Endülüs ve Convivencia / Koexistenz / Birlikte Yaşama

1
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Endülüs’ün fethi ile başlayan sürecin diğer ülkelerden farkı, bir arada yaşama üzerine kurulu olmasından kaynaklanmıştır. Bunu da daha önceki yazımızda ifade etmiştik. Vizigotların kiliseden etkilenmeleri ve siyasi açıdan hristiyan olmaları, müslümanlarla yahudileri birlikte hareket etmeye götüren bir durumdu. Bu da, diğer ülkelerden farklı özellik taşımaktaydı. Diğer ülkelerde müslümanlar fethettikleri yerlerde diğer dinlere de yaşam alanı sağlamış olsalar da, Endülüs’teki kadar ‘birlikte çalışma ve birlikte yaşama’ durumu görülmemiştir.

Endülüs’ü üç bölüme ayırarak değerlendirebiliriz:

Birincisi, Valiler Dönemi (711-756)

İkincisi, Endülüs Emevi Devleti (756-1031)

Üçüncüsü, Murabıtlar Devri ve Gırnata Emirlikleri (1031-1492)

…..

…..

Valiler Dönemi’nde kısmi başarılar ve ilerlemeler olsa da, asıl gelişme ve zenginlik Endülüs Emevi Devleti zamanında başlamıştır. Devlette kurumsallaşma ve toprakların sağlıklı şekilde genişlemesi de bu döneme rastlar.

III. Abdurrahman Dönemi’nde hükümdarlar ‘halife’ ünvanını da kullanmaya başladılar. Bu üç dönem içinde en parlak zaman III. Abdurrahman Dönemi diyebiliriz.

912-961 yılları arası olan bu evre, zenginliğin ve bolluğun dönemidir. Bundan dolayı da bu zaman aralığına ‘Altın Çağ’ ya da ‘Neşe Günleri’ isimleri verilmiştir.

1031 yılında Endülüs Emevi Devleti’nin sona ermesiyle, İspanya’da birçok devletçik hayatını devam ettirdi.

Bu küçük devletlerin hüküm sürdüğü zamanda da ‘birlikte yaşama’ prensibinden pek vazgeçilmemiştir.

Son dönemdeki devletçikler içerisinde öne çıkan da Gırnata Emirliği ya da diğer adıyla ‘Beni Ahmer Devleti’dir.

1232-1492 yılları arasında Gırnata’da hüküm süren Beni Ahmer Devleti Dönemi de, Endülüs Emevi Dönemi gibi müreffeh ve rahat içinde geçmiştir. Hepinizin bildiği El-Hamra Sarayı da bu dönemde inşa edilmiştir. El-Hamra sarayı ve mimarisi sonraki dönemlerde İspanya mimarisine büyük etki yapmış ve normal bina mimarisinde bile izleri görülmüştür.

İspanya’dan Yahudiler’in sürülmesi olarak tarihe geçen 1492 yılı sadece Yahudiler için değil aynı zamanda Müslümanlar için de önemlidir, çünkü aynı tarihte Müslümanlar da İspanya’dan sürülmüşler ve ülkeyi terk etmişlerdir.

Convivencia, İspanya tarihini araştıran tarihçiler tarafından çok sonra ortaya atılan bir terimdir.

‘Bir arada yaşama’, ‘Bir arada var olma’ anlamlarına gelir.

İngilizce karşılığı da ‘coexistence’dir.

İspanya’da Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler birlikte yaşayarak çok farklı bir kültürün oluşmasına sebep olmuşlardır.

Bu üç dinin mensuplarının olumlu ve uyumlu bir şekilde birlikte yaşamaları, hem kendilerini ve hem de karşıdakini algılamaları açısından, onlara yeni pencereler açmıştır.

Daha açık ifade edecek olursak: Convivencia, bu üç dinin mensuplarına birlikte var olma düşüncesini verirken, aynı zamanda da bu üç dinin mensuplarını diğer coğrafyalardaki dindaşlarından da ayırmıştır.

Ne demek istiyorum.

İspanya’da yaşayan Müslümanlar, Convivencia yaklaşımından sonra, diğer coğrafyalarda yaşayan Müslümanlardan daha farklı düşünür hale gelmişlerdi. Diğer coğrafyalardaki Müslümanlar daha tutucu, daha statik, tekdüze olarak hayata bakarlarken; İspanya’daki Müslümanlar çok daha geniş pencereden bakar duruma gelmişlerdi.

Aynı şekilde İspanya’da yaşayan Yahudiler, Convivencia yaklaşımından sonra, diğer coğrafyalardaki Yahudilerden daha farklı olmuşlardı.

İspanya Yahudileri yani Sefaradlar; hayatları, kültürleri, müzikleri, dilleri ve hatta mutfak kültürleri ile bile Aşkenazlardan ve diğer coğrafyalardaki yahudilerden çok farklıdırlar.

1492 yılında İspanya’dan sürülen ve Osmanlı’ya memnuniyetle kabul edilen Yahudiler de işte bunlardır. Açıkçası Sefaradlar’ın çok daha geniş kapsamlı incelenmesi gerekir.

Yahudiler arasında olan bu farklılık tabii ki Müslümanlar arasında da var, bunu ifade ettik. Örneklendirerek sunmak gerekirse.

Diğer coğrafyalardaki tutuculuk, dindeki tek görüşlülük ve hatta selefilik; İspanya’daki Müslümanlarda görülmemektedir.

Selefilik, İslam tarihindeki en eski hareketlerdendir de denebilir. Bu bakış açısı bütün Müslüman coğrafyalara yayılmış ve etkili olmuştur.

İspanya Müslümanları, standart olan bu İslam anlayışlarından çok farklı bir bakış açısına sahip olmuşlardır.

Convivencia kültüründe doğan ve yetişen İbn Rüşd’ün etkisi bütün Müslüman coğrafyalara yayılmıştır. İbn Rüşd ve sonrasındaki İslam düşünürlerinin fikirlerinin etkileri bugüne kadar sürmüştür.

Açıkça şunu da diyebiliriz; Bugün yaşadığımız birçok problem bu iki ekolün yaklaşım tarzlarının farklılığına dayanmaktadır: İbn Rüşd mü, ya da Gazzali mi…

Bu vesileyle de ifade edeyim. Bundan sonraki yazılarımda bu güzergahta devam ederek İslam filozoflarını ele almak, sanıyorum bugünü anlamak için çok yerinde olacaktır.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

1 YORUM

  1. Süleyman Karagülle Hocamız ile
    İslam ve Batı filozoflarını
    ADİL DÜZEN açısından
    ele aldığımız ham bir çalışmamız var.
    Süleyman Akdemir ile değerlendirmeyi düşünüyoruz…
    Sizinle de bir çalışma yapılabilir mi?
    Selam ve dualarımızla…
    RNE

CEVAP VER