Serkan Yıldız yazdı: Hava savunma sisteminde “Peki abi” mi denilir yine?

1
Ankara’da bir grup gazeteciye konuşan, Amerikalı bir üst düzey yetkili; -Türkiye S-400’leri alırsa Amerika ile arasında süren Patriot füze sistemi satın alınmasının sonlanacağını- iddia etmiş HaberTürk’ten Bülent Aydemir’in haberine göre. Ne diyelim? İnşallah öyle bir şey gerçek olur ve tüm kalbimle – profesyonel bakış açımla da diliyorum ki, Türkiye Patriot’lardan vazgeçip yada bir şekilde o masadan kalkıp S-400’leri satın alır…
Şu anda durum ne merkezde bilmiyorum? Savunma Bakanlığı ve Hükümetin bu konuda kararlaştırılmış “politikası” hakkında da bir bilgim yok. Bilgimin olduğu tek şey; Rus S-400’lerin, Amerikan Patriot’lardan çok çok daha iyi bir hava savunma sistemi olduğudur. Bu yüzden bunun üzerinde duracağım…
%99 isabet yeteneği, dikey soğuk fırlatma tekniği ve aynı anda bir çok hedefe yönelebilmesi ile S-400’ler, %60 hedefe isabet yeteneği ile Patriotların çok çok üstündedir. Patriot uçan hedeflere (uçak – balistik füze- insansız hava aracı vb) karşı acı içinde kıvranırken S-400’ler bu konuda uzman gibidir. Patriotlar Körfez savaşında Irak ordusunun elinde olan SCUD füzelerine karşı bölgede komedi derecesinde başarısızlıklara imza atmıştır. Ama ismi “Patriot”dur, yani “Vatansever”. Teknik özelliklerine bakıldığında pek vatansever gibi durmasa da ismi akılda kalıcıdır. Ve iyi de propaganda aracıdır.
S-400’lerde ise bu durum çok daha farklıdır. Uçan hedefler içinde pek bir ayrım yapmaz. Uçuyorsa ve radarda “dost” değilse o düşmandır. AVACS türü hava istihbarat araçlarının sinyallerini bozma gibi küçük sürprizler de yapar size. Amerikan ordusunun medarı iftiharı F-117 Hayalet Uçakları, izleme ve kitlenme gibi özellikleri de vardır sisteminde bulunan bu sürprizleri seven radarın… Etkili menzili 400 KM’nin üzerinde olan S-400’ler bu konuda Patriota da iki kat fark atmaktadır. Gelecekte radarlarında yapılacak yenileme ile menzilin 600 km.ye çıkacağını da duyurmuştur Rusya. Mobil ve sabit rampa özelliği Patriotlar için avantaj gibi gözükse de aynı durum s-400’lerde de uygulanmaya başlanmıştır. Yani Patriotların en büyük albenisi de ellerinden gitmiş, boyunları iyice bükük kalmıştır.
Diğer yandan S-400’lerin tek bir komuta merkezi 6 bataryaya komut verebilir ve her bataryada 12 fırlatma aracına komuta eden bir radar vardır. Böyle yazınca çok karışık gibi geldi. Haklısınız, şöyle diyeyim: Elinizde S-400’nüz varsa eğer, tüm bu 12 füzeyi sadece 3 personelle kullanabilirsiniz. Ama 12 Patriot füzesini kullanmanız için 12 ila 18 arası personele ihtiyacınız var demektir.
Diğer bir özellik ise; Amerikan Patriot Hava Savunma sistemini dünya üzerinde 30’dan fazla ülke kullanmaktadır. (Sebebi bilinmez ama Coca Cola’nın yanında promosyon ürünü gibi dağıtılmış sanki). Fakat S-400’leri dünya üzerinde sadece Rusya ve Çin kullanmaktadır.
Ve şimdi bu listeye sanırım bir de Türkiye eklenecek.
Bu konuda yarı-profesyonel biri olarak -Bir hava savunma uzmanı olmadığım için -yarı- diyorum ama en yakın arkadaşlarımın çoğu Hava Savunma Uzmanı olduğu için biraz da bu yüzden kendime -profesyonel- diyebilirim sanırım- iki hava savunma sistemi arasındaki farkları ezbere bu kadar bilirken bu satın alma işlemindeki uzmanların bu konuda çok çok daha derin bilgilere sahip olduğunu düşünmemek aptallık olurdu.
Sizin de fark edeceğiniz gibi, iki sistem arasındaki farkları “kinayeli” bir dille yazdım. Eğer ki önümüzdeki günlerde “Türkiye XXX kadar S-400 aldı” haberlerini okursak ne ala… Ama “Türkiye Amerikan Patriot füzelerinin montajı için izin aldı” gibi haberler okursak… İşte o zaman… Demedi demeyin, bu kazan kaynar arkadaşlar…
En başta ben çıkarım; “Patriotları aldık tamam da Amerika bu hurdaların yanında başka ne verdi?” diye! Bir uçak gemisi fena olmazdı… Çünkü göz göre göre hurdaya para verilmişse asıl oradaki amaç alınan hurda değil onunla birlikte faturaya yansımamış hizmet – ürün ya da bonuslardır. Evet sorarım, Ne verdiler başka? Eşantiyon olarak? Çünkü aklı başında hiç kimse bir yerde S-400’ler dururken ve Türk Lirası ile ödeme kolaylığı da varken, diğer yerde onun 8 gömlek düşüğü bir sistem 3,5 Milyar dolar verilerek alınırsa bunu sadece ben değil mahallenizin meczubu bile sorar… Nasıl bir cevap alırız orası muamma ama.
Şu an Türk Hava Kuvvetlerinin “Ana Hava Savunma Sistemi” Nike Hercules füze sistemleridir. Azami 150 km menzilli, 45 km irtifa kapasitesi olan, 500 kg ağırlığında parça ve infilak tesirli başlığı, katı yakıtlı roket motoru kara hedeflerine karşı da etkili olabilen bir füze sistemidir bu. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum, 1 füzeyi ateşlemek için, radarcısı, launchercisi, subayı, astsubayı derken bayağı bir personel gereklidir. Ama en trajik olan kısmı; bu teknoloji -yani ABD’nin bize satmış olduğu bu teknoloji- 1950’li yıllarda ABD’nin Sovyet bombardıman uçaklarına karşı önlem amacıyla yarattığı bir sistemdir. Sene kaç? 2019… Ve bizim hava savunma teminatımız 1950’lerden kalma… 1959-1964 yıllarında bu sistemi alıp İstanbul 15 nci Füze Üs Komutanlığı envanterine katmışız ve sonra sanırım uyuyakalmışız…
Bunun başka bir açıklaması yok çünkü… Ha bir de şu olabilir tabii: O yıllarda Rahmetli İsmet İnönü’nün ülkeyi 2 nci Dünya Savaşına sokmama başarısı ve sıfır dış borçla yönetme kabiliyetinden sonra sırayı kapan Adnan Menderes hükümetinin Marshall yardımları ile göbeğimizden Amerika’ya bağlaması açıklama sayılabilir. Paçayı kaptırmışız bir kere… “Alın, bunu kullanacaksınız ve şu fiyata satın alacaksınız” dediklerinde “Yok, kalsın” deme lüksümüz kalmamış… “Peki Abi…” demişiz ve almışız… Seneler ilerleyip de Hava Savunma Sistemimizi güncellemek isteyip bir kaç ülkeyle görüştüğümüzde hemen Ankara’nın telefonu çalmış; “Hayırdır genç? Füze mi alacaksın sen?”, “Şey evet efendim. Yani çok eskidi bunlar. İhtiyaca da cevap vermiyor.” , “Saçmalama yahu! Ben şimdi bir ekip gönderirim, onların hepsini update ederiz. Ne yapacaksın başka yerden alıp. Üstelik sana ve bugüne özel %20 indirim yapacağım…” Ne demişiz dersiniz? “Peki Abi…”
İşte şimdi dananın kuyruğunun koptuğu yerdeyiz… Eğer ki, önümüzde S-400 gibi çağın gerekliliklerine uygun bir sistem varken biz gidip hurda Patriotları alırsak yine birilerinin telefonuna “Peki Abi…” dediğimizden dolayıdır. “Ey Amerika! Sen ne diyorsun!” diyemediğimizdendir. Ama TV şovlarında değil, gerçekten ve yüreklice o telefon çaldığında diyemediğimizdendir…
Bunun başka bir açıklaması olamaz çünkü!

1 YORUM

  1. Yazılarınızı büyük bir merak, heyecan, hayranlık …. ile takip ediyorum. Oturup karşılıklı bir sohbet edelim desem herhalde zaman yetmez ama belli mi olur belki bir gün mesela siz yaşlanınca.ama o kadar da bekleyemem. en iyisi galiba bir kitap yazmanız.

CEVAP VER