu da gösterir. Yine bu âyetler imansızlıkla-şeytanlık, imansızlarla-şeytanlar arasında bir yakınlık olduğunu ve şeytanın imansızların velileri, âmirleri, işverenleri, başlarına musallat yakınları ve arkadaşları olduğunu gösterir.

F-Her insanın yanında bir melek, bir de şeytanın bulunuşu

Yüce Allah insanı, yol gösteren iyiliği güzelliği, hikmeti ilham eden bir melekle desteklediği gibi, onun yanına, kendisine vesvese veren, kötülüğü süslü gösteren, münkere teşvik eden ve fitneye çağıran bir de şeytan vermiştir.

Abdullah b. Mes’ûd’dan nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğluna şeytan da melek de yaklaşır. Şeytanın yaklaşması, kötülüğe yönlendirmek ve hakkı yalanlatmak şeklindedir. Meleğin yaklaşması ise iyiliğe yönlendirmek ve hakkı doğrulatmak şeklindedir. Kim böyle (meleğin telkinini) hissederse bunun Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamdetsin. Kim de diğerini (şeytanın vesvesesini) hissederse, taşlanmış ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınsın” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 27).

Bu konuda peygamberlerle diğer insanlar arasında hiç bir ayırım yapılmamıştır. Şöyle ki:

Böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı (içi bozuk dışı süslü ve aldatıcı) sözler söylerler” (el-En’âm, 112- 113).

Yani vahyeder gibi seri bir ima ve işaretlerle öyle süslü, yaldızlı sözler telkin ederler ki bunların, sadece dışındaki süsüne bakanlar aldanır ve onların şeytanlıklarına meftûn olurlar.

Hz. Peygamber de bir soru üzerine: “Her insanın yanında bir şeytan vardır” buyurmuş, “Seninle de mi ey Allah’ın elçisi?” diye sorulduğunda, “Evet, fakat Rabbim ona karşı bana yardım etti de, o da bana teslim oldu” cevabını vermiştir (Müslim, Münâfikûn, 11; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 115)

G-Şeytan insanlara yaptırım gücüne sahip midir?

Kur’an-ı Kerim’deki, “Şeytanın hilesi çok zayıftır” ayeti, şeytanın hile ve tuzaklarının zayıflığına dikkat çeker (Nisa, 76).

Pek çok ayet de şeytanın insanlar üzerinde bir yaptırım gücü (sultası) olmadığını bildirir. (Mesela, İbrahim, 22; Hicr, 42; Nahl, 99; İsra, 65; Sebe, 21)

Bu durum, insanın sorumluluğu açısından son derece önemlidir. Eğer şeytan, böyle bir güce sahip olsaydı, o zaman insanlar “Ya Rabbi, sen bize şeytanı musallat ettin. O da bizim irademizi elimizden aldı. Bize bu günahları zorla yaptırdı…” şeklinde Allah’ın huzurunda özür beyan ederlerdi.

Halbuki, şeytanın yaptığı sadece vesvese vermekten, çirkinlikleri, günahları güzel göstermekten ibarettir. İnsan, isterse bu vesveseye uyar, günahkar olur; isterse uymaz, Allah katında derece kazanır.

Tüm bunlar şeytanın sınırsız ve karşı konulamaz bir gücü olduğunu göstermez. Onun gerçek bir gücü yoktur.

Kur’an’ın da ifadesiyle o, ancak kendisine yönelenler üzerinde etkili olabilir, onları haktan, doğruluktan uzaklaştırabilir. (el-Hıcr, 42).

Dolayısıyla onu güçlü ve etkili kılan aslında insanın zaaflarıdır, hırslarıdır, bitmek bilmeyen arzularıdır, hevası ve nefsidir.

Bu yüzden tarih boyunca bütün şeytanî fikirler ve uygulamalar insan üzerinden gerçekleşmiştir. İnsan vasıtasıyla şeytanın egemenliğini artırdığı, sanal gücünü gerçekmiş gibi hâkim kıldığı zamanlar olmuştur.

Yakmalar, yıkmalar, yağmalamalar, istismarlar, zulüm ve vahşetler hep insan eliyle gerçekleşen şeytanî eylemlerdir.

Neticede;

İnsan aklını kullanarak,  imana, irfana, özüne dönmek suretiyle ezeli düşmanı şeytanın sanal nüfuzundan kurtulabilir. Tesirinden korunabilir.

Elbette Yüce Yaratıcı’nın yardımı ve inayeti olmadan bu korunmanın gerçekleşmesi mümkün değildir.

O hâlde, öncelikle, her işin veya  olayın başında; istiâze ile başlamak;

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم

بسم الله الرحمان الرحيم

“Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, başlarım” diyerek Allah’a sığınmak gerekir.

Ayrıca şeytanın vesvese verdiğini farkedenin;

رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım. Rabbim! Yanımda bulunmalarından

da Sana sığınırım.” (Mü’minûn, 97- 98) diye Allah’a sığınması lazımdır.

“Kul eûzü bi-Rabbi’l felak” ve “Kul eûzü bi-Rabbi’n-nâs” âyetleriyle başlayan, Felak, Nâs sûrelerini daimâ bir dua olarak dilimizden eksik etmemeliyiz.

Bunun için 28 Ağustos 2018 tarihinde, Ocakmedya.com’da yayımlanan “istiâze”  başlıklı yazımızı okursak daha geniş bilgi alabiliriz.

Vesselam.

 

Kaynaklar:

T.D.V, İslam ansiklopedisi, “şeytan”, mad.

D.İ.B, Hadislere İslam, I, 267.

Şamil, İslam ansiklopedisi, “şeytan”, mad

Ocakmedya.com, Mehmet Gündoğdu, “İstiâze”  (28Ağustos 2018)

CEVAP VER