Ülkemize sığınanlar konusunda uyarılarım var…

0

Ankara Tabipler Odası Halk Sağlığı Komisyonu tarafından, Suriyeli İşçilerin Çalışma ve Yaşam Koşulları başlıklı bir panel düzenlendi. Panelin konusu, “Türkiye İşçi Sınıfı”nın bir parçası haline gelen Suriye işçi sınıfıydı. Suriyeli işçilerin, Türkiyeli işçilere göre sendikal haklar, çalışma, barınma ve yaşam koşulları, ücret ve güvenceli çalışma bakımlarından nasıl ikinci sınıf muamele gördükleri, ayrıştırıldıkları gündeme getirildi. Güvencesiz emeğin işgücü ekonomisinde Marksist sınıf analizinde tam olarak neye karşılık geldiği detaylı olarak aktarıldı. Suriyeli işçilerin tam anlamıyla bir proletarya olmadığı, onlara ancak “prekarya” denilebileceği ve Türkiye İşçi Sınıfına entegre olarak düşünülmeleri gerekliliği konuşuldu.

Güzel.. En azından “Dünya İşçileri” için ayrım yapmaksızın birileri bir şeyler diyor. Suriyeli – Türkiyeli – Gürcü – Şilili… Fark etmez… Ancak içinde bulunduğumuz coğrafyayı düşünürsek bizi Güney Afrikalı bir işçiden daha çok Suriyeli – Türk işçisi hassaslaştırır. Dünyanın bir yerinde bir işçinin alın teri istismar edilmişse elbette tüylerimiz diken diken olur, bu da ayrı…

Ancak ülkemizde, bugün, bu tarihte, bu çağda “Suriyeli İşçiler”den biraz daha öncelikli sorunlarımız var… Suriyelilerin yaşadığı mahalle ve yerleşkelerde şiddet eylemleri olduğuna dair konuşmalar da geçti aynı çalıştayda… Çok üzüldüm… Çok hem de… En sonuncusu, Kartal’da gerçekleşti. Ne acıdır…

Bir çok kirli bilginin düpedüz bizi esir aldığı “baldır bacak medyasının” hengamesi altında yaşarken, Suriyelilerin oy kullanacağı, kamu hizmetine alınacağı, sınavsız üniversitelerimize yerleştirildiği gibi… Bizler öfke ile gözleri dönmüş bir şekilde “saldırganlaştırılıyoruz” Suriyeli sığınmacı ve mülteci “insanlara” karşı… Evet; onların da “insan” olduğunu unutarak…

Ne acıdır… Ama asıl acı olan “cehaletimiz…”

Geçtiğimiz günlerde bir sohbet sırasında bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bana şöyle dedi: “Yahu, biz ülkemizi düşmandan korumak için savaştık! Onlar kaçıyorlar! Kaçıyorsa eğer ülkesinden, ne hali varsa görsün…”

İşte acı olan kısım bu: O kaçıp buraya sığınan Suriyelinin ülkesi başka bir yabancı tarafından işgal edilmiş değil ki? O kaçıp gelen, ülkesindeki rejimden, sistemden, sistem dışı / içi uygulanan zulümden kaçıp bize sığınmış bir “insan”… Şöyle düşünün: Yaşadığınız ülkede yönetimde bulunanlar, sana, “kendileri gibi düşünmüyorsun diye” şiddet uyguluyor, zorluyor, baskı yapıyor… Ne yapacaksın? Ne seçeneklerin var? Düşman kim? Dost kim? Nasıl kalkacaksın bu işin altından?

İşte durum bu kadar basit… Yoksa kendi evini, barkını bırakıp, hiç tanımadığı, bilmediği senin bir kentine sığınmış olarak yaşamak ona da çok cazip gelmiyordur eminim.

Efendiler, ben Suriye’nin Akdeniz’e kıyısı olan Lazkiye, Banyas, Tartus gibi şehirlerini gördüm… Bizde sığınmacılara ev sahipliği yapan şehirlerden aşağı kalır bir yerleri yok. Bodrum’la bile mukayese edilebilirler ve üstelik oralar halka bedava! Bodrum’da plaja, beachcluba girmemiz engellenebilir, ama o şehirlerde sahiller Suriyelilere ücretsiz… Kimimiz, buraya gelen her Suriyeli’nin kendi ülkesinde deve üstünde gezen bir çöl bedevisi olduğunu sanıyoruz…  Aklımızda tutmamız ve hiç unutmamamız gereken tek bir nitelik var: “ONLAR DA İNSAN”…

Avrupa’da bazıları nasıl bizlere “deveye binen, fes takan Türk” anlayışıyla bakıyor ve bizler onlara nasıl gülüyorsak, işte o Banyas’ta dubleks villasını sadece muhalif olduğu için terk edip ülkesinden göçmek zorunda olan Suriyeli de kendisine bunu yapanlara aynı şekilde gülüyor…

İnsanları hor görmek utanılası bir durum.

Bunu yapanlar düpedüz “İnsanlık suçu” işliyorlar.

Hiçbir Suriyeli kendi evini – barkını – malını – mülkünü hatta memleketini severek isteyerek bırakıp koşarak gelmiyordur buraya… Düşünün bir: Bundan 10 yıl önce neden hiçbir Suriyeli koşarak gelmiyordu? Aynı rejim, yine iş başındaydı… Aynı sistem yine oradaydı…

Suriyeli birkaç kendini bilmezin yaptığı aşırıya kaçan davranış alışkanlıkları bizleri rahatsız ediyor. Unutmayalım ki, rahatsızlık verecek şekilde davrananlar bizde de var, her ülkede var… Almanya’da Nürnberg Metro istasyonu tuvaletinde “Ayaklarınızla çömelerek kullanmayınız” diye yazan ve şekille de bunu gösteren “klozet kullanma talimatı” duvarda halen asılı duruyor. Yani orada klozet kullanma sorunlu Türkçe bilen “Suriyeliler” var, öyle mi? Kendimizi başkalarına küçümseyerek bakan Alman yerine koyduğumuzu fark edelim artık; özellikle market alışverişimiz sırasında aldığı sodanın parasını denkleştirmek için mücadele eden bir Suriyeliye tahammül edemediğimiz zaman bunu fark edelim…

Toplu taşıma araçlarında Suriyeli yanına oturmayanlar var. Sebep? İnanın bilinmez… Ama 1950’lerde Amerika’da da benzer bir uygulama vardı ve “colored citizens go and sit back” duyurusu yapılır, otobüsün arkasında durmaları gerektiği bir tabelayla hatırlatılırdı siyahilere… Ne utançtır! Kendimizi o duruma düşürmememiz şart.

Suriyeli bir dilenci gördüğünde tüyleri diken diken olan bir “platin sarısı saçlı – pembe ojeli – orta yaşlı – Dolce Gabbana çantası” olan bir vatandaşımız bir başka dilenci Türkçe yakardığında aynı hisleri duymuyorsa suç kimdedir? Elini makinaya kaptırmış Suriyeli bir işçi, kan feryat içinde hastaneye koştuğunda bir sağlık emekçisi karşısına bir Türk işçisi gelmiş gibi rahatsızlık duymamalıdır oysa. Arapça ile midir ters davrananın problemi, yoksa ev bulmakta zorlanan, bilmediği bir dilin hakim olduğu coğrafyada yaşayan Suriyeli ile midir?

Tarih, hiç şüphe yok, bugün ülkemize sığınmış Suriyelileri hor görüp aşağılayan, onlara üçüncü sınıfmış gibi muamelede bulunanları “utanç” içinde yargılayacaktır! Kim olurlarsa olsunlar… 20. yüzyıl ortalarına kadar zencilere uygulanan zulme katılan Beyaz Amerikalılar bugün horlanıyorlar…

Kendi hesabıma ben, neyse ki, hiç o “Beyazlar” gibi olmadım… Bugün de yarın da diyeceğim şu: “Dünyanın bütün halkları! Birleşin! Zulme karşı, bağımsızlık, özgürlük ve emek kurtuluşu için… Birleşin… Suriyelisi de, Türkiyelisi de, Ermeni’si de, Japon’u, hatta Meksikalısı da… Birleşin…  Ve zulme hep birlikte bir -DUR- deyin” Çünkü siz demezseniz bu zulme “dur” diyecek kimse olmaz!

Bu kadar basit…

CEVAP VER